BÜLENT ECEVİT : BİLGE VE AZİZ

Oğlum Tan’ın “Baba seni Bülent Ecevit aradı” derken gözlerinde gördüğüm gururlu parıltıyı unutamam. Tan lise öğrencisiydi o sırada. Oğlumun benimle gururlandığını hissettim. Bu da beni mutlu etmişti. Bir oğulun babasıyla gurur duyması hangi babayı mutlu etmez. Bu mutluluğu Bülent Ecevit’e borçluydum.
***
“Politikacı” değil “Bilge şair” aramıştı beni. 1975 ile 1978 arasında hep telefonla konuşmuştuk. İlk kez 1978’de, Demirel başkanlığındaki İkinci Milliyetçi Cephe hükümetini gensoru ile düşürdüğü günlerde yüz yüze geldik. Koalisyon kurmaya çalışıyordu.
O günlerde bir gün Lütfi Özkök’le birlikte Orhan Duru’nun evindeydik. Lütfi Özkök, Ecevit’in fotoğraflarını çekmek için İsveç’ten gelmişti. Sohbet sırasında, Lütfi Özkök bir yere telefon etti. Telefonla konuşurken benim de adım geçti. Lütfi Özkök telefonu kapattıktan sonra bana “Haydi, Bülent Ecevit bizi bekliyor” dedi.
CHP genel merkezinden gelen beyaz renkli bir otomobil ile Çevre Sokağı’na gittik.
Bülent Ecevit bizi bürosunun kapısında karşıladı. O gün şiir ve sanattan çok politikadan konuştuk. Bize “müstafi” AP’liler ile hükümet kurması durumunda ne düşüneceğimizi sordu? Benim ve Lütfi Özkök’ün ne cevap verdiğimiz önemli değildi, onun bize sorması önemliydi.
***
1974 Kıbrıs harekatından sonra, ne zaman Atina ya da Karlovassi-Samos’a gitsem Yannis Ritsos, Bülent Ecevit’i sorardı bana. Bir şairin “Bu kadar savaşçı” olmasını anlamazdı. Bunun üzerine Kıbrıs tarihini, EOKA’yı, Makarios’u, Samson’u konuşurduk, “Müdahale”nin Yunanistan’ı özgürleştirmesini konuşurduk.
“Bari iyi şair mi?” diye sorardı.
Birinde Ecevit’in İngilizce şiirlerinin fotokopisini götürdüm. Okudu. İkna oldu.
1980’lerde Ecevit, Ritsos’a kitap imzaladı. Atina’ya götürdüm kitabı.
***
Oğlum Tan’ın “Baba seni Bülent Ecevit aradı” demesi de gene şiirle ilgiliydi. Alain Bosquet, Bülent Ecevit’i çok önemsiyordu. Bir kitabının Fransa’da yayınlanmasına önayak olmak istiyordu. Ben arada ulaklık yapıyordum. Ecevit’in şiirlerini biri Fransızcaya çevirecek, Bosquet de “uyarlama” işini yapacaktı. Yayınevi bulmak sorun değildi. Ecevit nedense işi ağırdan alıyordu. Galiba “bu iş”le uğraşacak zamanı yoktu. Ecevit bana bir söz verdiği zaman Rahşan Hanım söze girip “Ama Bülent” diyordu.
Alain Bosquet, sonunda bir ölçüde başarılı oldu. Yönettiği “Nota Bene” adlı uluslararası edebiyat dergisinin Güz 1985 sayısında (Sayı:14.15.16) iki Türk şairinin şiirlerini yayınladı: Bülent Ecevit ve Özdemir İnce.
***
1984 ya da 85 olmalı. Henüz Demokratik Sol Parti kurulmamıştı. Prof.Dr.İoanna Kuçuradi evine akşam yemeğine çağırdı bizi: Rahşan ve Bülent Ecevit, Ülker, ben ve bir Bulgar diplomat. Bülent Ecevit ile o gece uzun uzun Anadolu ortaçağını ve Sabri F.Ülgener’in “İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası”nı konuştuk. Bir süre sonra kendisiyle yapılan bir söyleşide “Anadolu ortaçağı”nın politikayla ilgisini anlattı.
“İnanca saygılı laiklik”i düşünecek kadar iyi niyetli politikacı idi. Ama 2 Mayıs 1999 günü, TBMM’nin yemin töreninde öne fırlayıp, türbanlı Merve Kavakçı’yı göstererek “Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!” diye haykırmasını kim unutabilir ? Ben hiç unutmadım,unutmayacağım !