Kategori arşivi: Siyaset Yazıları

KAVUN ACISI ve ELMANIN TARİHİ

Kavun Acısı’nı (Aydın, 2.4.1967)  yazdığım sırada Ülker Yalvaç’ta sürgündeydi. Adalet Partisi iktidarı tarafından sürgüne gönderilen ilk kadın öğretmendi.  Tan 3 yaşındaydı.

Elma’nın Tarihi’ni Milli Eğitim Bakanlığı’nın ifadesiyle “birleştirildiğimiz” Muğla’da (5. 8. 1968) yazmıştım.

Kavun Acısı 14 Mayıs 1950’de gelmişti. Acı salgısı AKP ile doruklarına çıktı.

 KAVUN ACISI

 Bu kavun acısı gelecektir

bu kavun acısı geçecektir

demir tavını bulacaktır

ağır kuru ve gebe bir sesle

çekiç örse vuracaktır

karımın devsel yeşil gözleri

öfkenin şiirini yazacaktır

 

Kavun acısı

kışın ilk sesidir camlarda

yazın boş bir okul avlusunda birikmesidir,

unutulmuş bir kalemdir öğretmen masasında

gülen ayvadır ağlayan nardır

bir umut sürgünüdür Dicle boyunda

kavun acısı gelecektir

kavun acısı geçecektir

kırağı gibi dalların üzerinden

bir al turna gibi tüfeğin önünden

su gibi damlayacaktır

ve dağlayacaktır yalım gibi

kavun acısı geçecektir

kiraz zamanı gelecektir

 

Çünkü

saat çalışır ve tamamlar günü

bir kan damlar kaldırımın üzerine

bir daha bir daha damlar

acı yağmur suyuna karışır

bir adam durur direğin dibinde

boynu kıldan ince bir adam

saat vurur yürek atar kan damlar

atar sigarasını adam ezer böcek gibi

 

atar sigarasını adam ezer yazgı gibi

atar sigarasını adam, çünkü

bir yerlerde beyaz mügeler açmaktadır

incir sütü biber gibi yakmaktadır

ak döşekler diken gibi batmaktadır ,

dağlar dağlar dağlar çağırmaktadır

 

Türkünün yurdu insanın yüreğidir

türkünün yüreği insanın belleğidir

onlar senin türkünü anlamazlar

türkün bütün sularda yıkanmıştır

bütün otların ince tadını bilir

bütün zindanları özgürlüğe çevirmiştir

onlar senin türkünü anlamazlar

çünkü onlar gak deyince et

guk deyince su isteyen

Anka’dırlar

 

Kavun acısı geçecektir

kiraz zamanı gelecektir

bu kütük çiçeğe duracaktır

karımın devsel yeşil gözleri

öfkenin şiirini yazacaktır.

(Aydın, 2.4.1967)

ÜLKER, YANNİS RİTSOS’UN ÇAİIŞMA MASASININ ÖNÜNDE. KARLOVASSİ, SAMOS, AĞUSTOS 1978

Elmanın Tarihi’ni, “Devrim”in Dünya’da ve Türkiye’de somut umuda dönüştüğü günlerde yazmıştım. Şiir aynı zamanda diyalektiğin kuramsal tanımıdır. 24 Haziran 2018 günü iki şiirin haber verdiği mutlu günün gerçekleştiği gün olabilir. Gerçekleşmezse yeniden başlarız.

 ELMANIN TARİHİ

Elmanın hızını düşün

Tomurcukları gördün bir sabah tomurcukları düşün

saniyede 300.000 kilometre yol alan hızda

sayısız güneşlere bölünüyordu

sayısız su kabarcıklarına

 

Çiçeklerini gördün bir sabah

çiçekleri düşün

güneşin inatçı gücünü

erguvan tülünü ilkyazın

tutsak insanları ölü çocukları

hedefe giden merminin hüznünü

köyleri kentleri kasabaları düşün

çiçekleri düşün

hepsinin düşleri bir

ama hepsinin düşleri ayrı

 

Yeşil tüylerini gördün ilk patlamada

yeşil tüyleri düşün

bir şey olmayacakmış gibi duran tüyler

dengeli bir coşkuyla bekleyip kafa tutarak

yelin bağrına gümüş kakmalar döken

yeşil tüyler

onları düşün

 

İlkyazda durumu bu elmanın

yeşil kırmızıya dönüşecek

kırmızı tada dönüşecek

ve sonra doludizgin bir koku

ve elmanın doruk noktası :

Yumruktan küçük ve yuvarlak

kabuğu parlak ve sert

kırmızıdan yeşile kadar türlü renkte

kokusu hoş

tadı tatlı ve mayhoş

dokusu gevrek ufak çekirdekli –

Gülgiller’den Elma.

 

Elmanın hızını düşün

 

Elini uzatsan elindedir

yere düşerse çürür ayrışır

ve çekirdekleri yayılır toprağa

toprağın dölyatağına

 

Elma çürür ama öcünü içinde taşır

bir filiz olmanın bir ağaç olmanın öcünü

 

Döllenmenin hızını düşün yeşermenin hızını

yeşilin kırmızının mayhoş tadın ve kokunun

dalından düşmenin ve çürümenin hızını

 

Saniyede 300.000 kilometre yol alan hız

benim dışımda benden ayrı bana karşı

parmak uçlarımı karıncalandıran uygar sıcaklık

sevgilimin yeşil saçları gibi yığılan

ölümün sakladığı dirim

ertelenen dirim

benim yaşama tarzım

bu benim direnmem

bu benim…

değişmem delidumanlığım zorbalığım ;

ölümsüz ve benden bağımsız bir başka şey

bu beni saran beni sarsan bir bengi salgı

 

Elmanın hızını düşün sevgilim

seni beklememin hızını düşün.

(Muğla, 5. 8. 1968)

 ÖZDEMİR İNCE

22 Haziran 2018

 

“DİN YOLUNA YALNIZ BAŞINA DÜŞENLER EŞEKTİR”

“Din yoluna yalnız girenler eşektir” cümlesi, Konya’da mukim ama kitaplarında farsca öten Mevlana’ya aittir. Cümle, Mesnevi’nin 6. cildinde oturur. Cümlenin yalın anlamı şudur: Gerçekten Müslüman olacaksan bir tarikata girip bir şeyhe bağlanacaksın. Oysa İslam’ın aracıya izin vermediği, İslam’da ruhban sınıfı bulunmadığı iddia edilir. Hepsi yalan! Oysa tarikat, başını bir eşeğin çektiği deve kervanına benzer. Şeyh, Tanrı’nın ve Peygamber’in yerine geçmiştir. Okumaya devam et

BENİM OĞLUM EZBER OKUR

24 Haziran 2018 ikili seçiminin en çetin en karmaşık bilmecesi kuşkusuz “Kürt Sorunu”: TC vatandaşı Kürtler mutlu olmak için ne istiyorlar: Bağımsızlık mı, federasyon mu, özerklik mi? PKK’nın ne istediği önemli değil, TC vatandaşı olan Kürtlerin ne istediği önemli. Bu, seçimlerden sonra, devletin en önemli ödev ve görevlerinin başında bu geliyor. Okumaya devam et

DEMOKRASİSİZ HALK  (7)

Bu yazı dizisinin artık sonuna geldik. “Halksız Demokrasi”nin tersi olan “Demokrasisiz halk” da aynı kapıya çıkar. Benim kuşağımdan olanlar, 1950’den bu yana, en azından şunu öğrendi: Demokrasi ancak laik düzende yaşar. Demokrasi olmadan laik düzen yaşamaz, laik düzen olmadan demokrasi yaşayamaz.  Demokratik ve laik düzenlerde siyaset adamları. hükümet ve devlet erkânı “Honnête Homme”dur, centilmendir, çelebidir, paranoyak ve psikopat değildir. Siyasette “ağzı bozuk” değildir. Okumaya devam et

DEMOKRASİSİZ HALK (6)

İmgelem gücü zayıf, metafora yabancı dinleyiciyi, okuru, okurcuları zorlayan düşünceler ileri sürdüğümü, cümleler yazdığımı biliyorum. Hürriyet gazetesi dönemimde AKP’nin CHP’nin 7.kongresine kurulduğunu yazmıştım; Ahmet Kekeç adlı bir dinbaz silahşör  beni cahil ilân etmişti; AKP’nin gerçekten de resmen o gün kurulduğunu ileri sürdüğümü yazmıştı. Cümlem, CHP’nin o kurultayda  dinbazlığa taviz verdiği anlamına geliyordu.  Okumaya devam et

DEMOKRASİSİZ HALK  (5)

Bugün size ilham verici bir yazıyı ısıtıp sunacağım; kokmuş değil, aradan geçen on iki yıldan sonra iyice olgunlaşmış, anlamı güç kazanmış. 12 yıl sonra nereye geldik? Bunu irdelemek için paragraflara numara verip yazıdan sonra bu paragraflara göre yeni görüşlerimi (varsa)  ilgi ve bilginize sunacağım:

[YUMURTASIZ OMLET YAPMA SANATI[i]

1-Sol’un halkın istek ve hassasiyetlerini bilmediği, tanımadığı eleştirisine verilecek en güzel yanıt, solun muhafazakâr ve İslamcı sağın oyuna talip olmadığı şeklinde olmalı. Sola bu türden bir eleştiri getirenler Cumhuriyetçi ve dindar halkı da bu kesimin içine sokmaktadırlar.

Cumhuriyet ve devrimleriyle başı hoş olmayan, dahası onlara düşmanca duygular besleyen kesimlerle solun hiçbir ilişkisi olamaz. Bunu böyle bilelim, bu kesim nüfusun şu anda yüzde onluk kesiminden daha fazlasını temsil etmemektedir.

2-Tek kurtuluşun özelleştirmede olduğunu ileri süren görüşü ciddiye alarak halka şöyle bir soru soralım: Sümerbank gibi, Et ve Balık Kurumu gibi yoksul halk için ucuz üretim yapan kuruluşlara yani KİT’lere karşı mısınız ?  Demirçelik fabrikalarının özelleştirilmesine karşı mısınız ? Alınacak yanıt sanırım, halkın büyük bir çoğunluğunun KİT’lerin özelleştirilmesine karşı olduğunu ortaya çıkaracaktır.

Liberal ekonomi de, ekonomik küreselleşme politikaları da yeterince tartışılmamıştır, tartışılmalıdır.

 3-Sol ne değildir, ne olamaz ? Sol, şoven-milliyetçi olamaz, militarist olamaz, İslamcı, muhafazakâr ve mukaddesatçı olamaz, özgürlüklerin ve sosyal hakların engellenmesinden yana olamaz. Demokrattır, cumhuriyetçidir ve laiktir. Irkçı değildir. Kadın ve çocuk haklarını savunur. Emperyalist ve irredantist değildir, emperyalist ve irredantist politikalara karşıdır.

Solun bireyleri ben merkezci değil, toplumcudur.  Eğitimin devlet tekelinde olmasını savunur; okulun ve dinsel inancın cemaatlere teslim edilmesine karşıdır. Ama solun ulusal gerçeklere yabancı kaldığını ileri sürenler, gerçekte onun cumhuriyetçi ve laik ilkelere bağlı olmasını engel olarak görmektedirler. Solun olmazsa olmazları nelerdir ?

Demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve inanç özgürlüğü, gelir ve vergi adaleti.

4-Solu acımasızca yerenler, onun günümüz koşullarına uyum sağlayamadığını ileri sürmektedirler. Onlara göre, İngiltere ve İskandinavya dışında Avrupa solu da günümüz koşullarına yeterince uyum sağlayamamıştır. Çünkü başta Fransa ve halkı  olmak üzere Latin Avrupa “Sosyal Devlet” ilkesini korumak istemektedirler.

Devlet “Sosyal” olma niteliğini yitirirse devlete de gereksinim yoktur. Sosyal olma niteliğini yitiren bütün ulusal devletler küresel ve uluslarüstü sermayenin boyunduruğuna girecektir.

5-Türk solunu beğenmeyenler bize İngiltere İşçi Partisi’ni ve onun liderini örnek göstermektedirler. İngiltere üç yüz yıldır  kapitalist ekonomiyi en katı biçimiyle uygulayan bir ülke. Bu ülkenin sanayileşmesini henüz tamamlayamamış, modernleşme sürecini tamamlayamamış, epeyce köylü kalmış bir topluma örnek gösterilemeyeceğini bilmiyorlar mı?

6-Bir de Çin’i örnek gösteriyorlar. Çin, demokrasi ve insan haklarıyla, emekçi haklarıyla hiçbir ilişkisi bulunmayan bir Komünist Partisi yönetiminde en acımasız kapitalizmi uygulamakta. Türkiye demokratik ve özgür, insan ve emek haklarına saygılı bir ortamda gelişmek istemiyor mu ? Türk solunu eleştirenler, “sol” ile hiçbir ilişkisi olmayan garip bir sol istiyorlar.]

                                                                       ***

1-21 Ekim 2006 tarihli yazımın başında yer alan «Sol’un halkın istek ve hassasiyetlerini bilmediği, tanımadığı eleştirisine verilecek en güzel yanıt, solun muhafazakâr ve İslamcı sağın oyuna talip olmadığı şeklinde olmalı» cümlesinin içerdiği ironi ve alay amacını yeterince yansıtmadığını hissediyorum. Sol, “halkın istek ve hassasiyetlerini” neden bilmesin? Mars’tan mı geldi? Neredeyse %99’u köylü, çiftçi, işçi ve küçük memur kökenli; yani yoksullar ve mazlumlar soyu; açlığı, yoksulluğu ve yoksunluğu çok iyi tanırlar; müslümancılara göre, İslamcılara göre evrensel ve  meşru haklarını çok daha iyi bilirler. Aralarındaki en önemli fark şudur: Sağdaki yoksullar ve ezilenler dinbazın kül ve afyon dumanını yutarlar ama soldakiler yutmazlar; sağdakiler iradelerini teslim ettikleri dinbazın kuludur, soldakiler özgür iradeli, laik ve cumhuriyetçidir.

Aynı parağrafta iyice açıklanması gereken bir başka cümle var: “Cumhuriyet ve devrimleriyle başı hoş olmayan, dahası onlara düşmanca duygular besleyen kesimlerle solun hiçbir ilişkisi olamaz.” Yani sol bu kesimin geçirimsiz (empermeyabl) olduğunu bilir. Afyonkeşi  dalındaki elma gibi kaderine terketmek gerekir, ta ki çürüyüp dalından düşene kadar. Bunun son ve iyi bir örneği var: Teistleşen, ateistleşen genç Müslümanlar. Kuşkuya düştükleri anda, ancak o zaman geçirgen olurlar ve solun dünya görüşünü ve siyasetini anlarlar.

2-Halk büyük oranda özelleştirmeye karşıdır. Ama eskiden özelleştirme yapılan yerlere bakın genellikle gene AKP’ye oy vermişlerdir. Şeker fabrikalarının özelleştirdiği yerlerin seçmeni önümüzdeki 2018 seçimlerde sınava girecek. En azından ilçeler bazında AKP’nin bozguna uğraması gerekir. Eğer mağdur halkın gözü açılmış, bilinci geçirgen olmuş ise.

3-Eklenecek, yorumlanacak bir yer yok.

4-Emekçilerin, yoksul ve yoksunların savunucusu sol  emperyalist kapitalizmin ve dinbazlığın belirlediği koşullara neden uyum sağlasın? Ürünlerini satın alması yetmiyor mu? İktidara gelinceye kadar bu uyumsuzluk elbette devam edecek.

5-Elbette biliyorlar ve artık küresel ekonominin yenilgisi görüyorlar, görecekler.

6-Yorun gerekmez. Solun şiarı bilimdir, kamucu ekonomidir, barış siyasetidir ve ilkeler daima kazanır. Yeter ki dinci sağın beş duyusu somut dünyaya açılsın.

ÖZDEMİR İNCE

14 Mayıs 2018

———————-

[i] Hürriyet, 21 Ekim 2006

DEMOKRASİSİZ HALK (4)

Solun; halkın ve ulusun değerlerini bilmediği, bu değerlere yabancı olduğunu ileri sürmek bana budalaca geliyor. Bu konu açılınca, özellikle çok bilmişlerin söz aldığı aptal kutusunda, türlü çeşitli ukalâlıklar yapılır: “CHP ana muhalefet görevini yapmıyor; CHP kurultay partisidir. Sol küreselleşen dünyayı kavrayamıyor.” Bre munkabızlar, İdris Küçükömer diye bir meczup çıkıp “Türkiye’de sağ soldadır, sol sağdadır” dedi diye adamı ilâh yaptınız. Bu paradoksun eblehlik olduğunu anlamadınız.[i] Şimdi, AKP lümpen proletaryaya sadaka dağıtıp oy aldığı için solda mı oluyor? Fransa’da 1830’da, 1848’de, 1871’de karşı devrimci iktidarlar bunlara çukur kazdırıp para öder, çıkardıkları toprağı tekrar çukura doldurtup  para öderdi. Marx bunlarla iyice dalga geçer. Bana inanmıyorsanız onun Fransız Üçlemesi‘ni[ii] okuyun. Okumaya devam et

DEMOKRASİSİZ HALK (3)

Hürriyet’te  27 Temmuz 2011 tarihinde yayımlanan  yazımdan aktarıyorum: «İnsanın insanı sömürmesine göz yummak, eşitsizliği ve adaletsizliği savunmak bir zulüm ise, biri bu zulme karşı çıkmak için saf (bozulmamış) dini referans alabilir. Ama “din örgütü”nden ve dinbazlardan destek bulamaz. Bir başkası karşı çıkışını insan haklarına, dünyevî vicdana dayandırabilir.  Ama o da kapitalizmin ve emperyalizmin engellemesiyle karşı karşıya kalır. İkisinin arasında büyük bir fark yoktur. Çünkü bu iki insan da bu yeryüzü zulmüne son vermeyi amaçlamaktadır. Biri ötekine “Zulmü ortadan kaldırmak için İslamı referans al” dememeli, diyemez. Öteki de ona “Zulmü ortadan kaldırmak için İslamı referans almaktan vazgeç” dememeli, diyemez. Okumaya devam et