“BOK” VE “MERDE” ÜZERİNE FELSEFE

“Cinsel ilişkiye ilişkin bir sözcüğü, küfür, hakaret ve aşağılama anlamına gelecek biçimde kullandığınız için sizi kınıyor ve sizi izlemekten vazgeçiyorum. Umarım kadınların konumunun kullanılan dille ilişkili olduğunu bir gün anlarsınız. Hoşçakalın”

***

Bir kadın okurcu yukardaki satırları “BOK BOK OLDUĞUNU BİLMEZ” başlıklı yazımda geçen  metaforik “KAFA S.KMEK” deyimini protesto etmek için göndermiş.

Fırsat bu fırsat biraz dil dersi yapalım: Cinsel ilişki, dişi ve erkek iki cinsin katılımıyla yapılan bir eylemdir ve bunun dilimizdeki karşılığı S.K.ŞMEK’tir. Bu eyleme SEVİŞMEK de denebilir, DÜZÜŞMEK de YATMAK da denilebilir. Metnin niteliği ve mesajıyla ilgili olarak seçim yapılır. Bu dört sözcükten dördü de diş fırçalamak eylemini değil iki tarafın da gönüllü ve istekli olduğu cinsel ilişkiyi gösterir. S.KMEK sadece erkek tarafın etkin olduğu bir eylemdir. Bu para karşılığı olur, menfaat karşılığı olur ya da tecavüzle olur. Hayvanla bile olduğu olur!

“Bayan” okurcu, “Kafa s.kmek”in metaforik anlamlarını Ekşi Sözlük ile Uludağ Sözlüğü’nde bulabilir.

Gerisi beni ilgilendirmez. Yaptığına “Öküzün altında buzağı aramak!” denir. Aynı rezil işi hükümetin sansürü ve türlü çeşitli sansürcüleri  de yapıyor.

Bir başka okur da şu yorumu yazmış:

“İlber Hoca’nın sözünü ettiğiniz sözcüğü, “iki nokta arasındaki en kısa mesafe düz çizgiden geçer” tümcesinin bir başka yalın halidir, diye düşünüyorum. Siz de bunu pek güzel pekiştirmişsiniz. Teşekkürlerimle.”

***

İlkel insan, bu güzel insan, içten ve harbî insandı, kendi gövdesini, organlarını, dış dünyadaki nesneleri, somut olguları ve soyut kavram ve varsayımları adlandırdı ve kendince doğru adlandırdı. Burun’a burun, göze göz dedi. Aynı yöntemle cinsel organları da adlandırdı bütün dillerde “.m”a  “.m”, “.mcık”; “g.t”e “g.t”; “s.k”e, “s.k” dedi ve ilk yapılan sözcüklere de böyle geçti.

Bu iğrenç iki yüzlülük “Batılı” dediğimiz çağdaş uygar ülkelerde yok. Claude Lévi-Strauss’unher uygarlık uygarlıktır, her kültür kültürdür” anlayışına pek kulak asmadığım ve karışıklığa yer vermemek için, genellikle, kültür ve uygarlığın önünde “çağdaş” sıfatını kullanırım. Ama Türkiye’deki ilkelliğin ikiyüzlülüğüne ne demeli: Yazıp konuşurken, penis, vajina (vajin) derler, bazen bu iki sözcüğün önüne bir “afedersiniz” de  eklerler. Bazen “cinsel organ” derler. Ama deveyi hamutuyla yutanlar, ihale götürenler, ayakkabı kutusunu dolarla dolduranlar, bir gecede milyarder olanlar, insanları aç ve yoksul bırakanlar (ve aileleri),  yaptıklarından utanmazlar ama (bu) cinsel organların gerçek adını ağızlarına almaktan utanırlar, yolsuzluklarından utanmazlar.

Ben bunları kendimden ayırmak için bu organları sözlükteki karşılıklarıyla (metaforik tanımlamalarla değil) kullanıyorum. Size de tavsiye ederim: Ağzınızı doldura doldura, kadın erkek, çocuk yetişkin tanımadan, ağzınızı doldura doldura söyleyin ve özgürleşin.

Bu yazıda kullandığım noktalar (.) bir kereliğinedir, ikiyüzlülüğü göstermek içindir.

Bana gönderilen e-postalara, ister okurlar, ister okurcular göndermiş olsun, kişisel cevap vermem. Böyle bir “meslek içi eğitim fırsatı” çıkarsa bir şeyler karalarım: Değerli arkadaşlar, sanıldığı gibi, yazarla okur arasında çift taraflı ilişki yoktur, ilişki tek taraflıdır: Yazarken, yazarın kafasında belli bir okur imgesi yoktur, olmamalıdır. Yazmakta olduğu metin vardır. Demek oluyor ki “S.kmek” fiilini protesto eden feminist(?!) okurcu benim muhatabım değildir. Bu fiili, bu sözcüğü onaylayanlar da muhatabım değildir. Beni okuyan okurun muhatabı ben değilim, metindir!

Aranızdan yazdıklarıma itiraz edecekler olabilir ama konuşma hakkı yoktur. Çünkü dilbilim, yazınbilim ve yazınsal söylem konusunda resmi ya da özel eğitim-öğretim görmemişler bu konuda konuşamaz. Sözcüklerin hepsi birbirine eşittir. İyisi, kötüsü yoktur. Eskiden, çok eskiden sözcükler sakınılmadan kullanılırdı. Özellikle, kutsal kitaplarda bile cinsel organlar biyolojik gerçek adlarıyla anılırdı. Bu organların  adlarının kullanılmaması, yerlerine dolaylı sözcük ve deyişlerin kullanılması, toplumların başına işler açmıştır. Bu konuda birkaç örneği bilgi ve ilginize sunuyorum:

Özdemir İnce

24 Nisan 2015

***

MUHAMMED BİN HAMZA’NIN KURAN TERCÜMESİ

Aydın Turunç adlı okurum, 26.12.2008 tarihinde yayınlanan “Nur Suresi, 31.Ayet (24:31)” adlı yazım için, Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan, (Dr.Ahmet Topaloğlu’nun yayına hazırladığı)  Muhammed bin Hamza’nın Kuran çevirisine bakmamı tavsiye etti. Muhammed bin Hamza’nın  çevirisi 1424 yılında, yani 584 yıl önce tamamlanmış. Yorumsuz ve sözcük sözcük yapılan bir çeviri. Üstelik Türkçeye yapılan ilk kuran çevirisi. Bu bakımdan çok önemli. Aydın Turunç’a bu beklenmedik  yardımından dolayı teşekkür ederim ! 26 aralık tarihli ve bazı Kuran çevirmenlerinin yanlış yorumlar yaptığını ileri sürdüğüm yazım İslamcı yazıcıların saldırısına uğradı. Söz konusu yazımda Mustafa Sağ’ın çevirisine dayanarak Kuran’da (24:31) “Baş örtmek” fiilinin bulunmadığını ileri sürmüştüm.

Şimdi Muhammed bin Hamza’nın Türkçeye yaptığı ilk çeviri imdadıma yetişti (S.283-284): “Eyit mu’minlere : Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasunlar ferclerini ; ol arurakdur anlara.” (24:30) Günümüz Türkçesi ile : “Söyle erkek inananlara : Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ve  cinsel organlarını saklasınlar ; bu onlar için daha temiz davranıştır.” “Dakı eyit mu’mine avratlara : Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasınlar ferçlerini. Dakı göstermesinler bezeklerini… Dakı bıraksunlar derinceklerini göncükleri üzre…” (24:31) Günümüz Türkçesi ile : “Ve söyle inanan kadınlara : Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ve saklasınlar cinsel organlarını. Ve göstermesinler zinetlerini (süslerini)… Ve yakaları üzerine bıraksınlar başörtülerini…” Görüldüğü gibi Muhammed bin Hamza’nın çevirisinde “baş örtmek” diye bir şey yok.  Ama cinsel organın adını kıvırtmadan, harbî yazıyor. Çünkü Arapça Kuran’da da “Saklasınlar cinsel organlarını (furujlarını)” yazıyor. O da harbî ! Göğüslerin, memelerin gösterilmemesi isteniyor; başörtüsü bunları örtecek şekilde salınsın deniliyor. Şimdiki kadınların “ferçlerini”, göğüslerini saklamak için başörtüsüne gereksinimleri mi var ? Hem yanlış çeviriyorlar, hem yanlış yorumluyorlar, hem de okuduklarını anlamıyorlar. Muhammed bin Hamza’nın çevirisinde geçen Arapça “Ferc” sözcüğü 15.yüzyılda kadın ve erkek cinsel organı anlamına geliyormuş. (Muhammed bin Hamza, “Kur’an Tercümesi, İkinci Cilt (Sözlük)”, Kültür Bakanlığı, 1978. S.216). Aynı sözcük günümüzde “kadın cinsel organı” anlamına geliyor. Arapçada  “farj” (tekil), “furuj” (çoğul) ! Dr.Ahmet Topaloğlu, biraz kuşkuyla da olsa, Muhammed bin Hamza’nın, Molla Fenârî lakabıyla tanınan büyük Türk bilgini, ilk şeyhülislâm Şemseddin Muhammed bin Hamza olabileceğini yazıyor. (Muhammed bin Hamza, “Kur’an Tercümesi, Birinci Cilt, Kültür Bakanlığı, 1976. S.13-16). Dikkatinizi çekmek isterim : Molla Fenârî eserlerini Arapça yazıyor. Muhammed bin Hamza’nın (Molla Fenârî) Arapçayı ve “Furuj”un anlamını  çok iyi bildiği ve çeviri eyleminde çok dürüst olduğu kesin ! Ben onun çevirisine inanıyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Başkanı ve İslâmcı hanedanlar acep ne derler  bu işe ?

(HÜRRİYET,22 OCAK 2008)

***

Ferç: Am, sik, penis, vajina

***

YALANLA  PAZARLIK  OLMAZ !

Kim ne yaparsa yapsın, Cumhuriyet yalanla, fesatla, kalpazanlıkla  pazarlık yapmamak ve asla uzlaşmamak zorundadır ! Türbanı dinsel açıdan meşrulaştıracak hiçbir dayanak yok !  Başbakan’ın dediği gibi “Velev ki var”, Anayasının önüne mi geçecek dinsel dayanak ? O zaman anayasayı da değiştirirler ! Değiştirirler ama siyaseten gayrı meşru olurlar. “Anayasayı tebdîl ve tagyîr etmek”le suçlanırlar. Nisyân ile ma’lûl olmayan hafıza-i beşer bunu yazmak zorundadır ! (Anayasayı değiştirmekle suçlanırlar. Unutuş illetine tutulmamış insan belleği bunu yazmak zorundadır !) Anlayacakları dilde : Kısasa kısas !   Allah’ın kelâmına ihanet edenler anayasaya da, halka da, millete de ihanet ederler ! Allah, “Söyle kadınlara : Başlarını Abdullah Gül’ün, Recep Tayip Erdoğan’ın  karıları gibi türbanla paketlesinler !” demiyor.  “Söyle inanan kadınlara : Gözleriyle harama bakmaktan sakınsınlar, ve cinsel organlarını saklasınlar !” diyor. Hem de cinsel organın Arapça adını (farj; furuj) doğrudan kullanarak. Ama Allah’ın kelâmını saptırıyorlar, kalpazanlık ediyorlar, ellerine geçirseler mapus damına tıkarlar. Kuran’da baş örtmekle ilgili tek ayet yok. Nûr Sûresi’nin 30 ve 31. âyetlerinin tek doğru çevirisini de dünkü yazımda kanıtladığım gibi 15.yüzyılda Muhammed bin Hamza (Şeyhülislâm Molla Fenârî) yapmış: “Dakı eyit mu’mine avratlara : Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasınlar ferçlerini !” (Günümüz Türkçesiyle anlamını yukarda verdim.) Nûr Sûresi’nin 30 ve 31.âyetlerine on kadar çeviride baktım. “Furuj” sözcüğünü çevirmemek için yedi dereden su getirmişler. Kimi “ırzlarını” diye çevirmiş, kimileri “iffetlerini”, ya da “mahrem yerlerini” diye… “Mahrem yerlerini” de kabul edilebilir. Klasik Arap edebiyatı hocalığı da yapmış olan din bilgini Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk dostumun çevirisine baktım : “Mümin kadınlara da söyle : Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar…Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.” (24:31) diye çevirmiş. Muhammed bin Hamza’ya yakın bir çeviri. Prof.Öztürk’e, “Kuran’da cinsel organ anlamında furuj sözcüğü var mı ?” diye sordum. “Var !” dedi. Bundan başka, dürüst çevirilerin hiçbirinde saçları türbanla paketlemek de yok ! “Tell the believing women to lower their eyes, guard their private part…and cover their bosoms with their veils…” (24:31.Ahmed Ali, Princeton University Press) Ahmed Ali İngilizceye Muhammed bin Hamza gibi çevirmiş ama “ferclerini” yerine “mahrem yerlerini” demiş. O da cinsel organ anlamına geliyor. Onun çevirisinde de saçları türban paketinin içine tıkıştırmak yok ! Türbanın yanlış çeviri ve fesatçı yorumlardan başka hiçbir dinsel dayanağı yok! Başbakan’ın itiraf ettiği gibi türban bir siyasal simge ! Malümattraşlar yazılarında, televizyon ekranlarında soruyorlar : “Hangi siyasetin simgesi !” Cevap: “İslam devleti kurmak isteyen (az ya da çok şiddet yanlısı) her türden siyasal İslamcılığın ve suikastçı Müslüman Kardeşlerin simgesi !” Yeter mi ? Türban üniversitelerde serbest bırakılırsa mezun türbanlılar çalışmak için nereye gidecekler ? Yalan ve fesatla uzlaşma olmaz ! Olursa, inceldiği yerden kopar ! (HÜRRİYET, 23 OCAK 2008)

***

MADRABAZLIK, DOLANDIRICILIK, KALPAZANLIK

Dinayet İşleri Başkanlığı  türbanın dinsel açıdan bir gereklilik, bir zorunluluk olduğunu ileri sürmüyor muydu ? Artık, Doç.Dr.Şahin Filiz’in “Bireysel Dindarlık mı, Kamusal Dinsellik mi ? ‘Başörtüsü Söyleminin Dinsel Temelsizliği ve İslam Felsefesi Açısından Eleştirisi (Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları) adlı kitabının bilimsel meydan okumasını yanıtlamak, onu teolojik siyaset meydanda çürütmek (halletmek) zorunda ! Doç.Dr.Şahin Filiz’in kitabı benim “Muhammed bin Hamza’nın Kuran Tercümesi” başlıklı yazımın yayınlandığı gün (22.01.08) geldi. Yazar Şahin Filiz’e ve yayıncı dostum Prof.Dr.Çetin Yetkin’e çok teşekkür ederim. Kitabı heyecanla açıyorum ve okuyorum : [“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini çeksinler… ve ferclerini (ön ve arkalarını –ş.f.) korusunlar.” Bu ayet, başkalarının ferclerine ve avret yerlerine bakmayın emrini de içeren bir anlam taşımaktadır. Ferc, avret, sev’e (çoğulu sev’at)’den maksat, kadın ve erkeğin genital organları ve makatlarıdır.] (S.47) Madrabazlık, dolandırıcılık, kalpazanlık sona ermeli artık ! Nûr Sûresi’nin 30.ayeti erkeklere : “Başkalarının genital organlarına ve makatlarına bakmayın, kendi genital organlarınızı ve makatlarınızı kimseye göstermeyin!” diyor. Nûr Sûresi’nin 31.ayeti kadınlara : “Başkalarının genital organlarına ve makatlarına bakmayın, kendi genital organlarınızı ve makatlarınızı kimseye göstermeyin… ve bir örtüyle (hımar  ile) memelerinizi (jayb, juyub) gizleyin!” diyor. İşte, 22 ve 23 ocak tarihli yazılarımda da üstüne basa basa yazdığım gibi, Nûr Sûresi’nin 30 ve 31. ayetlerinin Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, İslamcıların ve imam-hatipçilerin anlayacağı şekilde açık ve seçik anlamı bu. Hadi benim yazılarımı ciddiye almadılar diyelim ama alsalar çok iyi olur kendileri için ! Evet benim yazılarıma inanmıyorlar diyelim, ama türbanı anayasaya sokmadan Doç.Dr.Şahin Filiz’in kitabını okumazlarsa günaha girerler: Kitaptan öğrendiğimize göre, hadislerde 12 olarak anılan büyük günahlar (kebair) şunlardır:

1.Allah’a ortak koşmak, 2.Haksız yere adam öldürmek, 3.İffetli, temiz bir kadına zina etti diye iftirada bulunmak, 4.Zina yapmak, 5.Düşman hücumu sırasında savaştan kaçmak, 6.Sihir ve büyü yapmak, 7.Yetim malı yemek, 8.Müslüman ana-babaya asi olmak, 9. Aileye karşı istikameti terk etmek, 10. Faiz yemek, 11.Hırsızlık yapmak, 12.İçki içmek. (S.77) Durum böyle. Ama Cumhurbaşkanı  ile Başbakan söz ve davranışlarıyla türban takmamayı 13.günah olarak ilan ediyorlar; İslam’ın beş koşuluna altıncı olarak türbanı ekliyorlar.

Örtünme, İslam öncesinde kadınlar için hürlük ya da cariyelik konumlarını belirleyen bir simge. Bu töre İslam’da da  devam ediyor. Köle ve cariye örtünürse dayak yiyor. Peki örtünemeyen köle ya da cariye Müslüman değil mi, olamaz mı ? Müslümansa ne olacak ? En iyisi Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la birlikte siz de okuyun bu kitabı ! MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır, Erdemli’de (Mersin) yaptığı konuşmada türbanın Kuran’ın emri olduğunu söylemiş (Zaman, 27.01.08) Bu, laik Anayasa’yı ve yasaları ilgilendirmez ama o gene de kanıtlamak zorunda bu iddiayı !

(HÜRRİYET, 29 OCAK 2008)

***

TISSSSSSSSSSSSSSSSSS !

Eh artık şu işi (bir) sonuca bağlayalım. :  Türkiye’de düşünceyi açıklama ve tartışma özgürlüğü olanağını gerektiği zaman kullanma bilinci bilinçsizlik düzeyinde ! Kullanan yok ! Türkiye’de gerçeğin şimşekleri düşüncelerin çarpışmalarından çıkmıyor. Onun yerine elektronik çakmaklarla tutuşturulan havai fişekler kullanılıyor. Bu yazının atış menzilinde sadece sürekli müşteriler (İslamcılar, Neoliberaller, İkinci Cumhuriyetçiler)  değil has cumhuriyetçiler ve  turfanda demokratlar da yer alıyor ! Nûr Sûresi  31. ayet hakkında yazdığım yazılar sanki yazılmamış muamelesi gördü. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyişi ile sükut konspirasyonu (fesadı, komplosu) ile karşılandı. Sürekli hedef tahtaları karşı çıkacak bir şey bulamadıkları için sustular diyelim, peki şu “Has” cumhuriyetçiler ve demokrasiciler  neden sustular ?  Ellerine somut kanıt vermedik mi ? Şöyle bir sonuç çıkardım :  Kuran’ın Türkçeye çevirilerinden yüzde 99’una güvenilmez. (Yüzde 1’ler kusura bakmasınlar !)  Peki bu güvenilmez çevirilerle Arapça bilmeyen Müslümanlar nasıl Müslüman olacaklar ? Sahi, aralarında ilahiyat Prof.Dr.’ları da olmak üzere kaç kişi klasik Arapçayı gerçekten bilmektedir ? İmam hatiplileri  saymıyorum. İslam onlara emanet edilmeyecek kadar ciddi bir bilgi alanı: Türkiye’de lise mezunları ne kadar İngilizce, Fransızca, Almanca bilmekteyseler onlar da o kadar Lisan-ı Arabî bilmekteler. Yapılması gereken : Diyanet İşleri Başkanlığı başta Nûr Sûresi  31. ayet olmak üzere  kendi yayınladığı Kuran çevirisinin doğruluğunu ciddi bir denetimden geçirecek ! Ya da Muhammed bin Hamza’nın 15.yüzyılda yaptığı çeviriyi günümüz Türkçesine uyarlatacak. Bu türban tartışmasında beni asıl şaşırtan Cumhuriyetçi demokratların tavrı. Benim 22,  23, 29  Ocak ve 2 Şubat tarihli yazılarımdan ve özellikle de Doç.Dr.Şahin Filiz’in “Bireysel Dindarlık mı, Kamusal Dinsellik mi ? ‘Başörtüsü Söyleminin Dinsel Temelsizliği ve İslam Felsefesi Açısından Eleştirisi (Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları) adlı teolojik-sosyolojik-felsefi kitabının yayımlanmasından sonra ellerinde derin araştırmalara dayalı bilimsel kanıtlar vardı. Ruhat Mengi dışında onlar da sustular. Susmalarının nedenini bilmiyorum, kuşkusuz kendileri biliyorlardır. İşte Nur Suresi, 31 Ayet’in Türkçeye yapılabilecek tek doğru çevirisini bir kez daha yazıyorum: “Söyle inanan kadınlara : Harama bakmaktan sakınsınlar ve cinsel organlarını saklasınlar…   Örtülerini göğüsleri (memeleri) üzerine vursunlar…” Gazeteciliğin ve gazete yazıcılığının meslek etiği (deontolojisi) Doç.Dr.Şahin Filiz ile benim iddialarımızın doğru olup olmadığını araştırmak ve doğru ise sonuna kadar bizim iddiamıza sahip çıkmaktır.  Gerçeklere ve doğrulara sahip çıkmadan laik, demokrat, cumhuriyetçi, hukuk ve adalet sevdalısı  olmayı bir yana bırakın, herhangi bir şey de olmak da  mümkün değildir. Benden söylemesi, kimse alınmasın, kimse gücenmesin. Biz üzerimize düşeni her şeyi göze alarak onurumuzla yaptık !

***

İsmet Berkan’a özel not : “31.ayetin doğru ya da yanlış tercüme edilmesi beni ilgilendirmez!” (03.02.08) diyorsun. Peki, doğruyu savunmayacaksan neden yazı yazıyorsun ?

(HÜRRİYET, 8 ŞUBAT 2008)

***

ARTIK KONUŞULACAK VE  TARTIŞILACAK

Ahmet Z.Özdemir’in gönderdiği 11 Şubat 2008 tarihli mektubu birlikte okuyalım:

“Kuran’daki Nur Suresi’nin 31.ayetinde geçen örtünme konusunda gerçekleri yazıyorsunuz. Yazıyorsunuz da gerek din adamlarından gerek aydın dediğimiz çevrelerden hiç ses çıkmıyor. ‘Yahu bu adam ne diyor, bunun aslı esası nedir ?’ diye merak edenler de yok. Hiç duymamış gibi davranıyorlar. Bin yıllık bir yalan bir ölü toprağı gibi üzerlerini örtmüş. Korkularından olacak, kılları bile kıpırdamıyor. Beni en çok üzen ise ulemanın safran yutmuş gibi sus pus olmalarıdır. Diyanet İşleri Başkanı bile ‘Sözlüklere bakarak bu iş olmaz, bunca yıldır süren gelenek böyledir’ anlamında bilimsel (!) açıklamalar yapıyor. Ortaya çıkıp gerçekleri söylemiyor. Böylece bunca yıldır söylenen yalanlara ortak oluyor. İşte balık böyle böyle baştan kokar. Sözlüklere bakmayalım da hangi ulemanın sözüne bakalım… Ali Bardakoğlu daha önce de ‘Başörtüsü İslam’ın önşartı değildir’ (Milliyet, 01.03.06) demişti. Sözü uzatmıyorum. Size bu konuyla ilgili, çeşitli dergilerde yayınlanan yazılarımı gönderiyorum.”

Konuyla ilgilenen ya da ilgilendiklerini yazılarında görebildiğim meslektaşların hakkını yemeyelim: İlhan Selçuk (Cumhuriyet, 09.02.08), Melih Aşık (10.02.08), Mehmet Y.Yılmaz (Hürriyet, 11.02.08), Necati Doğru (Vatan, 15.02.08) gereken ilgiyi gösterdiler. Ve Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi işin hiç peşini bırakmadı. Hepsine teşekkür ederim ! Yalan ve dolan, istismar ve sömürü politikası hiç bu kadar kemiğe dayanmamıştı, rejimi bu denli açık eylem ve mesajlarla, “teori ve pratik olarak” hedef almamış idi. Bu nedenle, artık, konuşulmayan konuşulacak, tartışılmayan tartışılacak ! Ahmet Z.Özdemir’in gönderdiği yazıları dikkatle okudum:  “Ardıç Kuşu” dergisinin  Haziran 1999 (Sayı:3), Kasım 1999 (Sayı:8) ve Kasım 2007 (Sayı:104) sayıları ile “Çağdaş Türk Dili Dergisi”nin Ekim 2002 (Sayı:176) sayısında yayınlanan yazısını… Ahmet Z.Özdemir’in, Muhammed Bin Hamza’nın 14.yüzyılda yaptığı çeviriden, benden çok önce 1999 yılında söz etmesi (Ardıç Kuşu, Sayı:8) beni hem şaşırttı, hem de çok sevindirdi. Ahmet Z.Özdemir yeni bir tartışma yaratması gereken bir noktayı işaret ediyor : Nisa suresinin kırk yedinci ayetinde geçen ‘edbar’ sözcüğünü ‘geri, arka, ense’ diye çevirerek Kitap’ta olmayan anlamları yükleyen pek çok. ‘Edbar’,  ‘Dübür’ün çoğulu değil mi ?” Şimdi “dübür-edbar” işine girişecek değilim. O da karışık. Yalnız bir şey söyleyeceğim : Tartışılmak üzere özgürlükler masaya sürüldüğü zaman “kutsal” da tartışılır ! Cumhuriyet ve  ilkeleri, laiklik, demokrasi, Anayasa, yasalar, “Devletin bölünmez bütünlüğü”, ulus devlet, kimlikler tartışılacak ama türbanlının inancı tartışılmayacak !  Yok bre! İnançlar da, Kuran çeviri ve yorumları da tartışılır ! “Bu işler Hürriyet Gazetesi’nin Marksist, ateist, jakoben yazarına kalmadı” diyenler ve diyecek olanlar çok haklı. Bana kalmamalı. Kalmamalı da, “Kuran ister doğru, ister yanlış tercüme edilsin, önemli değil. Bu insanlar inanıyor!” diyen Birikimli aydınlara mı kalmalı ? Onlara ben bağlı eşeğimi bile güvenmem ! Bir de şu var : İslami kesimin dut yemiş bülbül gibi susan şair ve yazarları ne diyor bu işe ? (HÜRRİYET, 23 ŞUBAT 2008)

Birikim: Bir dergi

***

KURAN DİLİ

“Bayık sakınıcılarundur zafar bulmak; bostanlar dakı üzümler, dakı  emceği saklanmış avratlar yaşdaşlar, dakı kadah tolu.” Yukardaki satırlar 15.yüzyıl başlarında Muhammed Bin Hamza (Molla Fenarî) tarafından yapılan ve Kültür Bakanlığı tarafından (1978) yayınlanan  Kur’an tercümesinden aktarıldı : Nebe Suresi (79), 31-34. ayetler. Ve çeviriyi yayına hazırlayan : Dr.Ahmet Topaloğlu. Ne anladınız ? 15 sözcük arasında en fazla 5-6 sözcüğü tanıdınız. Cümle yapısı da değişik.

Anlamını çıkartamayacağımız bazı sözcüklerin anlamını yazıyorum: Bayık : Şüphesiz ki. // Sakınıcı : Takva sahibi, kötülükten korunan. Zafar bulmak : Kurtulma, kurtuluş. // Dakı: Ve Emcek: Meme, bicik. // Yaşdaş: Yaşıt. Kadah: Kadeh. // Tolu : Dolu, dolmuş. Şimdi günümüzün diliyle söyleyelim bu ayeti: “Şüphesizdir ki kurtuluş kötülükten korunanlarındır; bostanlar ve üzümler, ve memeleri saklanmış yaşıt kadınlar, ve dolu kadeh.” Şimdi, Nebe Suresi’nin 31-34 ayetlerinin çevirisini önce  Elmalılı M.Hamdi Yazır’ın, sonra Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe mealinden aktaralım : “Şüphesiz ki korunanlara, kurtuluş ve isteğine kavuşma var. Bostanlar var, üzümler var. Ve turunç memeli aynı yaşta genç kızlar var. Ve bir dolu kadeh var.” “Takva sahipleri için bir kurtuluş ve zafer vardır. Sulak bahçeler, bağlar, üzümler. Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar. Dopdolu kadehler vardır.” Fransızca  ve İngilizce bilenler için ayetlerin bu dillerdeki çevirileri: “Ce sera un succès pour ceux qui craignent Dieu : des vergers et des vignes, des adolescentes d’une égale jeunesse, des coupes débordantes.” (D.Masson çevirisi.)

“As for those who preserve themselves from evil and follow the straight path, there is attainment for them : Orchards and vineyards, And gracefull maidens of same age, And flasks full and flowing.” (Ahmed Ali çevirisi.)

Vaziyet anlaşıldı : Yeryüzünde şeytana uyup günah işlemeyen erkeklere öteki dünyada armağanlar var. Neymiş bu armağanlar,  bir sayalım :  Bostanlar, şarap bağları ; herkese hepsi aynı yaşta (turunç memeli) genç kızlar ve içki dolu kadehler. Amacım Allah’tan korkan erkeklerin cennete kazanacakları değerli armağanların neler olduğunu ifşa etmek değil. Kadınların neden ödüllendirmediklerini sormak da değil. Amacım şu: Nasıl biz 15.yüzyıl Türkçe çevirisini bugün anlamıyorsak, günümüz Fransız ve İngilizleri de 15.yüzyıl Fransızca ve İngilizcesiyle çevrilmiş metinleri çok zor anlarlar. Peki 7.yüzyıl Arapçası ile inmiş olan Kur’anı günümüz Arapları (sokaktaki Arap değil, üniversite mezunu Arap) anlayabilir mi ? Biz Orhun Kitabeleri’ni ne kadar anlıyorsak onlar da Kur’an’ı o kadar anlarlar, yani anlayamazlar. Bizim hocaların yüzde 99,99’u da anlamaz. Ama bazı âlim kılıklı zalimler bu metinleri  8-10 yaşındaki çocuklarımıza ezberletmek istiyorlar. Zaten ezberletiyorlar ! (HÜRRİYET, 6 MAYIS 2009) xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx