BULGARİSTAN’DA VAZİYETİN DURUMU

Bulgar dostlarım üzerlerine alınmasınlar. Benim derdim, adaletten nasibini almamış, sahtekar Avrupa Birliği ve onun Türkiye’deki paralı askerleri ile. Bulgaristan’dan beklediğim bilgiler geldi. Aşağıda aktarıyorum:
***
-Avrupa Birliği, Bulgaristan ile yaptığı müzakere sürecinde, Türk azınlığın durumunu hiçbir şekilde koşul haline getirmemiş, demokratik, kültürel ve ekonomik hakları konusunda Bulgaristan’a hiçbir uyarıda bulunmamıştır.
Bulgaristan’daki Türk nüfus, uluslararası antlaşmalara göre “azınlık” olarak tanımlanmasına rağmen, demokrasiye geçişten sonra “seçme ve seçilme” hakkı dışında bir hakka sahip olamamıştır. Aksine, ekonomik olarak Türk nüfusun durumu daha da kötüye gitmiştir. Çünkü, sosyalist sistemde kooperatiflerde işçi durumundaki Türkler, daha önce kamulaştırılmış topraklarını geri alınca “donanımsız çiftçi” olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır. Traktörü ve komple tarım veya hayvancılık bilgisi olmadığı için, üretim noktasında yetersiz kalmış ve fakirliğe mahkum edilmiştir. Türkler, AB fonlarından istifade edebilecekleri projelerden de uzak kalmışlardır. 1968-78 yılları arasındaki göçler ile 1989 yılındaki “sınır dışı” döneminde Türkiye’ye gelenler, Bulgaristan’daki eğitimli ve aydın kesim olduğu için, Türkler bu konuda önder sıkıntısı da çekmektedir. Bugün, Bulgar kesimlerinde yüzde 10’ları bulan işsizlik oranı, Türklerin yaşadığı bölgelerde yüzde 70’i aşmaktadır. Bu da, Bulgaristan’daki ekonomik dağılımın ırkçı temellere oturduğunun göstergesidir.
-Türklerin yoğun olarak bulunduğu yerlerde özerk yönetim talebi AB tarafından gündeme getirilmemiş, Türk nüfusun da böyle bir talebi tarih boyunca olmamıştır. Türk nüfusun, uluslararası antlaşmalardan doğan ‘azınlık’ haklarını kullanmanın ötesinde bir talebi yoktur. (Neuilly Barış Antlaşması, İstanbul Antlaşması, Ankara Dostluk Antlaşması, 1968 Göç Antlaşması vs.)
-Türkçe, Bulgaristan’ın ilk kurulduğu yıllarda “eğitim dili” iken, daha sonra “yasaklı dil” konumuna gelmiştir. 1970’li yıllardan itibaren de Türkçe eğitim tamamen rafa kaldırılmıştır. Sosyalist rejimin son bulmasından itibaren ise, önce “talep edildiği takdirde eğitimi verilen” bir dil olmuş, ancak yeterli öğretmen olmadığı gerekçesiyle bu talebin ancak yüzde 30’u karşılanabilmiştir. Daha sonraki yıllarda ise “seçmeli dil” statüsüne sokulmuştur.
Dolayısıyla Türkler, ne Bulgaristan parlamentosunda, ne belediye meclislerinde, ne de mahkeme salonlarında Türkçe konuşamamakta, Bulgarca tek resmi dil olarak kabul edildiği için bu konuda katı kurallar uygulanmaktadır. Hatta, “Türk Partisi” sayılan Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin genel kurullarında bile konuşmalar Bulgarca yapılmaktadır.
-Bulgaristan’da, Bulgarca dışında hiçbir dilde dilekçe ve mahkemelerde ifade verilemeyeceği gibi, Siyasi Partiler Kanunu’na göre Bulgarca’nın dışında bir dilde propaganda faaliyeti de yapılamamaktadır. Türkçe, sadece halkın ortak kullanım alanı olan kahvehanelerde, evlerde ve sokaklarda konuşulmaktadır. Türkçe eğitim olmadığı için, genç nüfus Türkçeyi unutma noktasına gelmiştir. (Devamı cumaya)