Kategori arşivi: Siyaset Yazıları

R.T.ERDOĞAN DİYORKİNE :

Anayasa’ya göre tarafsızlık yemini yapmış Recep Tayyip Erdoğan bu yemini durmadan çiğnediği için bütün konuşmalarını AKP Genel Başkanı olarak yaptığını düşünüp kabul ediyorum. Çünkü biraz sonra okuyacağınız konuşmayı bir tarafsız cumhurbaşkanı yapmaz ve bana “Zeytinyağı gibi üste çıkıyor” halk deyişini kullanma fırsatı vermez! AKP’nin hal-i pürmelalini ise ancak psikopatoloji[i] açıklar: Kendi yapıp ettiği bütün olumsuz işleri başkalarının üzerine atmak (yansıtmak) ve kendi kendine günah çıkartan bir Katolik gibi arınmak. Okumaya devam et

HÜKÜMET OLMAK VE DEVLET YÖNETEMEMEK

Devlet aygıtıyla oynamak 1950’den itibaren Demokrat parti ile başladı.O tarihe kadar Milli Eğitim düzeni tıkır tıkır işliyordu. Ortaokul ve lisede tek dersten bütünlemeye  (ikmale) kalınırdı ama Türkçeden bütünleme yoktu.Bütünlemeye kalma sayısı sırayla birden ikiye, ikiden üçe, üçten dörde çıktı. Sonunda bir ve iki dersten borçlu sınıf geçme icat oldu. Derken lise 4 yıldan 3 yıl indi. Neden? Bunların hiçbirinin eğitsel nedeni yok! Yoktu! Okumaya devam et

TANRI ÇOK DİNLİDİR

“Allah’ın (Tanrı’nın) dini yoktur” diyecektim ama “Allah’ın tek dini yoktur, dini çoktur!” diye yazmak daha iyi. Dinbaz yobaz Allah’ı rahat bırakmaz: Kılıç-kalkan olarak, torpil olarak, banka kartı olarak, çek ve senet olarak kullanır.

Yarattığı dünyayı Allah’ın bilmesi gerekir ama dinlerin Allah’ı bilmez. Kutsal Kitaplar dünyanın cahilidir. Dinbaz yobazın yasasıdır bu kitaplar.Bu kitaplarla dünyaya egemen olup yönetmek isterler. İşte o zaman hır ve cıngar çıkar. Bre adam, din ve inanç özgürlüğü var Laik Dünya’da, dinini ve inancını yaşa, daha ne istiyorsun? Ama o bütün dünyanın kendi Allah’ına, kendi peygamberine, kendi dinine, kendi mezhebine, kendi tarikatına inansın istiyordur. Gerekirse zor kullanır!

Cehalet ne Allah’a, ne peygambere ne de dine bilerek inananır. Bilmez! Korku ve çıkar karşılığı olarak biat eder. İnanmak başka biat etmek başka. Bilgi biat etmez.

Cehalet tarih boyunca insanlardan ve toplumlardan eksik olmadı  ama İslam toplumları hariç hiçbir zaman iktidarda değildi. Ancak cehaletin demokratik seçimlerle iktidara geldiği tek ülke Türkiye’dir . AKP bir tarikat olduğu için 16 yıldır iktidarda. Bir siyasal parti olsaydı çoktan iktidardan giderdi.

İslam dünyası 500 yıldır bilim üretmediği için Batı karşısında bozguna uğramakta ve giderek kültürsüzleşmektedir. AKP’nin Batı karşısına çıkardığı İmam-Hatip saltanatı ve imamokrasi kültürsüzleşmenin ulaştığı zavallı aşamayı göstermektedir. Din, kadın ve cinsel sapkınlık ve saplantıları siyaset alanında kullanması AKP   tarikatının dünya cahili olduğunun kanıtıdır. Üstelik Allah tarafından da terk edilmiş, haberi yok: “Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelemez. Eğer sizi yüzüstü bırakırsa  O’ndan başka size kim yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.” (Kuran, Âli İmran Suresi, 160) Allah bilime kuşkusuz karşı değildir. Ama AKP  ve Başyüce bunları bilmez.

Özdemir İnce

14 Eylül 2017

 

***

“HARUN YAHYA SAFSATASI VE EVRİM GERÇEĞİ”

“Bilim ve Gelecek”, “Bilim ve Ütopya” adlı iki dergi yayınlanıyor Türkiye’de. Bu iki dergi son yıllarda “evrim” ve “yaşamın tarihi” konularında özel sayılar yayınlıyorlar. Bu yayınların amacı Cumhuriyet’in temel değerlerinden olan “bilimsel görüş”ü savunmak.

Bilindiği gibi Harun Yahya adıyla yayınlar yapan Adnan Hoca bilimin bulgularını, bilimsel gerçekleri dinsel bilgi ile açıklayan yayınlar yapıyor. Bu yayınlar Türkiye’de sınırlı bir taraftar bulmasına karşın dünyada ciddiye alınmıyor. Örneğin Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hoşgörü ile karşılanan Yaratılış Atlası’nın Avrupa ülkelerinde dağıtılmasına izin verilmedi.

Varlık ve varoluşu dine dayalı bilimsel görüşle açıklamaya çalışan safsata ABD kaynaklı “Akıllı Tasarımcılık” adı altında sunuluyor.

30.07.08 tarihli Sabah gazetesinin yayınladığı bir haberi sizlere aktarmak istiyorum : “Muğla Eğitim Fakültesi’nin yaptırdığı bir araştırmaya göre, biyoloji öğretmenleri evrim teorisine mesafeli duruyor. Geleceğin biyoloji öğretmenlerinin yüzde 43’ü evrimin bilimsel geçerliliği olan bir teori olduğunu düşünürken, öğretmen adaylarının yüzde 30’u bu konuda  kararsız. Evrim teorisine katılmadığını beyan eden öğretmenlerin oranı ise yüzde 16.”

Oysa Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2. maddesinde, Türk Milli Eğitiminin genel amacının Türk Milletinin bütün bireylerini “hür ve bilimsel düşünme gücüne değer veren kişiler olarak yetiştirmek” olduğu yazıyor.

Bilim dünyasında, Darwin’in Evrim Teorisi artık bir olgu olarak kabul ediliyor. Özellikle biyoloji ve tıp alanında yapılan bulgular Evrim Teorisi’ni doğrulamakta.

Ayrıca İngiliz Kilisesi  Charles Darwin’in düşüncelerini “aşırı savunmacı ve duygusal” davranarak reddettiği gerekçesiyle Darwin’den özür dilemekte. Kilise artık Kopernikus’un, Galileo Galilei’nin ve Bruno’nun astronomiyle ilgili teorilerine karşı değil.

Ama Türkiye’de Evrim Teorisi’ne karşı olan Yaratılış dogmasının okullarda birlikte öğretilmesi isteniyor; bu dogmanın din derslerinde öğretilmesiyle yetinilmiyor, bir de (Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olarak) biyoloji derslerinde öğretilmesi isteniyor.

Size bu konuda bilim adamları tarafından yayınlanan “Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği” (Bilim ve Gelecek Kitaplığı) salık vereceğim.

Bilimi dinin sınavına, dini bilimin sınavına sokmak saçmalıktır. Bilimi dinselleştirmek, dini inancı bilimselleştirmek de delice bir saçmalıktır. Saçmalıktır, ama din yobazları bu türden saçmalıkları adım başı yapmaktalar.

Aklı başında din adamları din ve bilimin iki ayrı alan olduğunu, bu iki alanın birbirine karıştırılmaması gerektiğini söylüyorlar ve çok iyi ediyorlar. Bilim adamları Tevrat, İncil ve Kur’an’ı bilimsel değerlerle inceleyecek olurlarsa toplumda huzur kalmaz. Müslüman din adamlarının  Kur’an’da dünyanın düz olduğunun yazılı olduğunu savunduğunu biliyor musunuz ? “Tanrı’nın yeryüzünü düz olarak, gökleri de muhafazalı bir tavan şeklinde yaratması, insanların geniş yollarda yürüyerek kolaylıkla seyir ve seferlerde bulunmalarını sağlamak içindir. Tanrı bunu kitabında açıklar.” (Taberî, “Milletler ve Hükümdarlar Tarihi”, Cilt 1, S.3)

(HÜRRİYET, 5 EKİM 2008)

***

DÜNYA DÜZ MÜDÜR ?

 5 Ekim Pazar günü yayınlanan “Harun Yahya Safsatası ve Evrim” başlıklı yazım müthiş bir e-posta saldırısına uğradı.

Selim Can adlı çok zarif bir okurcu “Bu darvin denilen bilmem neden başka akıllı gelmemiş mi bu dünyaya? bu yahudi pezevenkten başka yani. ve buna inanan salaklara ne diyeceksin?  Aslında bu DİNSİZ KİTAPSIZ HERİFİN  gayesi planlı ve proğramlı olarak dinleri inkar etmek, başka bir şey değil onun bu sergilediği soytarılıklar” diye buyuruyor.

Gönderilen e-postaların çoğu bu minvalde. Bu insanları yetiştiren 50 yıldır T.C. Milli Eğitim Bakanlığı !   Yetiştirmeye devam edeceği yaptığı işlerden anlaşılıyor,

 Aynı yazının son bölümü de tepkiye yol açtı. O bölümde şöyle diyordum :

“Bilimi dinin sınavına, dini bilimin sınavına sokmak saçmalıktır. Bilimi dinselleştirmek, dini inancı bilimselleştirmek de delice bir saçmalıktır. Saçmalıktır, ama  her dinin her türlü din yobazları bu türden saçmalıkları adım başı yapmaktalar. / Aklı başında din adamları din ve bilimin iki ayrı alan olduğunu, bu iki alanın birbirine karıştırılmaması gerektiğini söylüyorlar ve çok iyi ediyorlar. Bilim adamları Tevrat, İncil ve Kuran’ı bilimsel değerlerle inceleyecek olurlarsa toplumda huzur kalmaz. Müslüman din adamlarının  Kuran’da dünyanın düz olduğunun yazılı olduğunu savunduğunu biliyor musunuz ? ‘Tanrı’nın yeryüzünü düz olarak, gökleri de muhafazalı bir tavan şeklinde yaratması, insanların geniş yollarda yürüyerek kolaylıkla seyir ve seferlerde bulunmalarını sağlamak içindir. Tanrı bunu kitabında açıklar.’ (Taberî, “Milletler ve Hükümdarlar Tarihi”, Cilt 1, S.3)”

Fanatik kitle bu bölüme de ateş püskürdü. Kur’an varken neden Taberi’den örnek gösteriyormuşum ?  Ben kimseyi kırmak istemediğim için Kuran’dan örnek göstermedim. Kuran’da elbette dünyanın yuvarlak olduğu ve güneşin çevresinde döndüğü yazmıyor.

Peki ne yazıyor ? Şunlar yazıyor :

“Ardından yeri yaydıkça yaydı” (Naziat Suresi, 27-33)

“Il a ensuite étendu la terre” (Sourate LXXIX, 30)

“and the earth – after that He spread it out” (The Pluckers, LXXIX, 30)

“O’dur sizin için yeri döşek gibi yapan” (Taha Suresi, 53)

“Yeri yayan, üzerinde sabit dağlar…” (Rad Suresi, 3)

Türkçe’deki Kuran çevirileri, çeviriden çok aşırı yorum içeriyor. Bir çevirmen “Sonra da yeri döşeyip yerleşmeye hazırladı” diyor. İkincisi “Bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarladı” diye yorumluyor. Üçüncüsü ise “Bundan sonra da yeri döşedi” diye yazıyor. Daha ilginç bir meal çevirisi (!) de var: “Ondan sonra yer küreyi eksenine göre eğip bir elipsoit haline getirerek yayıp döşedi.”

El insaf yani ! Ben bunları bildiğimden kimseyi üzmemek için ana kaynağa gönderme yapmadım. Kuran’ın Arapçasında, Fransızcasında, İngilizcesinde “Yeri yaydı” diyor. Bu yayma masa örtüsü gibi yayma anlamında. Din kitaplarını bilimselleştirmek çok tehlikelidir !

(HÜRRİYET,15 EKİM 2008)

***

KURAN’DA YERİ VAR

Biliyorsunuz: Eski Diyanet İşleri Başkanları, İlahiyat Fakültesi Profesörleri gazetelerde din konusunda yazılar yayınlamaktadırlar. Dinci ve İslamcı gazetelerden söz etmiyorum. Zaten onların bütün yazarları başlı başına bir fetva makamı.

Ben bunlardan değil normal gazetelerden söz ediyorum. Ve bu gazetelerde yayınlanan din referanslı yazıları son derece önemsiyorum. Ama yazıların büyük bir çoğunluğunun beni hayal kırıklığına uğrattığını söylemek zorundayım.

Örneğin, 15 Haziran 2010 tarihli bir gazetede “Prof.Dr.” ünvanlı eski bir Diyanet İşleri Başkanı şu başlık altında bir yazı yayımlamış:

“Kuran’ın söyledikleri modern gökbilime uygun düşmektedir.”

Bu ne anlama gelmektedir Allahaşkına?

Kuran sadece bir dininin kutsal kitabı değil aynı zamanda bir modern astronomi ve gökbilim kitabı mıdır? Hatta, kimilerine göre ticaret, kimilerine göre hukuk kitabı oluyor.

Aynı kaynağa  (Kuran’a) dayanarak, Müslüman bilim adamları, bir zamanlar, dünyanın düz, gökyüzünün yedi kat olduğunu ileri sürüyorlardı.

Demek ki Kuran bilimsel gelişmelere uyarak kendi kendini yeniliyor (!).

Ayıptır arkadaşlar!

Ben okumakta olduğunuz yazıyı kafamda gezdirirken, 28 Haziran 2010 tarihli Zaman gazetesinde daha müthiş bir haberle karşılaştım. Tam sayfaya manşet: “Kuran’ın 1400 yıllık nuru bilime ışık tutuyor!”

Bir derginin düzenlediği “Kuran ve Bilimsel Hakikatler” başlıklı uluslararası sempozyum  sona ermiş. Kuran’ın ortaya koyduğu hakikatlerin modern bilimle örtüştüğünü vurgulayan akademisyenler, çocuğun yaratılmasından uzaydaki kara deliklere kadar varoluşun sırlarını ayetlerle açıklamış.

Eskiden okuma-yazma bilmez mahalle hocaları her şeyi “Kuran’da yeri var” diye açıklarlardı.

Şimdi aynı şeyi anlı-şanlı üniversite profesörcülerimiz yapıyor. Gazeteden aktarıyorum:

“Gazi Osman Paşa Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim üyesi Prof.Dr.Osman Çakmak Kuran-ı Kerim’de uzay, karadeliklerle alakalı ayetlerden örnekler vererek sunduğu tebliğinde ‘Kuran bize her zaman ipuçları vermekte ve birçok yerde de bunların ‘anlayan, akıl sahibi ve bilgili kimselere misal, delil’ olduğunu tekrarlamaktadır. ‘Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yarattık’ ilahi fermanı ile fizik dünyasının arkasında başka dünyaların varlığına dair akla kapı açmaktadır’ ifadesini kullandı.”

 Sayın profesörün bu içli sözleri beni son derece üzdü. Üzüldüm, çünkü bir kimya profesörümüz Müslümanların Kuran’ın ne dediğini hiç anlamadığını, buna karşılık Yahudi ve Hıristiyanların aynı ayetleri okuyarak binlerce keşif ve icat yaptıklarını iftiharla itiraf ve ilan ediyor.   Yeni bir dünya elbette mümkün! Ama bu kafayla çok zor!

(HÜRRİYET,6 TEMMUZ 2010)

***

 “KURAN’DA YERİ VAR”A ZEYL

Müslümanların çağının çağdaşı olamamasının, dünyayı ve evrenikavrayamamasının en önemli nedeni “Kuran’a yeri var” safsatasıdır. Bu aynı zamanda derin ve bulaşıcı bir aşağılık duygusunun da ifadesidir: “Siz Frenklerin, gavurların yaptıkları icatlara, kullandıkları fenne bakmayın, bunların hepsinin kaynağı Kuran’dır!” düşüncesidir.

Kuran ister yukardan yahiyle insin, ister insan elinden çıkmış olsun bir din kitabıdır. Bir din kitabı olarak öteki din kitapları ve Sumer dinsel metinleri ve efsaneleri ile metinlerarası ilişkisi vardır. “Kuran’da yeri var”cılar ister onaylasınlar, ister onaylamasınlar: Yukarıda yazmış olduğum cümlenin kanıtlandığı binlerce kitap var.

Diyelim ki İslam ve Kuran modern bilimle örtüşüyor. Bunun Müslümanları aşağılamaktan başka faydası ne? Kuran’a inanlar geri kalmış, yoksul, sefil; demokrasi, özgürlük ve insan haklarından yoksun. Ama Kuran’a inanmayanlar (fakat onun ilim ve irfanından yararlananlar) dünyanın egemeni olmuşlar. Bu nasıl iş?

“Bu nasıl iş?” sorusunu dünkü yazımda sözünü ettiğim sempozyuma katılan Diyanet İşleri Başkanı’na sormalı. Ben 28 haziran tarihli Zaman gazetesinin yalancısıyım. Çünkü “Kuran ve Bilimsel Hakikatler” başlıklı sempozyumu haber yapan gazetede fotoğrafı var.

Ayrıca, sempozyumda bir tebliğ sunan Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Adnan Yüksel de “Anne karnında çocuğun yaratılması” konusunu ele almış. Yeryüzünde ve semada görebileceğimiz sayısız sanat eserleri arasında insanın ayrı bir yerinin olduğunu vurgulayan Yüksel, “İnsan yeryüzünün en kompleks yapısıdır. Tek hücresinden tüm doku, organ ve uzuvlarına kadar tam anlamıyla mucizedir” demiş.

Kuran’ı Kerim’de Müminun Sûresi 12-14, Hacc Sûresi 5, Vakıa Sûresi 58-59 gibi birçok ayette insanın ilk yaratılışı ve anne rahminde yaratılışının anlatıldığını hatırlatan Yüksel, bilimsel yönü ile ayetlerde anlatılan anne rahmindeki yaratılışın örtüştüğünün altını çizmiş.

Bu gayretlerin Müslümanlara ve insanlığa faydası ne? Kuran-ı Kerim ne bir doktora tezi, ne de benzeri bir şey, kendini kanıtlamaya ya da kanıtlatmaya hiçbir gereksinimi yok. İnsanlar ona bilimsel keşiflerin kaynağı (!) olduğu için inanmıyorlar, inandıkları için inanıyorlar. Kuran’da dünyanın düz olduğu yazsa da (ki yazdığını iddia edenler var) insanlar ona inanmaya devam edecektir. Kuran’ın böyle bilimsellik safsatalarına ihtiyacı yok.

Kuran’ın kendisi için, dünya, insanlık ve Müslümanlar için en büyük tehlike, Kuran’ın çağdaş dünyayı, bilimleri ve toplumsal ilişkileri açıklamak için  referans yapılmasıdır.

Kuran’ın metninde hiçbir reform yapılamaz, yeni bir okuma tarzının da herhangi bir yararı olamaz. “İslam’da reform olamaz” diyenler haklıdır ve zaten gereksizdir. Fakat, tıpkı Hıristiyanlıkta olduğu gibi  din ve Kuran dünya işlerinde referans olmaktan çıkar. İşte reform budur ve bunu Cumhuriyet kuruluşundan itibaren başarmış ve uygulamıştır. “Post-islam” ya da “İslam sonrası” demek İslam’ın dünya işlerinde artık referans olmaması anlamına gelir. Ki buna laiklik deniliyor.  Ve bu yeni bir dünya ancak laik düzende mümkündür!

(HÜRRİYET,17 TEMMUZ 2010)

***

NOT DEFTERİMDEN

 

Benim aynı anda kullandığım on kadar not defterim vardır yıllardır. Şiirlerime ve yazılarıma kaynaklık ederler.

Geçenlerde pek az sayfası doldurulmuş bir defter buldum. Oradan aktarıyorum:

Prof.Dr.Mustafa Cevat Akşit’in, 24 Mayıs 2004 günü Kanal 7’de (saat 09:25) yayınlanan konuşmasından:

“Bu duaları etmeyenler cennete gidemezler. Cennetteki huriler gücenirler bu duruma. ‘Biz ne güzel hazırlanmıştık onlara, ama onlar bizi istemedi’ derler.”

 “Hayatta üç tür insandan korkarım:

Cahil cüretkar,

Kifayetsiz muhteris,

Mazlum mütefekkir.

Ha bir de uzatmalı çavuş var. (“İncili Çavuş” Ali Özoğuz, 1970’ler)

“İsrail’in Araplara saygısı yok. Onları küçük görüp aşağılıyor.

İsrail ise Yahudi ruhuna ihanet ediyor.” (Ostia, 2005. Bir İsrailli dost yazar.)

 “Bir iç bunalımı ancak bir dış bunalım doğurur! Öncelik her zaman dış politikadadır.”

(Alman tarihçi Franz Altheim)

“İki türlü iş (emek) vardır. Birincisi toprağın altından belli bir miktarda maddeyi yeryüzüne çıkarmaktan ibarettir. İkincisi ise, bu işi yapması için birine emir verir.

Birinci tür iş berbattır ve ücreti çok azdır. İkincisine gelince bol gelirli hoş bir iştir.”

(Bertrand Russell, “Eloge de l’oisivité”, Allia, S.48)

 “Azgın dinciler = Azgın laikler hesabı Cumhuriyet’in ruhuna ihanet eden bir budalalıktır.” (Özdemir İnce)

“Yüzyıllarca, Tevrat’ın Tekvin bölümünün mitoslarını bizler de dünyanın ve evrenin oluşum tarihi olarak kabul ettik. Adem’in çocukları olduğumuza ve dünyanın düzlüğüne inandık. Ancak 1965 yılında, Vatikan II. Konsilinde Katolik ve apostolik Kilise bilimin kutsal kitaplardan bağımsız olduğunu resmen kabul etti. Günümüzde, aramızdan birçokları için, tarihöncesi artık İncil’in alanı değil, tarihöncesi uzmanlarının işi. Lucy ve onun eşit benzerleri Adem’in yerini aldı. Ama günümüz Müslüman toplumlarında böyle bir şey (en azından resmen) henüz mümkün değil. (Jacqueline Chabbi, “Le Coran décrypté” Fayard. S.23)

Görüyorsunuz: Bir başka dünya kolayca mümkün olmuyor!

(HÜRRİYET,1 AĞUSTOS 2010)