BURAYA KADAR

Son olarak 27, 28, 30 ve 31 Temmuz tarihlerinde yayımlanan yazılarımda Kürtçülerin taleplerini değerlendirmiş bir ara da “İlan edin de şu bağımsızlığınızı herkes yerini bilsin!” demiştim. Zaten Hürriyet gazetesinde tamı tamına 11 yıldır, Kürtçüler, sağsolcular ve yeni liberaller tarafından dile getirilen “daha çok demokrasi”, “daha çok insan hakları”, “kimliklere saygı” ve “anadilde öğrenim hakkı gibi” taleplerin gerisinde özerklik, federasyon ve ayrı devlet hayallerinin bulunduğunu yazıyordum.
Muarızlar bu saptamaların “Bölünme paranoyası”ndan ileri geldiğini ileri sürüyorlardı.
Sonunda Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir “Bayrak ve özerklik istiyoruz!” diyerek safsatalara ve demokratçıların mugalatalarına muhteşem bir son verdi. Ardından, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş “Belediye başkanımız partimizin projesini savunmuştur. Makul bir öneri yapmıştır!” diyerek kendilerinin ve PKK’nın amaç ve hedeflerini dünyaya ilan etmiştir.
Benden bu kadar! 11 yıllık yorum çabalarım, bu açıklamalarla artık doğrulanmıştır.
Ben kendilerine pazarlığa “Ayrı devlet” projesiyle başlamalarını tavsiye etmiştim. Ayrı ve bağımsız devleti şimdilik ertelemiş görünüyorlar.
***
Yıllar önce bir uluslar arası toplantıda yanıma bir Suriyeli yazar gelmiş ve Hatay’ın Türkiye’ye mi yoksa Suriye’ye mi ait olduğunu sormuş, ben de:
“Elbette Suriye’ye ait!” demiştim ironiyle karışık. Yüzüme inanmadan bakmış, bunun üzerine büyük boy kartımı çıkartıp arkasına,
“Sayın Süleyman Demirel, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı,
Hatay’ın Suriye’ye ait olduğunu kabul ediyorum. Lütfen gerekeni yapınız!” diye Fransızca yazmış ve altını imzalamıştım.
Suriyeli yazar bunun üzerine, “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?” diye çıkışmıştı. Kendisine, “Hayır, siz bana Hatay’ın kime ait olduğunu sordunuz, ben de istediğiniz cevabı verdim. Bundan sonrası bizim Cumhurbaşkanı’nın işi!” demiştim.
***
O hesap! Bundan sonrası Barış ve Demokrasi Partisi’nin işi. Amaçlarını söylediler. Haklarıdır, karşı çıkamam. Muhatapları TBMM ve mevcut hükümet. Ancak, artık daha fazla demokrasiden, insan haklarından, ulusların kendi kaderini tayin hakkından söz edemezler.
Söyleyeceklerini söylediler: Demokratik özerklik. “Daha çok demokrasi, daha çok insan hakları” artık anlamsızlaştı. Bence bunlar safsata ama, diyelim ki isteklerine yerine getirildi, demokratik özerklik taleplerinden vazgeçecekler mi? Dünyaya ilan edilen isteklerine yerine getirilebilir mi Cumhuriyet tarafından?
Bilemem! Akan sular durmuştur artık. Ancak kendimi tutamayıp birkaç tavsiyede bulunacağım: Birleşmiş Milletler’in “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı” eski sömürge ülkeleriyle ilgilidir. Türkiye için örnek olamaz. Varsa, demokrasi ve insan hakları yetersizlikleri de özel bayrak ve özerklik taleplerine destek olamaz.
Demek ki Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi hiç de paranoya değilmiş! İsteyen istediği yöntemle intihar edebilir. Ve fakat intihar başka bir dünyayı mümkün kılamaz!