CEM ÖZDEMİR’İN TUHAF İŞLERİ

Alman Federal Parlamentosu’nun onayladığı “Soykırım” kararının önergesinin altında Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir’in imzası var.

Cem Özdemir’le 2000 yılında Berlin’de tanışmıştım. Üzerimde olumlu bir etki yaratmıştı. Ama Cem Özdemir, Frankfurter Allgemeine Zeitung’da “Boğaz’da  Uzun Yürüyüş” adlı yorum yazısı yayınlayınca, Hürriyet’in Avrupa baskısında (16 NİSAN 2001)  “CEM  ÖZDEMİR’E  İTİRAZ” başlıklı bir mektup yayınlamıştım. Cem Özdemir bu yazıma itiraz etmedi, üstünü kapattı.  Aradan  zaman geçti, HÜRRİYET   PAZAR‘ın   5  ARALIK  2004 tarihli nüshasında “EVET, AB MÜZAKERELERİ KANLI GEÇECEK” adlı bir yazı yayımladım.        Bunun üzerine, Cem Özdemir, Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Drtuğrul Özkök’e bir mektup göndererek beni şikayet etti. Demek ki üç yıl önce yayamlamış olduğum yazının unutulmuş olduğunu düşünmüş olacak. “CEM  ÖZDEMİR’İN  ANLAMLI  MEKTUBU” başlıklı yazımda (HÜRRİYET PAZAR,  5  ARALIK  2004) bu mektuba yer verdim. Şimdi, Alman Federal Parlamentosu’un kararında oynadığı rol üzerine, 16 NİSAN 2001 tarihli yazımın son cümlesi olarak yazdığım “Bu “itiraz”ın içerdiği eleştirilerin, size olan sevgi ve güvenimi henüz sarsmadığını bilmenizi isterim” cümlemde ifade edilen duygu ve düşünceye layık olmadığını düşünüyorum.

 Üç yazıyı, sondan başa doğru okuyacaksınız. Yayınlamış olan yazılar ve kitaplar unutulmazlar. Ermeni rozetiyle parlamento kürsüsüne çıkan Cem Özdemir’e ve öneriye olumlu oy veren Türt kökenli millet vekillerine hesap sorarlar. Hesap sorarlar ama asıl hesap vermesi gerekenin AKP hükümeti olduğunu kesinlikle unutmamak gerekiyor.

 ÖZDEMİR İNCE

3 HAZİRAN 2016

 ***

 EVET, AB MÜZAKERELERİ KANLI GEÇECEK                   

Mehmet Ali Birand, “AB müzakereleri kanlı geçecek!” (Posta, 19.10.04) diyor. Kimi yazarlarımız da Cem Özdemir, Daniel Cohn-Bendit ve Joost Lagendijk gibi sabıkalı ve müseccel yeşilleri Türkiye’nin   dostu ilan ediyorlar.

AB’nin genişlemekten sorumlu direktörü Mathias Rute 18 ekim 2004 günü CNN-Türk’te yayınlanan Manşet programında,  “Size AB müktesebatını veriyoruz. Siz bu AB mütesebatını kabul ediyor musunuz? Siz ‘Evet’ diyorsanız, ben de sizin ‘evet’inize inanıyorsam, müzakere bitmiş demektir” diyordu. Ama, M.A.Birand’ın “Hepimizin şimdiden bilmemiz gereken nokta, Türkiye ile AB arasında, bizim anladığımız gibi bir MÜZAKERE olmayacak. Yani bir AL-VER veya bir PAZARLIK  söz konusu değil!” cümlesini bir yıl önce, bilemedin altı ay önce yazması gerekiyordu.

Çünkü  İspanya. Portekiz ve Yunanistan da, son üye olan 10 devlet de görüşmelerin başlamasıyla birlikte AB müktesebatını kabul ettiler ve görüşmeler ondan sonra başladı. Ya da görüşmelerin her yeni evresinde o evreyle ilgili müktesebatı kabul ettiler. Peki Türkiye’nin AB uzmanı yazarları bunun böyle olduğunu bilmiyorlar mıydı? Biliyorlarsa, neden şimdiye kadar yazmadılar. Ya o 80 bin sayfalık müktesebatta Türkiye’nin kesinlikle kabul edemeyeceği  maddeler, konular varsa, ne olacak?

AB konusunda yazmak maç anlatmaya  benzemez, maçın 6 dakikası oynanırken 66 dakikasını anlatamazsınız, ama Türkiye-AB müktesebatı maçının sonucu belli. 80 bin sayfalık müktesebatı Türkiye’nin kabul etmekten başka bir seçeneği yok. Helsinki’den, Kopenhag’dan bu yana  bunun yazılması gerekirdi. Şimdi, Mathias Rute konuştuktan sonra değil!

16 Aralık 2003 tarihli  “Daniel Cohn-Bendit Ne Demek İstiyor?”  başlıklı yazımda şu satırlar yer alıyordu:

“Daniel Cohn-Bendit”, Türkiye, Kemalist kaldıkça, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülkenin yönetimi üzerindeki baskısı devam ettikçe  AB’ye giremeyecektir. Ben buna karşı  çıkacağım,” dedi. Peki ne oldu da  aradan bir yıl geçmeden Türkiye’nin en büyük savunucusu oldu?

Daniel Cohn-Bendit, Erol Özkoray’ı yanıtlıyor: “Kürt Sorunu: Türkiye’nin seçkin kesimi ne derse desin, bugün demokrasinin anlaşılması konusu, Kürt sorunu ve toplumsal hafıza (geçmişle hesaplaşma) üstüne oynanmaktadır… Bu  sorun Türk devletinin de bütünlüğünü ve birliğini koruyarak devletin federalleşmesi sayesinde çözümlenebilir.” (İdea Politika, Yaz 2000 sayısı)

Ermeni, Kıbrıs, PKK ve Güney-Doğu konularında Cem Özdemir, Daniel Cohn-Bendit ve Joost Lagendijk geçmişte Türkiye’yi  rahatsız eden görüşleri savunuyorlardı. Böyle birdenbire Türkiye savunucusu kesilmelerinin nedeni ne olabilir acaba? Türkiye onların görüşlerine mi yaklaştı, yoksa artık eski düşüncelerini savunmuyorlar mı? Örneğin, Cem Özdemir, Ermeniler’den “Soykırım” dolayısıyla özür diliyordu. AB, Ermeni Soykırımı iddialarını koşul olarak öne sürerse Cem Özdemir’in tavrı ne olacak?  Joost Lagendijk, PKK ile diyaloğ kurmayı Türkiye’nin AB’ye girmesi için zorunlu görüyordu. Artık görmüyor mu?

Türkiye demokratikleşme yolunda epeyce değişti. Ama Ermeni Soykırımı ve PKK-Kürt sorunlarında değiştiğini söylemek mümkün değil. Bir değişiklik oldu ise, bu değişikliği üç ahbap çavuş biliyor da  bizler mi bilmiyoruz?

(HÜRRİYET, 26 EKİM 2004)

 ***

CEM  ÖZDEMİR’İN  ANLAMLI  MEKTUBU

Alman Yeşiller Partisi’ni Avrupa Birliği’nde temsil eden Milletvekili Cem Özdemir,  Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök eliyle bir mektup göndermiş.  26.11.2004 tarihli bu mektubu olduğu gibi yayınlıyorum.

[“Sayın Ertuğrul Özkök,

Bu akşam yapmış olduğumuz telefon görüşmemizde de belirtmiş olduğum gibi, Sayın Özdemir İnce’nin 26.10.2004 tarihli “Evet, AB müzakereleri kanlı geçecek” başlıklı Hürriyet’teki  köşe yazısında iddia  ettikleri salt ve yalın gerçekler ile bağdaşmamaktadır.

Parti çalışma arkadaşım Sayın Joost Lagendijk’ın (Sayın İnce’nin yazısından alıntı yapıyorum)  “PKK ile diyalog kurmayı Türkiye’nin AB’ye girmesi için zorunlu görüyordu” ifadesi tamamiyle yanlıştır. Sayın Joost Lagendijk’in PKK ile görüşülmesi  şeklinde herhangi bir demeci olmamıştır.

“Ayriyetten şahsıma Sayın İnce tarafından yöneltilen “Cem Özdemir, Ermenilerden ‘Soykırım’ dolayısıyla özür diliyordu” iddiası hiçbir suretle gerçekler ile bağdaşmamaktadır. Ben asla Ermenilerden soykırım nedeniyle ‘özür’ dilemedim.

Her türlü eleştiriye açık olmakla beraber, şahsıma yapılan bu eleştirinin yapıcı ve gerçekler ile ilintili olması gerekliliği ve mecburiyetine dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bu reaksiyon ve tepkiler şunu gösteriyor ki, sadece Avrupa kamuoyunda ki bazı şahıs ve kuruluşlar değil, aynı zamanda Türkiye’de ki bazı şahıs ve kuruluşlar, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yakınlaşmasını ve bu süreçte hızlı bir şekilde ilerlemesini maalesef içlerine sindiremiyorlar. Saygılarımla.

Cem Özdemir, Avrupa Parlamentosu Üyesi”]

Avrupa Parlamentosu üyesi Cem Özdemir’in mektubunu okudunuz. Bence bu mektup, tarih önünde, benim halklı olmamdan çok daha önemlidir. Kendisi “Ben böyle bir şey demedim!” dediğine göre, ben de yazımdaki iddiayı geri çekiyorum.  Mektubu beni öylesine duygulandırdı ki, böyle bir şey  istemediği halde,  kendisinden özür bile diliyorum.

Ancak, arşivinde bulunması gereken 16 Nisan 2001 tarihli ve “Cem Özdemir’e İtiraz” başlıklı yazımı bir kez daha okumasını rica edeceğim. Bu konuda bu  kadar!

Evet, Cem Özdemir’in mektubu neden duygulandırdı beni, ne yazıyor Cem Özdemir?

“Ben asla Ermenilerden soykırım nedeniyle ‘özür’ dilemedim” diyor.

Bu cümlenin anlamını amatör bir dilbilimci  olarak çözümleyeceğim:

Cem  Özdemir, 1915 Ermeni  isyanı dolayısıyla bugünkü Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesinde meydana gelen olaylar için Ermeni muhibbi çevrelerin kullandığı “soykırım”  deyimini kabul etmemektedir ve  bu konuda kimseden özür dilememiştir. Bu ifade, gelecekte, Cem Özdemir’in özel ve resmi hayatındaki bütün konuşma ve davranışlarını etkileyip yönlendirecektir. Çünkü gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök aracılığıyla gönderdiği ve bu sütunda okuduğunuz mektubu ile artık bu görüşe angaje olmuştur; 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanımlanamayacağını doğrulamaktadır.  Kendisini kutlarım!

Cem Özdemir’in meslektaşı Joost Lagendijk için (adına)  yaptığı itirazı da kabul ediyorum, ayrıca Bay Lagendijk’tan gıyabi özür de diliyorum. Ancak mektup Bay Lagendijk’ın  kaleminden çıkmadığı için kendisinin herhangi bir angajmana girmediğini de kabul etmek gerekir. Siyasette, vekalet ve kefalet yöntemi benim için geçerli değildir. Sonuç olarak,  bir gün Türkiye-AB görüşmeleri başladığı zaman, Joost Lagendijk’ın ne yaptığını, kimden yana olduğunu hep birlikte  göreceğiz.

Ancak Milletvekili Cem Özdemir’in kendisi ile Avrupa Birliği’ni özdeşleşmesini tuhaf karşıladığımı da belirtmek zorundayım. Kendisi öyle vehim içinde olsa bile Cem Özdemir’i eleştirmek Avrupa Birliği’ne karşı olmak anlamına gelmez! Zaten böyle bir yorum feci bir alçak gönüllük kazası olurdu. Aksi halde,  AB’ni her eleştirmemizde Avrupa Parlamentosu üyesi Cem Özdemir’e hesap vermek gibi bir komik durumla karşı karşıya kalırdık!..

 (HÜRRİYET   PAZAR,  5  ARALIK  2004)

***

CEM  ÖZDEMİR’E  İTİRAZ

Sayın Milletvekili,

Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yayınlanan “Boğaz’da  Uzun Yürüyüş” adlı yorum yazınızın Türkçe çevirisini Hürriyet gazetesinde (8 nisan) dikkatle okudum.  “Herkese Adalet” ilkesine saygılı bir yazar olarak, bazı itirazlarımı size iletmek istiyorum.

Yazınızda, “Anadolu Ermenilerinin geniş çapta yok edilmesinden 86 yıl sonra…” diyorsunuz. Bu değerlendirme, âdet olduğu üzere Osmanlı Türklerine  “kasap”, devletin hıristiyan azınlıklarına ise “kurban” rolünü uygun gören  XIX.yüzyılın  simgesi emperyalist-misyoner-ırkçı ideolojinin izlerini taşıyor. Bu ideoloji, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasını hızlandırarak başlıca amacına erişmiş olmasına karşın, günümüzde de etkisini sürdürmektedir.

Önce “Ermeni meselesi” daha sonra da “Ermeni Soykırımı” iddiaları  bu ideolojinin ekseni olmuştur. Ermeni isyanını kışkırtıp örgütleyenler ile yaşanan trajediyi “Soykırım” olarak değerlendirenlerin  bu ideolojinin simsarları olmaları  hiç de  rastlantı değildir.

Günümüzde, 1895-1915 olayının kışkırtıcıları ile aktörlerinin mirasçıları dışında, kimse Ermeni olaylarını “Soykırım” olarak sıfatlandırmıyor. Başta Justin McCarthy olmak üzere tarafsız ve bağımsız tarihçileri okursanız, “Soykırım” iddialarının bu ideolojinin düzmecelerinden başka bir şey olmadığını görürsünüz. Söz konusu olaylarda Ermeniler tarafından öldürülen yüzbinlerce Türk, Çerkez ve Kürt’ün adını anmadan sadece Ermeni kurbanlardan söz etmek bu ideolojinin (bilerek ya da bilmeyerek) peşinden gitmek değil midir? Bu nedenle, yukarda sözünü ettiğim cümlenize itiraz ediyorum.

Nazi Almanya’nın gerçekleştirdiği Yahudi kıyımından esinlenerek yapılan “Soykırım” tanımını da itirazımın bir parçası olarak bilginize sunuyorum: “Aynı ulustan, soydan, ırktan veya dinden olan insanların oluşturduğu bir topluluğu bilinçli ve planlı bir biçimde ortadan kaldırma, yok etme.”

Hangi vicdan sahibi, Ermeni olayının bu tanıma uyduğunu ileri sürebilir ?

Federal Meclis’teki meslektaşlarınıza, Fransız Meclisi’ni örnek almamaları için ileri sürdüğünüz gerekçelerin de “âdil” olmadığı kanısındayım. Federal Meclis’in “Soykırım” iddiaları lehinde karar vermesi durumunda, bunun bedelini, Türkiye Ermenileri ile Avrupa yandaşlarının ödeyeceğini ileri sürüyorsunuz. Yani Federal Meclis’e yapıntı (fictif) tarihe ihanet  etmesini, iki yüzlü ve oportünist davranmasını tavsiye ediyorsunuz. Bunun anlamı şu: Osmanlı Devleti soykırım yapmıştır ama siz bunu kabul ederseniz, bedelini başkaları öder; Türkiye demokratikleşmekten vazgeçer.

Federal Meclis’in eline malûm ideolojinin engizisyon yargıcı rolünü oynamak fırsatı geçmişken, Türkiye’yi cezalandırmak zevkinden   yoksun kalmasını istiyorsunuz.  Türkiye’de çağdaş demokrasinin kurulmasına katkıda bulunmak için mi? Malûm ideolojinin günümüzdeki temsilcileri tarafından cezalandırılırsa(!), Türkiye’nin demokrasiyi kapı dışarı  edeceğini mi sanıyorsunuz? Bizler, yani eksiksiz demokrasi savunanlar, sizin gibi düşünmüyoruz. Ermeni sorunu, kendi bağlamı içinde tek başına ve bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken  tarihsel ama saptırılmış bir  gerçektir.  Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş müzakereleri başladığı zaman, bu çarpıklığın, malûm ideolojinin şantaj malzemesi olmaması için bu ayrımın mutlaka yapılması konusunda ısrarlıyız.Bu ayrım yapılmazsa, emperyalist-misyoner-ırkçı ideoloji, Ermeni sorunu taamını ısıtıp ısıtıp Türkiye’nin önüne koşul olarak sürecektir: “Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsan Ermeni Soykırımı’nı kabul et!” Bu nedenle, yorum yazınızda ileri sürdüğünüz  mazeret gerekçelerini çok tehlikeli buluyorum. Bırakın, Federal Meclis’teki meslektaşlarınız kullandıkları ideolojiye göre oy versinler. Akıllı tarih nasıl olsa onları da yargılayacaktır.

Türkiye’nin,  demokrasinin geliştirilmesi,  insan hakları ihlâlleri, işkence, yargısız infazlar, kayıp insanlar gibi konularda ciddi sorunları olduğunu kabul etmemek için insanın bilinç körü olması gerekir. Bunlar bizlere tahmin edeceğinizin ötesinde acı veriyor. Ancak bunların ortadan kalkması ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş  devletin yapılarına kavuşması, Almanya Federal Meclisi’nin Ermeni Soykırımı iddiaları konusunda alacağı karara kesinlikle bağlı değildir. Bu çağdaşlaşma mücadelesinde,  Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesi ile ona cevap olarak hazırlanan  kendi Ulusal Programı  Türkiye’ye yol gösterecektir. Bu nedenle, bu işe Ermeni sorununu karıştırmak büyük bir siyasal gaflet olur!

Taner Akçam’ın “Protestan” tezlerini ve bu görüşleri yüzünden hayatının tehlikede olduğu iddialarını ciddiye almak mümkün değil. Bir televizyonun, bilinen düşüncelerini tekrarlaması için kendisine söz vermesi ve onun “Türkiye, Ermenilerden özür dilemelidir” görüşünü özgürce dile getirmesi, Türkiye kamuoyunun sanıldığı kadar bağnaz olmadığının kanıtıdır. Prof. Mete Tuncay’ın, “Taner Akçam Türkiye’ye gelirse yaşayıp-yaşamaması şüpheli. Bu konuyu Türkiye’deki bu isterik ortamda tartışmak çok zor” cümlesiyle değerlenmesi ise, gündelik konuşmalara özgü bir gevezelikten ibarettir. Bu sorumsuz zevzekliğin, Federal Meclis’e bir kanıt olarak sunulması da bir başka aymazlık. Prof.Tuncay’ın bu değerlendirmesini bir gündelik gazetede yayınlayabilmesinin kendi sözleriyle çeliştiğini göremiyor musunuz?

Her yerde olduğu gibi Türkiye’de de fanatikler var. Belki biraz  fazladır sayıları. Ama onların muhtemel tavırlarıyla ilgili bir kuşku, Federal Meclis’e sunduğunuz gerekçelerin arasında yer almamalıydı.

Benim de size bir sorum var: “Ermeni Soykırımı” iddialarının gerçek dışı olduğunu kanıtlayan tarihçilerin Ermeni militanlar tarafından ölümle tehdit edilmelerine ne diyorsunuz? Haberiniz olsun, tehdit hedefleri arasına beni de aldılar; her gün rahmetli anama küfrediyorlar.

Son söz: Sizin gibi Türkiye ile “Köken” ilişkisi bulunan milletvekillerinin görüş ve yorumlarının Almanya’nın iç ve dış politikalarında ciddi bir ağırlığı olduğunu, olması gerektiğini biliyorum. Sizlere önemli bir ayrıcalık kazandıran bu özellik, aynı zamanda, omuzlarınıza büyük sorumluluklar yüklüyor. Ancak, tarihte, bu türden ayrıcalık-sorumluluk ikilisinin yükünü taşıyamayanların siyasal ömrünün “bir kibrit çakımı” süreyi aşamadığı görülmüştür.

Bu “itiraz”ın içerdiği eleştirilerin, size olan sevgi ve güvenimi henüz sarsmadığını bilmenizi isterim.

(AVRUPA BASKISI, 16 NİSAN 2001)