BU NASIL İŞ VATANDAŞ?

Bizler, bizim kuşak, askeri müdahaleler ve darbeler tarihinin tanıkları, çok iyi biliyoruz artık, biliriz: Bir müdahale ve darbe olunca, suç kanıtı olarak aranan ne varsa kesinlikle saklamayacaksın, hemen yok edeceksin! 27 Mayıs’da suç kanıtları TBMM’deydi, Demokrat Parti’de idi. Tutuklanması gerekenler birkaç gün içinde tutuklandı, Yassıada Duruşmaları sırasında fazladan tutuklanma falan olmadı. “Kuyruk” denen DP yandaş, işbirlikçi ve sempatizanlarının evlerine baskın yapıp kanıt aranmadı.
***
12 Mart’ın solcu sürek avlarında suç kanıtının “kitap” olduğunu kısa sürede öğrendik. Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in kitapları suç kanıtı idi. İlk günlerin gafletinden kurtulan “düz” okurlar, kitaplarını fırınlarda, kalorifer kazanlarında yaktılar, uzak kent ve köylere taşıdılar, toprağa gömdüler. Bu türden kitaplar, günümüzün el bombaları, bazoka boruları gibi şurada burada yapılan kazılarda bulunamadı.
Bir de her şeyi göze alanlar, sıranın nasılsa kendisine de geleceğini düşünenler, tahmin edenler vardı ki, onlar, suç kanıtı olarak aranan kitapları, kolaylık olsun diye, önceden ayırıp kitaplıklarının bir köşesine yığdılar. Arama yapan polis ve jandarmaya “İşte burada aradığınız kanıtlar!” diye bu kitapları gösterdiler. 12 Eylül’de de aşağı yukarı böyle oldu.
***
Bizim evde hiçbir önlem alınmadı! Beni 11 Ağustos 1971’de Bodrum’da gözaltına aldılar. Ankara’ya götürdüler. Ankara’daki evde arama yapmak için Ülker’in kente dönmesini beklediler. İstedikleri kitapları almışlar. Bu arada, 1957’den itibaren Ülker’in bana, benim Ülker’e yazdığım mektuplarımızı da alıp aşk tarihimizi yok ettiler. Aynı zamanda Ankara Televizyonu’ndaki odamın altını üstüne getirdiler.
Gel zaman, git zaman, Ülker’e Aydın’da miras kalan ev satıldı. Bunun üzerine sürgün yıllarında, Aydın’dan Muğla’ya taşınırken bu evin tavan arasında bıraktığımız mektup koleksiyonlarını, eski dergi ve kitapları İstanbul’a taşımamız gerekti. Tavan arasına çıktım, bıraktığımız kutular eksilmişti. Ülker’in annesi ve babası vefat ettiği için nereye gittiklerini öğrenemedik. Anlaşılan, ben gözaltına alınınca, tehlikeli saydıkları nesneleri yok etmişlerdi. Böylece Yılmaz Güney, Nihat Ziyalan gibi delikanlılık arkadaşlarımın mektupları, Asım Bezirci, Hüseyin Cöntürk gibi edebiyat eleştirmenleriyle yaptığım tartışmalı yazışmalar yok olmuştu. Tarihi bakımdan çok önemli bu belgeler için çok yanarım.
***
Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı Balyoz Darbe Planı bağlamında tutuklanınca, tutuklanma gerekçesi gazetelerde, televizyonlarda yayınlanınca yukarıda yazdıklarım aklıma geldi. Org.Bilgin Balanlı, Eskişehir’de emekli albay Hakan Büyük’ün evinde ele geçirildiği öne sürülen belgeler yüzünden tutuklanmış.
Bir darbe örgütünün bir bölümü ortaya çıkartılıp tutuklanacak ama geri kalanı da darbeye kanıt olacak belgeleri yok etmeyip gurk tavuk gibi üzerine çöküp saklayacak. Sanki tahvil ya da hisse senedi. Böyle bir budalalık, gaflet ve ihanet mümkün mü? Örgüt ortaya çıkınca, hangi budala, suç belge ve kanıtlarını evinde saklar? Bu nedenle, olanlara inanmıyorum, ve seçime 5 gün kala, “Bu nasıl iş, bu nasıl imalat ey vatandaş?” diye şaşkınlık içinde soruyorum.