BUGÜN 21 MART !

Kullandığım takvime göre 21 Mart Dünya Şiir Günü. Hiç canım istemese de şiir ve edebiyat bağlamında bir şeyler yazacağım bugün. Şiir ve edebiyat konusunda, utançtan olacak, genellikle yalan söylenir. Rasgele birine hangi şairi sevdiği sorulsa, yanıtı ya “Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Nazım Hikmet” olur, ya da “Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl”. Ahmet Haşim iki tarafa da gidebilir. Birinci grup yalancılar sol eğilimlidir, ikinci gruptakiler ise sağ taraftandır. Yalancılar, sahteciler bir başka şairi araya sokamazlar. Cahit Sıtkı, Ziya Osman, Asaf Halet Çelebi falan giremez listelerine.
Bunun nedeni bellidir: Okuma, Türkçe ve Edebiyat ders kitapları. Yukarıdaki iki listede yer alan şairler Nazım Hikmet dışında ders kitaplarında yer alırlar. Ama o kadar. Derslerde ciddi olarak incelenseler, kitapları her ders yılı 40-50 bin dolaylarında satardı.
Fransa’da Ronsard, Baudelaire, Verlaine, Prevert, Eluard, Rimbaud, Lautreamont, Apollinaire gibi ders programlarında yer alan klasik şairler 40-50 bin dolaylarında satarlar. Ders programlarına zaman zaman giren çağdaş şairler de 30-40 bin dolaylarında satarlar.
Eğitimin ve toplumun çağdaşlık düzeyini gösteren sayılardır bunlar.
***
Roman sanatı giderek edebiyat alanından uzaklaşıyor, edebiyat dışı bir tür oluyor. Pazar ve modanın bu denli etkili olduğu bir yazınsal alan kimliğini koruyamaz. Son çeyrek yüzyılı düşünelim: Marquez’in peşinde “Büyülü gerçekçilik”, Umberto Eco’nun izinde “Tarih yazıcılığı ve ortaçağ büyüsü”, “Osmanlıya hasret”, “Tarihle yüzleşme babında azınlıklara mersiye”, “Beyoğlu-Beyoğlu”, “Osmanlı padişahları ve sultan hanımlar”, son günlerde “İslam ve dünyası”, pek yakında “Pirlerin, şeyhlerin, yatırların mucizeleri”…
Bu müşteri yaratma ve “müşteri velinimetimdir” anlayışı roman sanatını manifaktüre dönüştürmüştü. Çok kısa zamanda manifaktürden konfeksiyona atladı. Bu zihniyet sadece Türkiye’de değil bütün dünyada egemen. Romana kağıt mendil. Tuvalet kağıdı muamelesi yapılmakta. Romancılar sanki buna çoktan razı, “bir voli vurmak” peşindeler. Romanı edebiyat alanının dışına atılmasına pek az kaldı !
***
2-8 Eylül 1998 tarihleri arasında Belçika’nın Liege kentinde yapılan XXI.Uluslararası Şiir Bienali’nde sunduğum bildiri şöyle bitiyordu: “Geleceğin dünyası için kötümser değilim, yeter ki, okurları olmasa bile, şairler şiir yazmayı sürdürsünler, insanlar şiire ihtiyaç duydukları zaman çağlarının çağdaşı şairlerin yazdığı dizeleri hazır bulsunlar.” (“Şiirde Devrim”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2008, S.6.)
***
Bu yazı vesilesi ile bir hususu açıklamak istiyorum : Çok ender durumlar dışında konferans vermiyorum, konuşma yapmıyorum. Artık “Çok ender durum”a da son verdim. Ben “konuşmacı” değil yazarım. Kitaplarım var. Merak edenler kitaplarımı okuyabilir. Kitaplarımı, yazılarımı okumamış insanlar karşısında (“müşteri avlamak için”) konuşma yapmak işkence gibi geliyor bana. Bu nedenle, hiçbir üniversite ve kuruluş konuşma yapmamı istemesin benden. Aynı şey (yıllardır bilinse bile tekrarlamakta fayda var) radyolar, toplu ve kalabalık televizyon programları ve bağlantıları için de geçerlidir.