BİZİM “MUZİC YARATIKLAR”

Türkiye’nin en büyük eksikliği giderek daha çok duyumsanıyor: Felsefesizlik! “Felsefe”yi kuşkusuz “Bakış açısı” ya da “vision” anlamında kullanmıyorum. Felsefe gibi felsefeden söz ediyorum.
Sığlıklardan, popülizmden, cazgırlıklardan, çığırtkanlıklardan değil yoğunluk ve derinliklerden söz ediyorum.
Neden bir filozof iktisatçımız, neden bir filozof politikacımız, neden bir filozof felsefecimiz yok! Pierre Bourdieu gibi, Andre Gorz gibi, Richard Rorty gibi, Edgar Morin gibi…
Ama haksızlık yapmayalım: Şoseden sapan Türkler de var: Korkut Boratav, Bilsay Kuruç, Arif Dirlik, Emre Kongar, Erinç Yeldan, kadim dostum Tevfik Çavdar…
***
Özellikle vitrinlerde ve şoförün sağında oturan iktisatçılarımız ve sosyologlarımız ecnebi başkalarının patenti altında üretim yaparlar, ithal malı düşüncenin paketini bile değiştirmek zahmetine katlanmazlar.
Örneğin televizyonların AB silahşörlerinden bir iktisat “Prof.Dr.”undan bireyi tanımlamasını isteseniz, öylesine hazırlıklıdır ki, hiç düşünmeden, “Birey liberal toplumun, liberal ekonominin, liberal düşüncenin ürünüdür!” der. “Acaba ?” sorusunu kendine sormadan!
Oysa benim sözünü ettiğim filozof iktisatçı konuşmadan önce ve sonra hep “Acaba” sorusunu sorar kendine. Çağdaş ABD toplumunun hal-i pürmelalini hayal ederek “Liberal düzen zorunlu olarak neden birey, özgür birey, özerk birey üretsin?!” diye sorar kendine.
“Avrupa Birliği’ne karşı olanların, AB’yi eleştirenlerin hepsi budala olamaz, aralarında biraz akıllı olanlar da olmalı! Değil mi?” diye düşünür.
Koşulsuz olarak Avrupa Birliği’nin yanında yer alanlar çağdaş ve akıllı! Avrupa Birliği’ne karşı olanlar, Avrupa Birliği’ni tarihsel bilinçle eleştirenler korkak, budala, aptal ve dinozor!
Bu da felâsife erbâbanın felsefesi işte!..
***
Liberal toplumun alamet-i farikası: Rekabet!
İlerlemenin ve gelişmenin motoru: Rekabet!
Güzel!
Ama felsefe şu soruyu sorar: Rekabet düşüncesi ve eylemi daha adil, daha özgür, daha insani bir dünyanın yaratılmasına katkıda bulunuyor mu, bulunur mu, bulunabilir mi?
Felsefi düşünce oyunu tek perdelik değildir! Bir gerçeğe 360 derecelik bir çemberin her noktasından bakar!
Ama çoğulculuk peşinde olanlar, felsefenin çoğul yönünü göremiyorlar. Çünkü susam büyüklüğünde bir felsefe kaygıları yok. Ne yüreklerinde, ne de beyinlerinde!
Böyle olduğu için Avrupa Birliği casusluğunu, AB’nin Beşinci Kol ajanları gibi davranmayı özgür ve özgün düşünce sanıyorlar. Ve Avrupa Birliği’ni hak etmediği ölçüde sevimsizleştiriyorlar.
***
Evrim teorisi olarak Darwin’in düşünceleri her gün daha bir gerçekleşiyor, doğrulanıyor. Doğru! Ama toplumsal Darwincilik, mesleki Darwincilik ne kadar ahlaki, ne kadar insani, ne kadar barışcıl? Filozof iktisatçı bu soruların yanıtını araştırmadan er meydanına çıkmaz!