ÇARESİZ NAZİLER

Cumhurbaşkanına göre Alamanlar safkan Nazi’ymiş! Başbakanlık makamına göre de Alman hükümeti dedikleri yürütme gücü de yerel yönetimler karşısında böyle çaresiz mi çaresiz…

Almanya ile yaşanan bunalım hakkında açıklama yapan bizim hoşsohbet Binali Başbakan da  Almanya Başbakanı Merkel’i çekiştirerek kınamış: Alman Hükümeti bu konuda “Yerel makamlara karışamayız’ diyesiymiş…  “Alman hükümeti bu kadar çaresiz mi? İnandırıcı bulmadığımızı ifade ettik” diye eleştirmiş.

Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın arasında uyumsuzluk olmamalıymış, anca beraber kanca beraber… İşte size Başkanluk içün mücbir bir sebep: Birisi günümüz Almanyasını Nazi yaparken  ikinci Nazileri çaresiz yaptı! Olur mu? Adamlar Nazi olacaklar da çaresiz olacaklar, çaresiz kalacaklar? Bunlar  (bizimkiler yani) daha Nazi değilken bile her derde bin bir çare var ceplerinde. Durduk yerde tatsızlık! İnsanın kafası atıyor! İnsanın Alaman’a “sen git Türkiye’yi yönet”, Türk’e de “sen de git Alamanya’yı yönet öyleyse” diyesi geliyor. Kabahatin kimde olduğunu anlamak için…

Arkadaşlar,  siyasette tarih-coğrafya-yurtbilgisi, hal ve gidiş, adab-ı muaşeret çok önemlidir ama bunlar uluslararası ilişkilerde çok daha önemlidir. Türkiye’de olduğu gibi, “gölgeme bastı!”  iddiasıyla bir belediye başkanını KHK ile görevden alıp yerine kayyum atayamazsınız. Çünkü Almanya’da olağanüstü vaziyetin durumu yok; çünkü Almanya federal bir devlettir, her eyaletin (federe devletin) kendi hükümeti var, Berlin’deki federal hükümetin muhatabı eyalet hükümetidir. Bu nedenle, Bavyera’daki bir kasaba belediyesine Berlin’deki federal hükümetin  gücü yetmez. Federal hükümetin Berlin’deki 23 ilçeye ve 12 idari bölgeye de gücü yetmez.

Vaziyetin durumu böyle daha fazla ayrıntıya girmenin bir gereği yok.

Gelelim şu nazilik, faşistlik muhabbetine: Bildiğim Avrupa ülkelerinde kimseye nazi ya da faşist diyemezsiniz. Özellikle de Hitler, Mussolini, Franco ve António de Oliveira Salazar  yüzünden Almanya, İtalya, İspanya ve Portekiz’de…

Başımdan geçen bir olayı anlatayım: İspanya’nın Granada’sında Elhamra sarayında gezme kuyruğuna girmiştik. Kapıdaki görevli biletimize bakıp, öğleden sonra geçerli olduğunu söyledi. Ülker’le bir lokantaya gidip uzun bir öğle yemeği yedik. Sonra gidip kuyruğa girdik. Aynı adam bu kez geç kaldığımız için biletimizin geçersiz olduğunu söyledi. Tartışma başladı. Şekerim yükseldi, adama “Bu yaptığınıza faşizm derler” demek  gafletinde bulundum. Hemen pişman oldum ama iş işten geçmişti. Adam telefonu açtı ve “Burada bana faşist diyen bir turist var” dedi. Anasına küfretsem belki ciddiye bile almazdı ama Franco dönemine gönderme yaparak adama “faşist” demiştim. Ülker’e dönüp “Hadi sıvışalım buradan!” dedim.  Yirmi metre kadar uzaklaşmıştık ki iki polis koşarak geliyordu.

İşte böyle bir Alman’a, bir başbakana ve hele Almanya’ya  Nazi diyemezsiniz. Hele bir yabancı ülkenin Cumhurbaşkanı hiç diyemez. Cumhurbaşkanı ne demişti?

“Ben Nazizmin Almanya’da bittiğini zannediyordum, meğerse halen devam ediyormuş. Açık, ortada… Eğer demokrasiye inanıyorsan, benim bakanım, hem bakanınla görüşecek, hem salon toplantısı yapacak. Niye rahatsız oluyorsun? Şimdi baktık ki Hollanda da aynı şekilde açıklama yapmış, vah zavallı vah. Bunlar kendi iradeleriyle hareket etmiyorlar. Şimdi zannediyorlar ki Tayyip Erdoğan Almanya’ya gelecekti. Ya ben istersem gelirim. Kapıdan da sokmadığınız veya konuşturtmadığınız zaman da dünyayı ayağa kaldırırım.

Almanya’da da, Hollanda’da da aynı şeyi yaptılar. Diğerleri de belki arkasından gelecek. Nereden gelirseniz gelin. Eğer demokrasi diyorsanız önce bu işin hakkını vereceksiniz. Fikre, düşünceye saygıyı bileceksiniz. Bunları biz dünyaya rezil rüsva edeceğiz. Biz artık o Nazi dünyasını görmek istemiyoruz.

Yıllardır Avrupa ülkeleri Türkiye’ye demokrasi ve insan hakları karnesi düzenliyor. Ülkemizin AB üyeliğini olmadık bahanelerle erteliyorlar. Yarım asırdır bizi oyalıyorlar. Demokraside, işte 15 Temmuz’da olduğu gibi darbecileri hezimete uğratmış, destan yazmış bir ülke. Özgürlükler konusunda birçok Avrupa ülkesinden fersah fersah ilerideyiz.”

En önemli cümle şu: “Ben Nazizmin Almanya’da bittiğini zannediyordum, meğerse halen devam ediyormuş. Açık, ortada… Eğer demokrasiye inanıyorsan, benim bakanım, hem bakanınla görüşecek, hem salon toplantısı yapacak. Niye rahatsız oluyorsun?”

Neden rahatsız oluyorlar bakın: Yıllardır Türk bakanlar Alman bakanlarla görüştükten sonra Almanya’daki Türklerle de görüşüyorlardı. Bu doğrudur! Ama şimdi Türkiye’de yapılacak olan referandumla ilgili  olarak “Evet!” propagandası yapmak istiyorlar. Peki “HAYIR!” diyen partiler ve gruplar da aynı şekilde propaganda yapmak için Almanya’ya gelirlerse ne olacak? Türkiye’deki kamplaşma ve evetçilerin hüsumetleri Almanya’ya ve öteki AB ülkelerine taşınmış olmayacak mı? Böyle bir tehlikeyi neden kendi ülkelerine taşısınlar. Bu da yetmiyormuş  gibi Almanya’yı “Hayır”a hizmet etmekle, “Hayır”a arka çıkmakla suçluyorlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğer demokrasi diyorsanız önce bu işin hakkını vereceksiniz. Fikre, düşünceye saygıyı bileceksiniz. Bunları biz dünyaya rezil rüsva edeceğiz. Biz artık o Nazi dünyasını görmek istemiyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan haklıdır: Kendi ülkesine öylesine insan haklarına, düşünceye saygı var ki millet demokrasi komasına girmiş durumda.

Hayırcı siyasetçiler ve demokrat yazıcılar ve konuşmacılar da insan haklarına, düşünceye saygıya değinerek Almanya’yı kınıyorlar. Akıl almaz bir şey! Gençliğimizde yakın dostumuz bir çift vardı. Ne zaman bize gelseler iki kadeh içince müthiş kavgaya tutuşurlar, bizim evi savaş alanına çevirirlerdi.Kızları ağlardı korkudan. Onun hatırına karı-kocaya ses çıkartmazdık.  Bir akşam, Ülker’in tepesi attı, ikisini de kapı dışarı ederken “Alın çocuğunuzu, gidin kavganızı kendi evinizde yapın!” dedi.

O hesap!…. O hesap ama Almanya’nın tavrı “Evet”e yarıyor diye de seviniyorlar.

ÖZDEMİR İNCE

10 MART 2017