CEHALETİN HORTLAMASI

Cehaletin Rönesansı, Egemenlik Cehaletindir  ve Demokrasi ile Diktadorya  Arasında adlı üç kitabımın, Tele 1 Televizyonu’nu destekleme programı içinde, önümüzdeki günler yeni baskıları yayınlanacak.

Cehaletin Rönesansı  baskısı için yeni bir  önsöz yazdım.  Yazıyı bilginize kitabı da ilginize sunuyorum.

Özdemir İnce

10  Ağustos 2017

***

Elinizdeki kitabın ilk baskısından sonra adı acaba Cehaletin Hortlaması mı olmalıydı diye çok düşündüm. Biraz önceye kadar da düşünüyordum. Ama hortlamak için ölmek gerek oysa cehâlet ölümsüzdür. Türkiye’de ise  ölümsüzlükten de ölümsüzdür.

Cehaletin Rönesansı’ndaki “Rönesans”a gelince:  Onu kalp paranın gerçek parayı yenmesi anlamında kullandım. Türkiye’yi yönetenler, yeşil  alanlara diktikleri gökdelenlerle, AVM denen şeylerle ve “tuple” susalarıyla (duble yollarıyla) cehalete ihtişam kazandırmıyorlar mı?

“Cehâlet”, “Bilmezlik”tir. “Cahillik” de denir. Cahil, cahil olduğunu bilmez. Cahilliğinin cahilidir.

Arapça “cehl” kökünden türeyen “cehâlet”in türevleri eskiden çok kullanılırdı:

“Cehâlet-i müstetemme” = Koyu cehâlet. Medreseliler arasında çok görülür. “Havâs”ın [i] cahilliği.

“Cehl-i basit” = Ayıplanmayan cehil, ayıplanmayan bilgisizlik. “Avam”ın [ii]   cahilliği.

“Cehl-i mürekkeb” = Bilmezliğinin  farkında olmayan, katmerli cahillik.

“Cehele” , “Cühhâl”, “Cühelâ” = Bilgisizler; kendini bilmezler, münasebetsizler.

İşe bakın: Bizim memlekette birine cahil demek suçmuş da bilgisiz demek suç değilmiş…

Cumhuriyetimiz  cumhuriyetken yani cahillerin (bilgisiz anlamında) eline geçmeden önce, cehâleti cahil bırakmamak için okullarda leyli meccani (parasız yatılı) sistemini kurmuştu. Okumak olanağından yoksun yoksul çocukları ortaokuldan itibaren, üniversiteyi bitirene kadar parasız yatılı okurlardı. Parasız yatılı sistemi, “İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle” olmanın en önemli olanağıydı. Süleyman Demirel, Turgut Özal, iyilerinden olmasalar da bu sistemin ürünüdürler. Parasız yatılı öğretmen okulları vardı, meslek liseleri ve Eğitim Enstitüleri vardı. Günümüzden farklı olarak, sınavlarda dalavere yoktu. O zamanlar,  Laik Cumhuriyet’ten mağdur olduklarını ileri sürenler, mağduriyetlerini gidermek için soru çalamazlardı. Yeteneksiz  cahiller, şimdi,  iktidarda oldukları halde, sınav sorusu çalıyorlar; iktidarı kazanırken her türlü sınavdan kaçıyorlar. Mağdur oldukları için para çalıyorlar.

Türlü çeşitli cehalet vardır: Yönetim cehaleti, devlet cehaleti,  ekonomi cehaleti, yasa cehaleti, anayasa cehaleti, parlamento cehaleti, dış ve iç siyaset cehaleti, dil ve görgü cehaleti, din ve iman cehaleti, iletişim cehaleti…

Günümüzde, iktidar saflarında, “Cehâlet-i müstetemme” ve “Cehl-i mürekkeb” egemen durumda. Öyle olmasaydı, Cumhuriyetin fabrikalarını, üretim araçlarını, limanlarını, havaalanlarını yabancılara ve haramzadelere üç kuruşa peşkeş çekerler miydi? Dünya ile yarışan laik cumhuriyet okullarını medreselere (İmam-hatipler) dönüştürürler miydi?  Çağdaş dünya bilgisi cahili olan dinsel dogmaları müfredat programlarına sokuştururlar mıydı?  Cirmine [iii] bakmadan yedi düvelle papaz olurlar mıydı? “Tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet” diye Rabia işareti yaparlarken iki maddeyi es geçtiklerini bilmediğimizi sanırlar mıydı?

Müslüman kardeşlerin söylenmeyen o iki ilkesini bari biz yazalım:

1- Tek Nizam: Yani Allah’ın Nizamı.

2- Tek Hizb (Tek Parti): Yani Allah’ın partisi.

Kısacası: AKP’nin 4 değil, 6 ilkesi var ve ikisi gizli, söylemiyor.

1948-1949 ders yılında, Mersin Lisesi orta kısım birinci sınıfta öğrenciydim. Göbek Emmi lakaplı (Rahmi Öztop) efsanevi bir Türkçe öğretmenimiz vardı. Edebiyat kuramlarıyla uğraşırken  Göbek Emmi’mden çok esinlendim. Romanı, “Olmuş ya da olması mümkün olayları yer, zaman ve hars (kültür ) göstererek anlatmaya roman denir”  tanımlaması vardır ki bundan daha iyisi yoktur.

Sonuna kadar okursanız, Cehaletin Rönesansı’nın Göbek Emmi’nin roman tanımlamasına uygun bir kitap olduğunu göreceksiniz. Özellikle de “olması mümkün” diye yazdığım siyasal şeylerin mutlaka gerçekleşmiş olduklarını fark edeceksiniz.

Türkiye Cumhuriyeti’ni, dünya çapında asker ve sivil seçkinler (elitler) kurdu. Zaten devletleri her yerde seçkinler kurar. Osmanoğulları da seçkindi. Cumhuriyeti kuranların başında, savaşta ve siyasette yendiği düşmanlarına göre, çağının tek dahisi Mustafa Kemal vardı. Arkasındaki askeri ve sivil kadro ise Almanların, İngilizlerin, Fransızların, Rusların kadrolarından çok daha iyiydi. Yoksul ama çağının çağdaşı saygın bir cumhuriyet devleti kurmuşlardı. Bu gerçeğe saygı duymayanların durumu “Cehâlet-i müstetemme” ve “Cehl-i mürekkeb” olarak tanımlanır. Bunlardan biri, geçenlerde, 15 Temmuz 2016’da yeni bir devletin temellerini attıklarını ileri sürmüş. Bu türden cahiller, nankör de olurlar!

Bu yazıyı yazmadan önce, defterlerimden birinde bir cümleye rastladım. Cümle benim mi yoksa birinden mi aldım, bilmiyorum. Şöyle: “Çalışırken toz maskesi, banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken din maskesi takılır.”

Kınanmayı göze alarak, Cehaletin Rönesansı ve bundan sonra yayımlanacak  Egemenlik Cehaletindir  adlı kitabın cehalet giderici özelliklere sahip olduklarını söyleyeceğim.

Özdemir İnce

Köy, 5 Ağustos 2017

——————————————–

[i] Havâss: Seçkin, saygın, muhterem.

[ii] Avam: Halk

[iii] Cisim, hacim, oylum.