BU NE BİÇİM DARBE?

Bu darbenin ne biçim darbe olduğunu gene yazacağım ama daha önce darbenin faillerinin nasıl yetiştiğini yazmam gerek.

Birinci Aşama: Bir zamanlar kara, deniz ve hava harp okullarına sadece kara, deniz ve hava liselerinden mezun olan gençler alınırdı. Harbiyelere sivil liselerden mezun olanların alınmasıyla “Cumhuriyet’in subay ocakları” bozuldu.

İkinci Aşama: Geleneksel olarak, Subay ve Assubay okullarına giriş sınavlarını bizzat TSK yapardı. Bu özel yetki TSK’dan alınıp ÖSYM’ye verildi ve o zaman Fethullahçı lise mezunları türlü sınav oyunlarıyla askeri liselere ve harbiyelere girdi.

Üçüncü Aşama: Harbiyelere İmam-Hatip okulları mezunlarının alınması. Bu kumpas gerçekleşmedi henüz. Ama her an gerçekleşebilir.  Bununla ilgili yazımı  (Hürriyet, 13 Nisan 2004) aşağıda okuyacaksınız.

Fethullahçı kadro AKP iktidarının nezareti ve koruması altında TSK’ya girdi. Birlikte aynı kaba ederken TSK için ve içinde  Cumhuriyet idealine düşman bir dinbaz nesil yetiştirmeyi  amaçlıyorlardı. Bu nedenle, TAŞ (Yüksek Askeri Şura)’ın irticacı oldukları içinTSK’dan uzaklaştırdığı subayları  korumak amacıyla kararnamelere Abdullah Gül ve R.T.Erdoğan muhalefet şerhi koydular. Ardından, TSK’dan uzaklaştırılan subaylara kendi belediyelerinde ve başka kurum ve kuruluşlarda görev verdiler.

Nihayet 17-25 Aralık vurgunculuğu ortaya çıkınca öküz öldü ve ortaklık bozuldu? Ama daha önce seçim konuşması balkonlarında Fethullah hoca memlekete özlemle  davet ediliyordu. Çünkü hasretinden yanıp kül oluyorlardı. 2010 Anayasa Referandumu’nda mezarlıklardan ölülerin toplanıp sandığa götürülmesi talimatını cemaate Muhterem Fethullah Hoca vermiyor muydu?

Cumhuriyet’in DNA’sıyla oynarsanız olacaklardan korunamazsınız!

Bu sahte (düzmece) darbe R.T.Erdoğan’dan başka kimsenin işine yaramaz!

Özdemir İnce

17 Temmuz 2016

***

HARBİYE’YE KARŞI İMAM-HATİP                            

AKP iktidarının ve Başbakan R.T. Erdoğan’ın tutumlarına bakarak artık gerçeği söylemenin zamanı geldi. Artık her şey hiçbir şey  gizlenmeden, takiyyeye sığınmadan dobra dobra konuşulsun. Başbakan arı kovanını kurcalamak, eğitim ve öğretimle ilgili gerçekleri tersine çevirmek inadından vazgeçmediğine göre  biz de üstümüze düşeni yapmak zorundayız!

9 Nisan 2004 tarihli Vatan gazetesinde Ruşen Çakır’ın verdiği habere göre: İmam hatiplilere yol açacak YÖK Yasası’nın 45.maddesinin “a” bendinin kaldırılması çalışmaları son halini almış. Başbakan Erdoğan, değişikliğin ÖSS’ye yetiştirilmesini istiyormuş… Neden?

Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Cumhuriyet devletinin kurucu yasalarından Öğrenim Birliği Yasası’nın (Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun) amaçlarına meydan okuyarak aslında Cumhuriyet’in düzen ve  idealine  meydan okumuyor mu?

Konuyu iki açıdan ele alalım: Türkiye’nin girmek amacı ile kapısı önünde kamp kurduğu Avrupa Birliği ülkelerinde İmam-Hatip liseleri gibi okullar var mı? Yok!

Avrupa Birliği ülkelerinde meslek okulları (liseleri) mezunlarının istedikleri üniversitenin istediği fakültesine girme hakkı var mı? Yok!

Peki öyleyse Türkiye Cumhuriyeti başbakanı  eğitim ve öğretimin evrensel ilkelerini neden umursamamaktadır; çevresinde, benim sözünü ettiğim gerçekleri bilen pedagoji uzmanları yok mu? Var! Peki, bu insanlar neden susuyorlar; Başbakan’ın tarihsel bir yanlışın peşinde koşmasına, toplumu huzursuz etmesine neden engel olmuyorlar, olamıyorlar?

Meslek okul ve liseleri Cumhuriyet tarafından evrensel pedagojinin ilkelerine uygun olarak kuruldular. Bu okullarda okuyan öğrencilerin pişmanlıkları, isteksizlikleri, hayal kırıklıkları hiçbir gerçeği değiştiremez. Ve onların hatırına ülkenin eğitim-öğretim düzeni bozulamaz!

Ama yasa tarafından bir meslek lisesi sayılan İmam-Hatip lisesi mezunlarının önünü açmak, üniversiteye girmelerini sağlamak için ülkenin eğitim ve öğretim düzeni bozuldu!

Cumhuriyetin eğitim ve öğretim düzeninin bozulması ülkenin dirlik ve düzeninin bozulması anlamına gelir. Ama bu dirlik ve düzenlik Başbakan’ın umurunda bile değil!

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun (Öğrenim Birliği Yasası’nın) gerekçesini aşağıya aktarıyorum:

“Cumhuriyet kurulduğunda yurdumuzda ikili eğitim-öğretim vardı. Bir devletin kültür ve eğitim siyasetinde, ulusun düşünce ve duygusunda birlik sağlanmasında ‘Öğretim Birliği İlkesi’ bilimsel, çağdaş ve her yerde yararları görülmüş tam bir ilkedir.” “Bir ulusun bireyleri ancak bir eğitim görebilir.” “İki türlü eğitim, bir ülkede ‘iki türlü insan’ yetiştirir.” “Bu ise düşünce ve duyguda birlik ve bütünlüğü bozar.”

Peki,  Öğrenim Birliği’ni bozanlar ülkenin birlik ve bütünlüğünü tehlikeye atmazlar mı? Kaç zamandır insanların aklında gezen soru cümlesini yazmak zorundayım artık: İmam-Hatipler’in laik genel liselerin yerini almasını isteyenler acaba Harbiye’ye karşı bir ideolojik kadro mu yaratmak istiyorlar?

(Hürriyet, 13 Nisan 2004)

***

Zuladaki yazı ağacından düşen şu yazıyı (Hürriyet, 8 Temmuz 2009) da okuyuverin. İlham vericidir.

TSK ÜZERİNDEN SİYASET VE DEMOKRASİ

AKP’nin İstanbul il kongresinde konuşan Başbakan, “Kimse, askerin arkasına saklanarak siyaset yapmasın. Demokratik rejime karşı girişimler nasıl çağ dışıysa, darbe çığırtkanlığı yapmak da o kadar çağ dışıdır” demiş. Başbakan siyaset dünyasına girdi gireli ilk kez bir cümlesinin anlamına yüzde yüz katılıyorum.

Başbakan’ın “kimse” dediği “kimse”nin bizzat Başbakan olduğunu düşünen “kimse” kesinlikle haksız sayılmaz.

Ben, Başbakan’ın söylediklerine karşı kendi cümlemi yazıyorum : TSK üzerinden siyaset ve demokrasi şaklabanlığı yapıl(a)maz!

Güldürü ceridesi  Vakit’in attığı manşete göre, Org.İlker Başbuğ’un konuşmasında “Silahlı Kuvvetler üzerinden elinizi çekiniz” demesine  tepki gösteren siyasetçi akademisyen,  hukukçu ve TSK temsilcisi zevat “Önce siz  siyasetten elinizi çekin, kendi görevinizi yapın ki yıpranmayın” diyesiymiş.

Derler ! Kimsenin ağzı torba değil ki büzesin !  Ancak şimdi açıklayacağım nedenlerden dolayı bu suçlamaya katılmam mümkün değil.

“Ana rahmine haklı düşenler” tayfasından, soldan anarya (motorlu taşıtların geri geri gitmesinin Mersinlicesi) yaparak Vakit iskelesine yanaşan biri de “mahut belge” konusunda şunları yazıyor :

“Şuraya kadar söylediklerime bakarak ‘Demek ki bu ülkede hiçbir şey değişmiyor’ diyebilirsiniz. Hayır, o kadar da değil. Hiçbir şeyin değişmemesini isteyenlerle değişmesini isteyenler arasında bayağı kıran kırana denecek bir çekişme hüküm sürüyor. Değişime karşı olanların başlıca müttefiki ‘geçmiş’…..değişimden yana olanlar ise ‘gelecek’ten destek alıyor.”

Bu hesaba göre AKP tarzı İslamcılık, Fethullahçı fesadı, neo-liberalizm goygoyculuğu, İkinci Cumhuriyetçilik, ayrılıkçılık ve Kürtçülük, “Kıbrısı ver kurtul”culuk, TSK düşmanlığı gelecekcilik (futurisme) oluyor nasıl oluyorsa.

Ama bunların ipiyle kuyuya inmeyenler “geçmişci” oluyorlar.

Bunun benzeri bir zırvayı yıllar önce “Türkiye’de sağ soldadır, sol da sağda”  diyen İdris Küçükömer söylemişti.

Ey ahali ! Demokratikleşememenin sorumlusu neden TSK olsun ?  TSK bir devlet kurumu. Devlet ve devleti yöneten hükümet, hükümet  olmaya hevesli siyasal partiler ve sayın halkımız ne kadar demokrat ise, en az o kadar demokrat bir TSK’mız var. Ancak, TSK devletten, hükümetten, siyasal partilerden ve sayın halkımızdan daha çağdaş olduğu için demokrasiye onlardan önce uyum sağlayabilir.

Beni şaşırtan bir şey var :  TSK’nın demokrasiye saygısız ve darbe heveslisi bir yeniçeri ocağı olduğuna dair bir önyargı var. Bu önyargı sahipleri ters giden her şeyin faturasını TSK’ya çıkartıyor. Ancak bu el kesesinden ziyafet çekenler, TSK’yı terbiye etmeye çalışırken, hükümet ve siyasal partilerin Anayasa’nın 68. maddesine yüzde yüz saygı göstermelerini neden istemiyorlar ? Siyasal partiler bu madde yüzünden kapatılıyor; AKP hükümeti de bu maddeye göre “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak”tan 10’a karşı 1 oyla Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum ediliyor. O halde ?

(HÜRRİYET, 8 TEMMUZ 2009)