CEMAL SÜREYA VE SAĞCILARIN ÇIKMAZI

İki haftadır İstanbul’daki kitaplıkla boğuşuyorum. Biraz sonra orta boy bir kamyonla  Kadıköy Belediyesi’den gelip kitap kolilerini  belediyenin kütüphanesine götürecekler. (Geldiler ve götürdüler.) Klasörlerle, dosyalarla, kağıtlarla daha en azından iki aylık iş var. Yazın da köydeki kitaplığa sıra gelecek.Bu türden kazılarda mutlaka defineler çıkar. Kazı yaparken Cemal Süreya’nın Papirüs dergisine yazdığı başyazılardan  SAĞCILARIN ÇIKMAZI çıktı karşıma. Papirüs’ün Temmuz 1966 sayısının başyazısı.  50 yıl önce yayınlanmış. Cemal’i bir “Bilimci” olarak da ölümsüz kılacak bir şaheser. Dönemin hiçbir sosyal bilimcisinin, siyaset  bilimcisinin, dahası hiçbir  kuru marksistinin dile getiremediği doğrulara el atıyor.

Peki 2015 yılında kim  yazabilir?

İşte Cumhuriyet’in gerçek ürünü 1930’lu yıllar kuşağının sırrı burada!…

Özdemir İnce

26 Kasım 2015

***

CEMAL SÜREYA / SAĞCILARIN ÇIKMAZI

27 Mayıs’ın getirdiği hava yalnız soldaki ilk eylemci kadroyu kurmakla kalmadı, bir sağ entelijansiyasının oluşmasına da yaradı. Türkiye bugün bu iki uç arasında büyük bir değişim öncesinin çatışmasını yaşamaktadır. Tarihin bu kadar hızlı işlediğini hiç görmemiştik. Ancak sağcıların çok karışık ve tutarsız fikirler, yönsemeler içinde bocaladıklarına tanık oluyoruz. Türlü sloganlar içine sıkışmış, ayakları toprağa basmayan sağcı entelektüel, geçmiş zamanın lüksü içinde bunalmakta, bir belirsizliğin dalgalarını kulaçlamadadır. Görüşleri billurlaşmamıştır. Simone de Beauvoir’m Günümüzde Sağcı Fikirler adlı denemesinde eleştirdiği Batılı sağcı tipine özenir. Bununla birlikte hangi sağcı yazarların sağcı olduğunu bildiği de yoktur. Yine de bölük pörçük bazı yazılarda bulduğu karinelerden nasıl hareket edeceği üstüne yöntemler çıkarmayı ihmal etmez. Var olan adına büyük bir korku besler. Uygarlığın son günlerini yaşadığına, ahlak değerlerinin çöküntüye uğradığına, Deccal‘ın yakında görüneceğine inanır. Gelecek diye bir şey yoktur onun için. Sürekli olarak bugünle dünü kıyaslar. Bugün kötüdür. Gelecekte yeni bir doğuş ancak ufukta üstün insanların  belirmesiyle mümkün olabilecektir. İstanbul’u yeniden fethedecek yeni bir Fatih Sultan Mehmet çıkmalıdır. Kitlelerin soruları önemsizdir, tehlikelidir. Önemli olan Türkiye’nin devlet olarak ilişkilerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun eski gücünü kazanmasıdır. Bunu da İslam’ın kılıcı yapacaktır. Bugün uygarlık için en büyük tehlike sosyalizmdir. İslamiyetin de, Türkün de ilkin bu düşmanla savaşması gerekmektedir. Bu amacının gerçekleşmesi için farklılaşmanın sürüp gitmesine aldırmaz. Hatta kitlenin yeniden güdülebileceği, sürünün ağıllara kapatılabileceği günü dört gözle bekleyen üst sınıf adamlarıyla birlikte çalışıyor olması da umurunda değildir.

Her biri Kont Gobineau’nun Hannover kralına yazdığı mektup kadar iddialı görüşleriyle günümüz Türk sağcısı çağdaş düşünce içinde nerede durmaktadır acaba? Çıkış noktasını hazırlayan tek bir olay var onun: Yeni bir insan tipinin ortaya çıkışı, kitlenin birtakım haklar istemesi, dünyanın ve hayatın değişmesi, sosyalizm. Türk sağcısı bu gerçek karşısında Batılı gibi davranmanın yolunu bulmuştur. Batılı sağcının yüzyılımızdaki en büyük kaygısı sosyalizmdir. Bu yeni olayı hazmedemediğinden ve kendi çıkarlarına aykırı gördüğünden kurulu düzeni savunmak için önüne gelen her kanıtı ileri sürmekten kaçınmamakta, antikomünist bir fikir ağıntısı kurmak için her çareye başvurmaktadır. Demokrasiyi kapitalizmin yedeğine çekerek kendi tehlikelerini dünyanın, insanlığın, bütün uygarlığın tehlikeleri imiş gibi ileri sürer Batılı sağcı. Kendi gerçeğinden şeytansı mitler yaratır. Oysa yıkılmakta olan sadece kendisidir. Türk sağcısında da aynı yönsemeyi görüyoruz.

Sağcıların fikirleri birer karşı-fikir olmaktan ileri gitmemektedir. Sağcı entelektüelin tuhaf bir şekilde sola bağlı olduğunu, kendini düşmanına göre ayarladığını görüyoruz. Solcu, yurt sorunları üstüne, insan üstüne ne söylüyor, neyi savunuyorsa sağcı onun tersini bulup söylüyor, savunuyor. Tutalım Sol, Amerikan emperyalizmine karşı çıktı, Sağ hemeninden Amerika tarafını tutacaktır; tutalım Sol, petrolün, dış ticaretin millileştirilmesini istedi, Sağ hemen millileştirmemenin kanıtlarını arayama başlayacaktır. Yön ve Yol dergilerinin sorunları ele alış biçimleri bu yargımızı destekleyen güzel bir örnek. Sağ her zaman savunma halinde ve kendini Sol’a bağlamış durumda. Kendi kotardığı bir fikir ya da sorun cevheri yok. Parlamento tartışmaları da öyle değil mi? Aydın Yalçın’ın ne diyeceği kılı kılına Sadun Aren’in ne dediklerine bağlıdır. Hatta nerdeyse sözgelimi bir gün Sol dinsel değerlere önem verse, Sağ tanrıtanımazlığa kayacak ve onun kanıtlarını arayacak gibidir. Sanatta da öyle. Yeni şiirle, yeni resimle ilk uğraşanlar solcular oldu diye sağcılar uzun süre hece vezniyle güfteler yapmakla yetinmişler, uzun süre Sağ’dan bir şair, bir hikayeci, bir romancı çıkmamıştır. Eskiden tutarsız da olsa, çok geride ve çok silik de olsa bazı atılım karıncalanmaları taşıyan Türk sağcısı şimdilerde kendini burjuva değerlerine bağlamış ve onun kader terimleri içinde düşünmeye başlamış bulunmaktadır. Burjuva değerlerinin şekerleşmiş, düşünceyi barsaklarda tembelleştiren diyalektiği içindedir. Kurulu düzendeki aksaklıkların savunuculuğunu üstlenmiştir. Tek amacı sosyalizmin, yani insanın zafer kazanmamasıdır. Amacını elde etmek için bir sürü ilersiz kanıtla karşınıza dikilir. Asıl olan o kanıtların fikir düzeyi, gerçekle içten bağıntıları değildir, asıl amaç düzenin değişmemesini sağlamaktır.

Profesör Mümtaz Turhan’ın Yol dergisindeki şu cümleleri bu bakımdan  çok ilginçtir:

Hükümet şekli ne olursa olsun, hükümette kim bulunursa bulunsun milli devlete sadakat.”

Profesör böyle bir bağlılığı milliyetçiliğin temel ve birleştirici öğelerinden biri olarak anmakladır. Solcular bugünkü hükümeti hırpalıyorlar ya, profesörümüz bu davranışın tersini bulmuş ve hemen milliyetçiliğin ilkeleri arasına sokmuş. Yalnız iş bu kadarla kalmıyor. Profesör, bu sözleriyle kurulu düzeni korumanın bir yolunu da buluyor. Çünkü bu  ilkeye göre baştaki hükümet bir gün hırsız da olsa, diktatör de olsa yurdunu açık açık satan cinsten bir hükümet de olsa halkın,  ona milliyetçilik adına başkaldırma hakkı olmayacaktır. Bu kadar  aşırı bir sözü Batı sağcılarının en azılılarında bile göremezsiniz. Ne Spenglcr, ne Drieu, hatta ne de Burnham bu şekilde konuşabilmişlerdir.

Sağcının, dini halka karşı bir silah olarak kullanmasında da yeni bir işlev görüyoruz. Din çerçevesi içinde eski ve tarihsel haksızlıkları bir kalemde onaylatmak istiyor. Sosyalizmin hem varlığını kabul etmek istemiyor, hem de onu en büyük tehlike olarak sunuyor. Bu ikiyüzlü davranış günümüz sağcısının, özellikle burjuva değerleriyle akrabalık kurduktan sonra, temel özelliğini meydana getiriyor. Ortaya koyduğu kanıtlar, çırpıştırdığı ilkeler kendinin  değil, başkalarının inanması içindir. Profesör Mümtaz Turhan acaba başta komünist bir hükümet olsa onu devirmek için çalışmayacak mıdır? Çalışacaktır elbet. Ama bu sözü o bugün Süleyman  Demirel’i savunmak için söylüyor. Sadece pratik bir fayda sağlamak için. Bütün sağcılar gibi.

Uygarlık konusundaki fikirleriyle ise Türk sağcısı Batı’daki  yöndeşlerinden iyice ayrılır. Gerçi bir toplumsal kıyamet gününün yakIaşmakta olduğundan, hatta gelip geçtiğinden yakınmaktadır o da.  Ancak bir yerde Batı uygarlığını kıyasıya eleştirmekten de geri kalmaz. Böyle yaparken, bu kez solcuların kanıtlarını olduğu gibi sol diyalektik içinde inceler; sol diyalektikle sağcılık yapar. Yalnız  Batı uygarlığına verdiği adlar değişiktir. Burjuva uygarlığı yerine Hıristiyanlık gibi terimler kullanır. Böylece sağı böler. Komünizme “20. Yüzyılın İslamiyeti” diyen Batı sağcısı gibi o da kendi düşünce çerçevesinde evrensellik şansını yitirir. Oysa Batı sağcısı gibi Türk sağcısı da evrensel görünmek için çırpınır. Tek çabası tarihsel hak­sızlıkları evrensel doğrular haline getirebilmektir.

Türk sağcısı Batı karşısında Asyalı, sosyalizm karşısında Batılı görünmek isteyen garip bir ikilem içindedir. Eskiden cahil olduğu için çelişkilerinin farkında değildi. Bugünlerde bu çelişkiyi sez­mekte ve bu durum onu öfkeye ve yalana itmektedir. İpin ucunu kaçırması biraz da bundandır galiba.

(Temmuz 1966)