CHP VE ÜÇ TARZ-I SİYASET (1)

2015 seçimlerınde şimdiye kadar olmayan bir şey oldu: “Üç tarz-ı siyaset” (Osmanlıcılık, Panislamizm ve Pantürkizm) ve “Kürdistan Teali Cemiyeti” anlayışları kendi kimlikleriyle TBMM’e girdi.

Üç Tarz-ı Siyaset, Yusuf Akçora‘nın 1904‘te yazdığı 33 sayfalık bir makaledir.

Akçora, Osmanlı Devletinin temel devlet politikası olarak Osmancılık, Pan İslamizm, Türkçülük olmak üzere üç siyaseti kıyaslayarak incelemiş ve Türkçülüğün kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur. Türkçülüğün ilk manifestosu olarak kabul edilir.

CHP, bu üç siyaset tarzını redderek Cumhuriyeti kurdu. CHP’nin ideolojisi, çağdaşlaşma, çağının çağdaşi olan bir ulusal devlettir.

Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti, 30 Aralık 1918‘de İstanbul’da kurulan ve doğu illerinde şubeleri açılan, bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını amaçlayan cemiyet. Cemiyetin adı, Kürdistan yükselme derneği anlamına gelmektedir.

Bu cemiyetin, İngiliz devlet yetkilileri ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile ilişkileri bulunmaktaydı. Atatürk, cemiyetin amacının, yabancı devletlerin himayesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak olduğunu belirtmiştir.

1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan bir kararla cemiyetin faaliyetlerine son verildi.

Üç anlayış da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş amaç ve ilkeleriyle çelişki halindedir:                                                                         AKP = Osmanlıcılık &Panislamızm;                                           MHP = Pantürizmin PAN’ını teketmiş görünen bir Türkçü parti;       HDP = Kürdistan Teali Cemiyeti’nin mirascısı bir parti;                                                                                                                         CHP = Altı Ok’u özümsemiş, sosyal demokrasiye özenen, devletin kuruluş ilkeleriyle çelişmeyen tek parti.

Osmanlıcılar, Panislamistler, Pantürkistler ve Kürdistan Teali Cemiyeti’i mensupları Cumhuriyet’in kuruluşuna gönülsüz parmak kaldırdılar; TBMM’de ve tek parti içinde bazen açık bazen gizli muhalefet yaptılar. Masa ve Kasa’dan uzak kaldıkları için mağduriyet hissettiler.  Masa ve Kasayı ele geçirdikleri zaman  sülükleştiler. Hiçbir  zaman cumhuriyetci olamadılar.

ÖZDEMİR İNCE

22 Haziran 2015

***

NASIL BİR SOL PARTİ, NASIL BİR SEÇMEN?

Somut bir örnekten yola çıkalım: Ana rahmine haklı düşenler ile solu psikiyatri kliniğine çevirenler ve onların izleyicileri CHP’yi, DSP’yi, SHP’yi gerçek bir sol parti saymıyorlar. Olabilir de olamaz da! Bunların dışında kalan bir kalın kalabalık, sol ile iktidar arasındaki en büyük engelin CHP ve Deniz Baykal olduğunu ileri sürüyor. Olabilir de olamaz da!

CHP’nin gerçekten sol olup-olmadığını bir yana bırakalım. Madem ki CHP’nin iktidar yolundaki en büyük engel Deniz Baykal, o zaman  başkanlıktan uzaklaştırılsın. Buna da  parti tüzüğü mazeret gösteriliyor. Ama kimsenin aklına şu soruyu sormak gelmiyor:

“Siz bir genel başkandan kurtulmak için içerdeki parti üyesi delegeleri ikna edemiyorsunuz, dışarıdaki müşteri-seçmenleri nasıl ikna edeceksiniz?”

CHP üyelerini ikna edip Deniz Baykal’ı başkanlıktan uzaklaştıramayanlar, Baykal kendiliğinden başkanlıktan ayrılırsa, AKP’ye, MHP’ye, Anavatan Partisi’ne, DYP’ye oy veren ve geçen seçimde hiçbir partiye oy vermeyenleri ikna edecekler!

Ölme eşeğim ölme, yonca bitsin ye de öl!

Yeni parti önerenler ilkin bunları düşünmek, bu bağlamın içinde yer alan soruları yanıtlamak sorunda!

Bir de  konuya kıran girmiş gibi Cumhuriyet’le, devrimleriyle, çağdaşlaşma kavgasıyla dalga geçmeyi iş sanan zevzek ve yarım pabuçlu allameler, “Çağdaş Sosyal Demokratlar” vardır ki sola küfretmeyi marifet sayarlar. Bunu düşünsel düzeyleri gereği mi, kuyruk acıları için mi yoksa bir yerlere kuyruk sallamak için mi yaparlar, bilinmez.

Ama bilinen şudur ki: Cumhuriyet, devrimler, çağdaşlaşma kaygısı ve sol her zaman yan yana olmuştur. Durun şimdi, geçmiş iktidarların solu ezme çabalarından söz etmeyin bana. Sol, her zaman solda olduğuna inandığı için düştüğü zindanlarda bile  Cumhuriyet’i ve devrimlerini desteklemiştir.

Cumhuriyet karşıtları, Cumhuriyet’in yeminli düşmanları, Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası ekürilerinden gelenler, cumhuriyetçi olduğu için sola da düşmanlık duymuşlardır. Bu nedenle, parti kurmaya heveslenenlere bir tavsiyem var: Partilerinin adına  sol ve sosyalist gibi sıfatlar koymasınlar. Parti programlarında bu sıfatlar olmasın, önemli olan kapsam ve içerik! Programın sol ve sosyalist olması!

Seçmenin devrimi mi, evrimi  mi?  Partilerin aldığı oyların  yüzdelerine bakarsak solda seçmen devrimi olamayacağı kesin! Sol; sağ ile, dincilik, avantacılık, hortumculuk, yolsuzluklar (bir tek İSKİ bile unutulmuyor), aflar, gecekondular konularında nasıl yarışacak?

Bu nedenle Tony Blair’e öykünerek yeni bir sol kurmayı bir yana bırakmalı. Seçmen ithal edilemeyeceğine göre, Lula de Silva (Brezilya), Tabare Vazquez (Uruguay), Hugo Chavez (Venezüela), Nestor Kirchner(Arjantin), Michelle Bachelet (Şili) ve Evo Morales (Bolivya) iktidara nasıl geldiler onu araştırmalı. Marifet müşteri-seçmende mi, parti programında mı? Türk seçmeninin elini bağlayan ne, Güney Amerika seçmenin, Avrupalı seçmenin elini özgürleştiren ne? Bu sorunun yanıtı biliyorum ama (şimdilik) söylemeyeceğim!

(HÜRRİYET, 28 OCAK 2006, CUMARTESİ)

***

NONDURMALI  NEMOKRASİ

Aklımızı başımıza toplayalım : Bir siyasal partiyi ancak Anayasa, Cumhuriyet ve demokrasi ilkeleri, programı ile uygulamaları arasındaki tutarsızlık bakımından eleştirebiliriz. Ama kuruluşunun tüzel kimlik ve kişiliğinde bulunmayan nitelikler dolayısıyla eleştiremeyiz.

Örneğin, AKP hükümetini, Anayasa, Cumhuriyet ve demokrasi ilkelerine saygısızlıkları yüzünden eleştirebiliriz.. Ama ekonomik programını “Sol” açıdan eleştiremeyiz. Fakat ve ancak liberal ekonominin uygulamaları açısından eleştirebiliriz.

CHP’yi de Anayasa’ya, cumhuriyet ve demokrasi ilkelerine uyumsuzlukları dolayısıyla eleştirebiliriz. Bir de programını uygulamalarına bakarak eleştirebiliriz. CHP kendisinin de ilan ettiği gibi “Ortanın solu”nda  bir parti. CHP’yi Marksist ve evrensel sosyal demokrat sol bağlamında eleştirmek mümkün değil. Adamın dediği gibi “Ben hadımım diyorum, sen benden erkek uşak bekliyorsun!” Tıpkı böyle !

İslamcı gazeteleri bir yana bırakıyorum, Yeni Mürtecilere, Radikal ve Birgün gazetelerinde yazan kimi arkadaşlara göre  CHP bir sol parti değilmiş. Değil tabii !

Gerçek solcular memlekette gerçek bir sol parti olmadığı için oylarını bağımsız adaylara vereceklermiş. Ama o adaylar kim olursa olsun herhangi birine  oy vermeyecekler var !

Ey 24 ayar solcu arkadaşlar ! SHP sol parti değil mi, ÖDP sol parti değil mi, TKP sol parti değil mi, EMEP ve İP sol parti değil mi ? Aralarında kendinizce “sol” saydığınız bir parti varsa neden o partiyi desteklemiyorsunuz, neden o partiye oy vermiyorsunuz ? CHP gerçekten sol parti olmuş-olmamış size ne, bize ne… Kendi partinizi sizin için “gerçek sol” ne ise öyle bir parti yapın ! Kimilerine göre cumhuriyet tarihinde örnek alınacak bir sol-demokrat parti vardı: Şaban Yıldız’ın, Rıza Kuas’ın, Mehmet Ali Aybar’ın, Behice Boran’ın, Çetin Altan’ın  Türkiye İşçi Partisi, yani TİP… İllegal TKP’yi bir yana bırakalım şimdi bir legal TKP var.

Siz bunların hiçbirini beğenmiyorsunuz. Sadece kendiniz ve  üç buçuk  kişilik klanınız var. 1970’lerde yazdığım bir cümleyi tekrar yazacağım: Sol, psikiyatri kliniği değildir ! Ama sizler o kliniğin içinden solun bağımsız adayını TBMM’e sokacaksınız. Tuzlayım da kokmayın bari !

Türkiye’de TİP gibi bir partinin eksikliğini iliklerine kadar duyan bir seçmen var: Çalışan sınıfları, emekçileri, aydınları, cumhuriyetçi demokratları kucaklayan; varoşlara emek ve işçi  sınıfı bilinci veren; bu kesimi avanta ve sadaka politikasına karşı donanımlı,  bilinçli bir kitleye dönüştüren bir parti… TİP gibi bir parti! İşçi sınıfıyla, çalışan sınıflarla birlikte. “Nondurmalı Nemokrasi” yerine gerçekten bir “Sol” parti demokrasisi… Devlet ve düzen partisi olmayan, elit partisi olmayan… Buyurun!

CHP sol olmuş, devlet partisi olmuş, elit partisi olmuş size ne, bize ne ? Ne demiş adam : “Ben hadımım diyorum, sen benden erkek uşak bekliyorsun !”

Haa bir de şu var : Çoğunuz İdris Küçükömer’in “Türkiye’de sağ soldadır, sol sağda”  vecizesine inandığınıza göre AKP’den aday olabilirsiniz, AKP’ye oy verebilirsiniz !

(30 MAYIS 2007, ÇARŞAMBA)

***

CHP  VE  SUSUZ  TÜRKİYA

22 Temmuz seçiminden sonra, susuzluk ve kuraklıktan dolayı solun ve sol niyetine de CHP’nin suçlanmasını bekledim. Beklediğim olmadı ama “olay”ın sorumlusunun Allah’tan başka kim ve kimler olduğu da çıkmadı ortaya. Müslümancılar bu cümlemi okur okumaz saldıraya geçerler. Aslında “Laikçi” sözcüğüne karşı benim de türetme kurallarına uyup uymadığına bakmadan  “Müslümancı” sözcüğünü kullanmam gerekirdi ama bir kez kullandım başka bir zaman ve yerde kullanmayacağım.

Kuraklık ve susuzluğun sorumlusu eğer CHP, 52 yıllık sağ iktidarlar, AKP iktidarı değilse, kim kalıyor Allah’tan başka ?

Sorumlunun 1950’den sonra iktidara gelen partiler olduğunun anımsanması için,  CHP’nin taş üstüne taş koymadığı iddiasını ilk ve son kez kabul ediyorum.

1950’den önce ahaliyi halkevleri ve  halkodalarına tıkıp kafalarını söylevlerle ütüleyen (!) CHF (CHP) bildiğim kadarıyla Çubuk Barajı’ndan başka baraj yapmamıştı. Sıtma mücadelesi kapsamında  birkaç küçük bataklığı kurutmuş ya da içlerine, kıyı ve  köşelerine okaliptüs ağacı  ekmişti. Sadece arazinin uygun olduğu akarsu  kıyılarında ya arklar ya da su dolapları marifetiyle sulu tarım yapılmaktaydı. Uygun yerlerde el ve rüzgar tulumbaları vardı.

İkinci Cumhuriyetçi iktisatçıların  dediği gibi  1.Cumhuriyet Türkiye yüzölçümünde taş üstüne taş koymamıştı (tartışma çıkmasın diye kabul ediyorum) ama 14 Mayıs 1950’de, sağcı Yeni Orta Sınıf’ın büyük atası Demokrat Parti’ye toprağı, havası ve suyu temiz bir ülke bırakmıştı. Bu da mı yalan ? Yoksa havayı, suyu, toprağı sol adına CHP mi kirletmişti ?

Yuvarlak hesap 50 yıldır Türkiye’yi planla değil pilavla kalkındıran sağ iktidarlar uyguladıkları sanayi ve tarım politikalarıyla bu hale getirdiler ülkeyi. Konya ovasının çölleşmesinin sorumlusu yer altı sularının kaçak kullanımına göz yuman sağ iktidarlardır. Harran Ovası’nın tuzlanmasına neden olan da sağ iktidarlardır, çünkü çiftçiye doğru sulama yöntemini öğretmemiştir. Hava kirliliğinin, toprağın  çoraklaşmasının, göllerin kurumasının sorumlusu Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğruyol Partisi, ANAP ve AKP’dir. Bu partilerle koalisyon yapan partiler de sorumludur. Solun bu günahtaki payı yüzde beşi geçmez. İkinci Cumhuriyetçiler, Neoliberaller, Yeni Osmanlılar, İslamçılar neden söyleyip yazmıyor bunları da gerçeğin üzerini kedinin pisliğini örtmesi gibi örtüyorlar.

1931’de İktisat Vekili Mustafa Şeref Bey anlatıyor: “Bu memlekette bir vakitler şimendiferler, bankalar, ticaret, sanayi, milli şirketlerin hisse senetleri, hatta en iyi tarlalar ve şehirler dahilindeki en iyi emlak Türklerin değil ecnebilerin elinde idi. Bu memleket tarihinde milli iktisat namıyla hiçbir mevhum (kavram)  kavrayamamıştır. Milli iktisattan bahsetmek bir vakitler bir kabahat, bir vakitler de muammadan (bilmeceden) bahsetmek gibi bir şeydi.” (Bilsay Kuruç,“Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi”, Bilgi Yayınevi, S.46)

Bereket versin, AKP, 1931’den sonra yapılan yanlışı düzeltiyor ve memleketin mal ile mülkünü gerçek sahipleri olan ecnebilere teslim ediyor.

(HÜRRİYET,1 EYLÜL 2007, CUMARTESİ)

***

CHP’YE  KARŞI  SADİK  SALDIRI

Başkalarına acı çektirmekten hoşlanan, başkalarına acı çektirerek doyuma ulaşan kimseye sadik denir. Türkçede sadik yerine kullanılan sadist sözcüğünü Fransızca sözlüklerde bulamazsınız çünkü yoktur.

Evet CHP sadik olarak tanımlayabileceğimiz bir ulusal ve uluslar arası saldırıya hedef olmakta. Bunu görmemek için kör, anlamamak budala olmak gerek.

CHP’den kimler, hangi kurum ve kuruluşlar nefret ediyorlar  bu yazıda kısaca değineceğim.

1.ABD : Kemalizm ve Cumhuriyet devrimlerini özdeşleştirdiği CHP’yi,  en büyük siyasal ideali Ilımlı İslam ve Büyük Orta Doğu Projesi (POB)’nin önünde en etkili örgütlü engel olarak gördüğü için.

2.Avrupa Birliği : Kıbrıs, Ermeni, Kürt, azınlıklar, ülke bütünlüğü konularında, kendi politikaları karşısında CHP’yi en büyük engel gördüğü için.

3.IMF ve Dünya Bankası: Koyun gibi güttükleri iktidara engeller çıkartıp eleştirdiği için.

4.İslamcılar : CHP, cumhuriyeti ve cumhuriyet devrim ve kazanımlarını yılmaz ve yorulmaz bir bağlılık ve dikkatle savunduğu için.

5.Nurcular ve Fethullahçılar : CHP, cumhuriyeti ve cumhuriyet devrim ve kazanımlarını yılmaz ve yorulmaz bir bağlılık ve dikkatle savunduğu için.

6.AKP: İslamlaştırma ve şeriat siyasetinin önündeki en büyük engel olduğu için.

7.MHP: Türk-İslam sentezi ile milliyetçilik kavramının uyuşmazlığına ayna tuttuğu için.

8.DTP: Ulus devletin kurucusu ve temsilcisi olduğu, Cumhuriyet devrim ve kazanımlarını savunduğu için.

9.Geçmişte, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinde burnu sürtülen solcular nefret ettikleri cumhuriyet ve halkçılığı temsil ettiği için.

Bunlara başkalarını da ekleyebiliriz. Yukarıdaki 9 maddede yer alanlarda olduğu gibi, yapacağımız eklentilerde de CHP karşımıza bir tür “engel” olarak çıkacaktır.

 

Son zamanlarda bir de CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den atılma dalaveresini çıkardılar. CHP’yi Sosyalist Enternasyonal’den atacak üyelerin hangisi gerçekten sosyalist, sosyal demokrat acaba ? Kalemini AKP iktidarına satmış bir “rate” yazıcı, Avrupa Birliği’nin sol kanadını temsil eden Sosyalist Enternasyonal ile CHP’yi karşılaştırıyor:

1.SE  (Sosyalist Enternasyonal) üyeleri “Birey ve azınlık haklarına saygı duyar”, CHP saygı duymaz imiş;

2.SE üyeleri “Tarafsız bir adalet sistemi ve bağımsız hukuku savunur”, CHP savunmaz imiş;

3.SE üyeleri “Bütün ayrımcılıklara özellikle cins, ırk, etnik köken, cinsel yönelim, din, dil, siyasal ve filozofik inançlar temelinde yapılan ayrımcılıklara karşı mücadele” eder, CHP mücadele etmez imiş;

4.SE üyeleri “İktidarı ele geçirmek için askeri güç kullanmaktan sakınır”, CHP bütün siyasetini asker üzerinden yapar imiş.

 

Yukarıdaki iftiraları bir mukayese olanağı sağlamak için aktardım. Alçaklık ve şerefsizliğin sınır tanımadığı şu günlerde, örneğin Yunanistan’ın PASOK’u ile CHP’yi karşılaştırmanız için.

(12 TEMMUZ 2008, CUMARTESİ)

***

CHP MUHALEFETİ

CHP’ye oy vermeye hazır bir kitlenin, Genel Başkan Deniz Baykal ve parti programındaki yetersizlikler dolayısıyla oy vermediği safsatasına elbette katılmıyorum. CHP’nin yeterli muhalefet yap(a)madığı iddialarına da katılmıyorum. CHP umut vermiyormuş ? Neyin umudunu verecek ? AKP ile yarışabilmek için onun gibi kömür ve erzak mı dağıtmalı ? O zaman AKP’den ne farkı olur. Tek merkezden, uzaktan kumanda ile yönetilen, CHP’yi kuşatan müthiş bir fesat çemberi var. Tarih önünde sorumluluğu olan bir edebiyat yazarı olarak bu fesat çemberini ihbar etmek zorundayım. Çünkü Hürriyet gazetesinde yazdığım her satır ölümümden sonra bena hesap soracak. Gazete yazıcılarının büyük bir bölümünün böyle bir sorunu ve etik sorumluluğu yok.

Bu nedenle CHP’nin yürüttüğü yasa(l) muhalefetini, mücadelesini sizlere aktarmak için CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu’na başvurdum. Gelen bilgiyi sizlerle paylaşıyorum:

[“AKP döneminde toplam 111 yasa dolayısıyla Anayasa Mahkemesine İPTAL  ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI istemiyle  başvurduk. Bu başvurulardan, 62’si sonuçlandı. Bu 62 karardan 36’sında iptal kararı, 11’i için de yürürlüğün durdurulması kararı verildi. Buna karşılık, 13 dava CHP’nin başvurusu aleyhine sonuçlanarak, Anayasa Mahkemesince reddedildi. Ayrıca 2 davada da yürürlüğün durdurulması istemi kabul edilmedi.    49 dava ise halen devam etmektedir…

CHP’nin Anayasa Mahkemesine başvurması sonucu iptal edilen veya yürürlüğü durdurulan konuların bazıları şöyledir:

*Emeklilerden sağlık katkı payı alınması;  *Zorunlu emeklilik yaşının 61 olarak belirlenmesi;

*Taşıtlardan bir kereye mahsus ek taşıt vergisi alınması;  *Kızılağaçlıkların orman sayılan yerler kapsamından çıkarılması;  *Federasyon faaliyetlerini yürütecek kimselerin yüksek okul mezunu olmalarını şart koşulması;  *TESK’te iki dönemdir görevde olan başkanların seçimlere katılmasının önlenmesi; Belediyelerin okul öncesi eğitim kurumu açabilmesi;

*Yeni kurulan üniversitelerin kurucu rektörlerinin Milli Eğitim Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim arasından seçilmesi;  *TÜBİTAK’ta boş bulunan bilim kurulu üyeliklerine Başbakan tarafından atama yapılması;  *Yurt dışından yardım alan derneklerin dolaylı yoldan bu yardımı siyasi partilere aktarmalarına imkan verilmesi;  *Kurulması öngörülen Kamu Denetçiliği kurumuna atama yapılması;  *Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme iznini kaldırdığı tarihten geriye doğru bir ay içinde, kıyı bankalarındaki hesaplarını (off-shore hesaplarını) mevduat hesaplarına dönüştürenleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunca sağlanan mevduat güvencesi kapsamından çıkarılması;  *Cumhurbaşkanı’nın seçiminde gözetilmesi gereken toplantı yeter sayısı ile ilgili TBMM kararı.”]

Vicdan sahibi hiç kimse CHP’nin TBMM’de ve yargı organlarında muhalefet görevini yerine getirmediğini kolay ileri süremez. Geçenlerde Beyoğlu’nda bir satış görevlisiyle konuşuyorduk. O da CHP’yi eleştiriyordu. Bunun üzerine, “CHP Taksim Meydan’ında bir miting yapsa ve ‘Bizim iktidarımızda herkes emeğinin karşılığını alacak’ dese oyu yüzde kaç artar ?” diye sordum. Bana, “Hiç artmaz!” diye cevap verdi.

Avantacı seçmenin ne CHP’ye ne de yeni bir TİP’e ihtiyacı var ! Ama CHP ve TİP türünden bir sol partinin her zaman hazırlıklı ve donanımlı olması gerekiyor. Doping ve viagra  istemez !

(HÜRRİYET, 13 TEMMUZ 2008, PAZAR)

***

 “VURUN CHP’YE !”

Aşağıda okuyacağınız metin 12 Temmuz 2008 günü saat 11:35’te Kubilay G. adlı bir okur tarafından gönderilmiş. Birkaç sözcük değişikliğinin dışında mesajı olduğu gibi yayınlıyorum:

[“Menderes’in ilk hükümeti kurduğu gün olan 22 Mayıs 1950 yılından  bugüne tam 21.232 gün geçmiş. 707 ay 22 gün ya da 58 yıl 62 gün… Bu sürenin 92 ay 3 gününü yani 7 yıl 208 gününü cunta hükümetleri ile geçirmişiz. Geri kalan sürenin 15.104 gününde; yani 503 ay 14 gün başka bir deyişle 41 (kırkbir) yıl 139 gün boyunca Menderes – Demirel – Özal – Çiller – Akbulut – Yılmaz – Erbakan – Gül – Tayyip gibi sağ görüşlü ve muhafazakar arkadaşlar direksiyondaymış.

Bizim aslan demokratlar ne mi yapmis? 4 yıl 242 günü sağ partiler ile yapılmış koalisyonlar ile olmak üzere topu topu 3.365 gün yani 112 ay 5 gün veya 9 yıl 80 gün iktidar olmuşlar.

Peki, geride kalan 58 yılda, ülkemizin çağdaş dünyanın, bilimin, sanatın bu kadar geri kalmasının sebebi kim olabilir sizce… Söyleyeyim, Baykal !!! Çünkü en iyi bildiğimiz şey muhalefet yapmak, ama kendimize.. Yahu adamlar Yıldırım Akbulut gibi bir adama sempati duydu, Erbakan gibi bir garabete bile oy verdi, destek çıktı, biz bir türlü beğenemedik Baykal’ı… Evet, ben de sevmiyorum adamı… Ama her pozisyonda da CHP’ye ve Başkanına kafa göz girişmek nedir? Biz birbirimizi yerken adamlar ha bire yeni lider çıkardı. Bunu yaparken lider karizmasıymış, yetenekmiş, demokrasiymiş demediler. Onlar için önemli olan ideolojilerinin iktidar olmasıydı. Biz böyleyken, RTE çıkıp CHP’nin çakılı bir çivisi olmadığını da söyler,  Fırat ağa travma yaratan devrimlerden de bahseder. 58 yılın sadece 4.5 yılında tek başına iktidar olmuş bir ideoloji şu günlerde ülkenin içerisinde bulunduğu durumun tek sorumlusu olarak gösteriliyor ve biz yani Atatürk gençleri de her durumda Baykal’ı tekmeleyerek destek veriyoruz AKP’ye … Sevmesek de, içimiz el vermese de CHP hala bizim bu ülkenin partisidir. Adam gibi bir alternatif çıkartamadığımız sürece, son 7 yıldır memleket için çok elzem konularda yasalaşması planlanan bazı kanun ve kararnamelerin önünde  tek başına duran, onun dışında özgürlükcü görülen hiçbir sosyalist partinin yer almadığı kavgalar veren, her yaptığı siyasi uyarı eninde sonunda gerçekleşen bir partiye köstek olmamalıyız.

41 yılda ülkeyi bu hale getiren zihniyet hala iç dinamiklerinden yeni ürünler çıkartabiliyor (Abdüllatif Şener). Ve bu halk her şeye rağmen yine de illa ki  “sağ” diyebiliyor. Çünkü, solu bitirmek için her gün CHP’ye vuran kişilere bizler de katıldık.”]

Kubilay G. yazının altına “Buyurun hükümet listesi” diye 19. cumhuriyet hükümeti olan birinci Menderes kabinesinden  (22.05.1950), 60. Recep Tayyip Erdoğan (22.07.2007) hükümetine kadar.  Bunu da bilginize sunmak isterim.

Konuya tekrar döneceğim ama şimdilik bu son bölüm.  Kendini gerçekten “sol” olarak tanımlayan seçmen CHP’den ne istiyor ? Onun elinden gelen bu kadar ! Ama  TKP var, ÖDP var, DSP var, SHP var, İP var. Onlar da CHP gibi solu temsil edemiyorsa “sen” kendin(i) temsil edecek bir şey yap ! Gevezeliği, bozgunculuğu ve megalomaniyi bırak artık !

Başta seçmenler olmak üzere sol anakarasının mutlaka dezenfekte edilmesi gerekiyor !

(HÜRRİYET, 18 TEMMUZ 2008, CUMA)

***

“CHP GİBİYİM…”

“CHP gibiyim; her şeyi tenkit ediyor, hiçbir şey yapmıyorum” (Dinç Bilgin, Zaman, 10.08.08, S.6)

“Baykal’ın her sözü beni ürkütüyor” (Ahmet Türk, Taraf, 11.08.08, S.11)

“Dolmabahçe görüşmesinde Başbakan, Genelkurmay ve Cumhurbaşkanı anlaşmış görünüyor. Böyle gitmez. Bütün bunlara teslim olursak Türk devleti çözülür dediler. Hiçbiri bu tarihsel  sorumluluğun altına giremezdi. Normalleşmeyi onlar  sağlayacaklar ki Türkiye dünyada hak ettiğimiz yeri bulsun. Yalnız CHP dışında kalarak kendi tasfiye sürecini başlattı.” (Serdar Turgut, Yeni Şafak, 11.08.08., S.13)

“CHP’ye verilen her oy parti prens ve prenseslerini, kral ve soytarılarını koruma altına almaya yarıyor, laikliğe inanan halkı aynı zor kaderi yaşamaya mahkum ediyor.” (Sabri Güler adlı vatandaşın, 10.08.08 tarihinde dünyaya saldığı elektronik posta.  Manifestonun altında  Önder Sav’ın fotoğrafı, fotoğrafın üzerinde “Bu adama oy yok” yazısı.)

Pek ender çıktığım tıkınma dünyasında,  Türkiye’yi ve Anayasa’yı savunduğu için Onur Öymen’in eski komünist ve sosyalistler tarafından faşist olmakla suçlandığına tanık oldum.

Bu iddialar arasında sadece Serdar Turgut’unki ciddiye alınabilir : Eğer CHP de Dolmabahçe toplantısına davet edilmiş olsaydı. Anayasa Mahkemesi tarafından laiklik karşıtı odak olmakla suçlanan (ve kanıtlanan) bir partisinin Genel Başkan’ı ile Genel Kurmay Başkanı halvet olacaklar; Anayasa Mahkemesi’ndeki davadan devletteki konumu sayesinde kurtulan Cumhurbaşkanı kararlara ortak edilecek… Sonra, bir gazetenin genel yayın yönetmeni, CHP’yi katılmadığı bir toplantıda alınan kararları paylaşmadığı (!) için suçlayacak. İnsaf artık ! Gelecekte neyin ne olacağı belli olmaz. Bakarsınız : Tasfiye sürecine gireceği ileri sürülen CHP sayesinde devlet ayağa kalkabilir; normalleşmeyi sağlayacağı ileri sürülen üçlü, bakarsınız Yüce Divan önünde hesap verir.

Hayatımın hiçbir döneminde sürünün su içtiği yerden su içmedim, gecelediği yerlerde gecelemedim. Bu nedenle her türlü psikolojik sivil savaş darbe ve şerbetlerine karşı şerbetliyim. Hayatımın hiçbir anında “vur abalıya !” demedim. Hayatımın hiçbir döneminde CHP’li olmadım, bir kez, 1973 seçiminde yüzde 33.29 oy alan CHP’ye oy verdim. Bir kez  de SHP’ye. Buna karşın seçimlere girdiği sürece Türkiye İşçi Partisi (TİP)’ne  oy verdim; seçimlere girmeye başladığından bu yana da kendi partime oy veriyorum.

İşkence tezgahında bile ağzımdan alamayacakları bu itirafı CHP’yi savunabilmek için yapıyorum. Adalet için yapıyorum !

CHP’nin kurban edildiği sapık bir karabüyü ayinindeyiz sanki :  Hâlâ bir kâşanede oturmakta olan müflis bir iş adamı, para işlerinden mahkûm olmuş bir medya patronu halini tasvir için CHP’yi kullanıyor. Ayıptır ! CHP ve Deniz Baykal, üniter devleti savundukları için Ahmet Türk’ün kıyma makinesinde kıyılıyorlar.

Kuşkusuz CHP “Aşağıya din-iman, yukarıya han-hamam düzenine yakışmıyor !

CHP’nin kapısına kilit vuruluncaya kadar bu insanlar rahat etmeyecekler. Kim bu insanlar?

(HÜRRİYET, 15 AĞUSTOS 2008, CUMA)

****                                                                                                            CHP :  ILIMLI İSLAMIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL

“CHP Gibiyim” adlı yazım için iki e-posta örneği vereceğim :

“Miadı dolmuş bir partiyi savunmaya gerek yok. Artık cevap vermiyor hale duruma” (Yasin Kocatürk)

-“Senin gözünü çapak bağlamış. Bütün dünya gördü sen hala görmemekte direniyorsun. CHP bugün artık resmen Faşist bir partidir.” (Ahmed Doğaner, Hollanda’dan)

Kendi başlarına helanın yolunu bulamayacak iki adam ! Bre Ahmed Doğaner ben ne yazmışım : “Sürünün su içtiği yerden su içmem. Sürünün gecelediği yerde gecelemem!” Bu ne demek : “Bütün dünyaya rağmen ve bu dünyanın karşısında bir varlığım !” demek.

Ancak Yasin Kocatürk ile Ahmet Doğaner gibileri yabana atmayın. Yalanın bulaştırıcısı ve yayıcısı bunlardır. CHP’yi saran karabüyü kırıldığı zaman CHP cazgırlığı yapacak olanlar da bunlardır.

Size bir kitaptan söz edeceğim : Yılmaz Polat’ın “CIA’nın Muteber Adamı” (Ulus Dağı Yayınları. “CIA’nın Muteber Adamı” kim ? Graham Fuller : CIA ajanı, Türkiye’deki CIA şefi, ABD casusu, Türkiye hakkındaki yüzeysel casus  bilgisini paraya tahvil eden bir açıkgöz, Türkiye’ye gelen ilk Barış Gönüllüleri’nden biri.

Bu Graham Fuller ABD’nin Türkiye’deki çıkarları konulu bir rapor hazırlıyor Pentagona. Sonuçta Türk-Kürt-İslam sentezli Ilımlı İslam’a varıyor. Sözünü ettiğim kitapta yer alan bazı Graham Fuller cümleleri aktarıyorum:

“Atatürk’ün düşünceleri çağı için son derece güçlü düşüncelerdi, ama onun sayesinde yaratılmış olan, kendisine entelektüel güven duyan bugünün güçlü  Türkiyesi artık ulusal kimliğini, yörüngesini, dünyadaki rolunü hatta İslam’ın günlük yaşamdaki yerini yeniden düşünebilmelidir.” (S.8)

“Oysa bugün Türkiye’nin İslami düşünce ve eğilimleri konusunda daha esnek olabilmesi mümkündü… Geçmişteki radikal laiklik politikaları döneminde İslamın yaşamımızdan nasıl dışlanacağı adeta fikri sabit haline gelmişti.” (S.8-9)

Ilımlı İslam konusunda Graham Fuller’in yardımcıları, esin kaynakları kimlerdi?  Prof.Sabri Sayarı (Şimdi Sabancı Üniversitesi’nde), Henry Barkey, Fethullah Gülenciler, Morton Abramowitz, Richard Perle, Douglas Feith, Bülent Ali Rıza, Zeyno Baran, Soner Çoğaptay, Rumi Form ve Prof. Zeki Sarıtoprak, Ömer Taşpınar ve onun kadrosundan Yasemin Çongar, Ruşen Çakır, Ali Aslan… (Bk: “CIA’nın Muteber Adamı”)

“Fuller’in görüşleri, Türkiye’de, İkinci Cumhuriyetçi olduğunu söyleyen bir grup eski komünist yeni dinci yazar-aydın-akademisyen tarafından çabucak benimsenip desteklendi. Bu destek  rastlantısal değildi. Kapalı kapılar ardında Ilımlı İslam tezi, Kürkçülüğü de içine alarak ağını planlı bir biçimde örüyordu.” (S.9)

Yılmaz Polat’ın kitabında kanıtladığına göre, Graham Fuller’in Ilımlı İslamı 1923 Cumhuriyeti’ne, Cumhuriyet laikliğine, Mustafa Kemal’e, Atatürk’e, bağımsız Türkiye’ye, Türkiye’nin üniter devletine, Kemalizm’e  karşıdır.

Ilımlı İslam’ın amacına erişmesi için CHP, Kemalizm ve Kemalistler, Cumhuriyet ve Cumhuriyetçiler ortadan kaldırılmalıdır. Ilımlı İslam’ın karşısındaki engeller bunlardır.

(HÜRRİYET, 17 AĞUSTOS 2008, PAZAR)

***

CHP VE MHP  DOĞU VE GÜNEY-DOĞU’DA NEDEN YOK ?

Başbakan seçim meydanlarında, kürsüden bu soruyu kasılarak kaç kez sordu. Sordu ve şöyledi : “DTP neden Batı’da yok. Oysa biz 81 vilayetin 80’inde milletvekili çıkardık !”

Bu soruyu Başbakan’ın sormasını anlayabiliyorum. Ama aynı soruyu gazetecilerin, yorumcuların, radyo ve televizyon programlarına katılanların sormasını anlayamıyorum. Onların bu soruyu sormaya hakları olduğunu düşünmüyorum. Onlar, bu sorunun cevabını bulmak zorundalar. Mehmet Barlas 4 Mart günü NTV’de soruyordu. Yanıtı aşağıda :

Mehmet Barlas’ın sorusu şu anlama geliyor : “Doğu ve Güney-Doğu’da oyların yüzde 85-90’ı AKP ve DTP arasında paylaşılıyor. Geriye kalan bölümde yüzde 5-10 arasında kararsızlar var. CHP ile MHP’nin oyları yüzde 1-2 arasında. Peki CHP ve MHP’nin bu bölgenin seçmenlerine söyleyecek sözleri, satılacak malları yok mu ?” Neden olmasın, var !

Bir siyasal parti ile seçmenler arasıdaki ilişki sosyo-ekonomik bir ilişkidir : Gelir dağılımı, işsizlik, ücretler, sosyal güvenlik, eğitim ve sağlık. Bir siyasal parti bu kalemlerde sunduğu olanaklar ve programlar sayesinde seçmenle ilişki kurar.

CHP ve MHP’nin programlarında  bu kalemler elbette var. Programlar okunsa da var, okunmasa da var. Ama AKP ve DTP’nin dışında kalan partilerin karşısında militan olmayan özgür bir seçmen kitlesi var mı ? Yok ! Neredeyse tamamı DTP ve AKP bağımlısı. Peki kim bu (uyuşturucu madde bağımlıları gibi) bağımlılar ?  AKP için dini kendilerine referans yapmış, şeyhler ve hocalar tarafından yönlendirilen, köleleşmiş müminler, “gaza (gazve)” ve “cihad” sonucu ele geçen ganimetten pay isteyen avantacılar ! DTP için Kürt milliyetçiliğini ve kimliğini (etnisitesini) referans yapmış yığışımlar…

DTP ve AKP karşısında siyaset yapabilmek için, geriye kalan bütün partilerin de dini cemaat ve tarikatı; Kürt milliyetçilik ve kimliğini okşayacak politik sapmalara baş vurmaları gerekiyor.  Bu olanaksız : CHP dini cemaat ve tarikatın güdümünde din referanslı siyaset yapamayacağı gibi Kürt milliyetçisi ve kimlikçisi bir politika da üretemez. Bu suç değil, saygı duyulması gereken bir zorunlu tercih ! MHP de Türkçü olduğu için Kürt milliyetçisi ve kimlikçisi politika üretemez. Sadece cemaatçı ve tarikatçı siyasete baş vurabilir. Ve Ülkücülerin tekbir getirmelerine karşın bu parselde de inandırıcı olamaz, olamıyor !

AKP ve DTP’nin egemenlik sürdüğü yerleşim yerlerindeki toplumsal ekonomik yapı bu iki partisin siyasetine çok uygun: Feodal yapı ve kalıntıları, ağalık ve şeyhlik kurumları insan yığışımlarının  siyasal tercihlerini hiç zora girmeden yönlendirebiliyor. Başbakan seçim meydanlarında artık dini referans alan konuşmalar yapmıyor. Bu işi AKP adına yerel politikacılar, dini cemaatler, tarikat şeyhleri ve yerel ağalar yapıyor.

DTP’nin sözcülüğünü ise PKK militanları sözle ve eylemle korku salarak yapıyor.

Ama sosyal yapı ve toprak mülkiyeti Batı’da daha çağdaş olduğu için, AKP ve DTP’nin politikaları etkili olamıyor. Bütün sorun bu. Sorun seçmenin zihinsel yapısında !

AKP ve DTP bu ilkel yapıyı sömürdükleri sürece Doğu ve Güney-Doğu’da başarılı olabilirler.Toplumsal yapı ilkellikten kurtuldukça bu iki partinin şansı azalır. Bölgenin ilkel yapısı devam ederse (ki bu durumda edecek) yakın gelecekte bir tek sonuç yarattığını göreceğiz : Kanlı bir bölünme ! CHP ve MHP’yi bu bölünme sürecine hizmet etmedikleri için kınamak bu kanlı bölünmeyi hızlandırmaktan başka bir işe yaramaz !

(HÜRRİYET, 6 MART 2009, CUMA)

***

CHP GÖRÜLDÜĞÜ YERDE EZİLMELİDİR

Türkiye’nin içinde bulunduğu topludurumda (konjonktürde), CHP’nin varolduğu ve sürdürdüğü politikalarla yetiniyorum. Dikkat ederseniz, “Hoşnutum, beğeniyorum, destekliyorum” demiyorum. “Yetiniyorum” diyorum. CHP elbette bir sosyalist parti değil, kendine göre bir sosyal demokrat parti. Bu bile, günümüzde, Türkiye için bulunmaz bir nimet.

Bunları söyledikten sonra, iç ve dış “mihraklar” tarafından hedef tahtası ve vur abalıya muamelesi gören CHP karşıtı yürütülen psikolojik savaş ve  beşinci kol faaliyetleri hakkındaki gözlemlerimi yazabilirim:

Şu anda SHP Genel Başkanı olan eski bir devrimcinin (!), Hüseyin Ergün’ün dediklerine bakın (Taraf, 16.06.09):

“AKP, CHP’den çok daha özgürlükçü bir parti. CHP, AKP’yle MHP arasında duruyor. CHP, AKP’nin sağında kalıyor.”

Hüseyin Ergün’ün benzeri eski solcu örneği Türkiye’de mebzul miktarda var. AKP, hangi alanda CHP’den daha solcu ? Ekonomik programı söz konusu ise liberal ekonomi ne zamandır solda ? İnsan hakları konusunda mı, sosyal devlet konusunda mı, eğitim ve öğretim konusunda mı, dış siyaset tercihleri bakımından mı, altı yıldır çıkartılmayan sendikalar yasası yüzünden mi ?  Avrupa Birliği politikasının bir göz boyama olduğu son beş yılda ortaya çıkmadı mı ?  Bırakın katmerli yalanları Allahaşkına !

AKP, CHP’den daha fazla oy oranına sahip olduğu için mi daha solda? Öyle ise oyu binde bir bile olmayan bir SHP’nin genel başkanı hangi hakla CHP’yi beğenmiyor ?

Sağa kayan bir Avrupa Birliği’nin gelişmesini sürdüreceğini ve daha da güçleneceğini ileri süren bir aymazlıkla konuşuyor Hüseyin Ergün !

Türkiye’nin eski, sabık ve sakıt solcularının hal-i pür melali işte böyle !

Gelelim yurtdışına :  Haziran  başlarında bir grup Türk gazeteci ile konuşan Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) lideri ve Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier CHP konusunda yandaş medya ağzıyla konuşuyor (11-15 Haziran 2009 tarihli gazeteler) :

“CHP’nin Avrupa’dan yana tavır almama, iç reform sürecine karşı çıkma, düşünce özgürlüğünün genişletilmesine muhalif tavrını anlamakta güçlük çekiyorum” (Milliyet,12.06.09)  diyor. Zaman gazetesi (11.06.09) Steinmeier’in ağzından, Sosyalist Enternasyonal’in CHP’yi izlediğini yazdı.

CHP, Onur Öymen ve Mustafa Özyürek’in demeçleriyle Steinmeier’in ağzının payını verdi.

Onur Öymen’den, Steinmeier’in Türkiye’ye birkaç kez gelmesine karşın kardeş parti CHP’yi ziyaret etmediğini öğreniyoruz. Mustafa Özyürek daha acıtıcı : “SPD bizim sicil amirimiz değil….Cumhuriyetin temel değerlerine, laikliğin, Atatürk ilkeleri ve çağdaş sosyal demokrasinin gereklerine sahip çıkıyoruz. AB konusunda CHP’nin tavrı çok net : Teslimiyetçi olmadan tam üye olmak istiyoruz.”

Daha ne söylesinler !  AB, karşısında “enseye tokatlık” bir Türkiye istiyor. Özgür basın bu saldırgan tavrı değerlendireceğine, CHP’ye arka çıkacağına, İdris Küçükömer’in “Türkiye’de sol sağdadır, sağ soldadır” zırvasını tekrarlamayı sürdürüyor (D.Sazak, Milliyet, 13.06.09).

Zırvalar zırvadır, ama 24 haziran tarihli Radikal’in “Nihayet Baykal da darbe karşıtı oldu” manşetinin anlamı ne ? Şimdiye kadar darbeci miydi ?  İnsaf bre ! İnsaf yahu !

(HÜRRİYET, 26 HAZİRAN 2009, CUMA)