CHP VE ÜÇ TARZ-I SİYASET (2)

2 Nisan 2015 günü siteye koyduğum, “CHP, AKP  ile koalısyon yapamaz” başlıklı yazıda yer alan aşağıdaki koşullar sadece CHP için değil bütün cumhuriyetçi  partiler için de geçerli olan zorunluluktur. İlk 19 madde gerçekleşmeden “Kürt Sorunu” barış içinde çözümlenemez:1.Partiler ve seçim yasalarını değiştirmek;                                       2.Yüzde on barajını kaldırmak ya da %2’ye indirmek.                 3.13 yıl boyunca çıkartılan torba yasaların cumhuriyet ilkelerine, insan haklarına aykırı maddelerini kaldırmak;                        4.İmam-Hatip okullarını Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na ve kuruluş amaçlarına uygun hale getirmek; fazla imam-hatipleri klasik liselere dönüştürmek;                                                               5.Camilerde imam ve hatiplerin siyaset yapmalarını kesinlikle yasaklamak, yasağa uymayanları meslekten ihraç etmek;                                                                                                                 6.Diyanet İşleri Başkanlığı’nı “laik” anlayışa göre yeniden organize etmek;                                                                                     7.Cem Evleri’nin  ibadet mekanı olduğunu kabul etmek;                                                                                                                     8.Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay’ı reorganize etmek; üyelerini yargı mensuplarına seçtirmek;        9.AİHM, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Sayıştay kararlarını kesinlikle uygulamak.                                                            10.Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK), Yüksek Seçim Kurulu’unu (YSK) yeniden kurmak ve kesinlikle depolitize etmek;    11.Katı kuvvetler ayrılığı ilkesini kabul etmek ve kesinlikle uygulamak:                                                                                12.Yargıyı, yürütme ve yasamanın sultasından kurtarıp, denetimini kabul etmek;                                                        13.Okullarda zorunlu din derslerini kaldırmak; din derslerinin okul dışında, Diyanet İşleri Başkanlığı sorumluluğunda verilmesini sağlamak;                                                                               14.Türbanı ilk ve orta öğretimde, kamu hizmetlerinde yasaklamak;                                                                                       15.Özelleştirmeleri yeniden değerlendirmek ve yeni özelleştirme yapmamak;                                                                                       16.Başta 4 bakanlı ve bakan çocuklu olanları olmak üzere 16-25 aralık yolsuzluk dosyalarına yargı yolunu açmak; 13 yıllık iktidar dönemindeki bütün yolsuzluk iddialarını yargı değerlendirmesine sunmak                                                                                        17.MİT’in 13 yıllık eylem ve işlemlerini denetime açmak:    18.Başta Suriye ve Irak olmak üzere, bütün komşularla yeniden dostluk bağı kurmak ve terorist İslami çeteleri desteklemeye son vermek;

19.Avrupa Birliği ile ilişkileri işler hale getirmek;                      20.Kürtçülük sorununu, bütün siyasal partilerin katılımıyla TBMM’de bünyesinde, en yüksek demokrasi normlarına, uluslar arası sözleşmelere ve devletler hukukuna uygun bir anlayış içinde  çözümlemek.

MHP’NİN TUHAF HALLERİ

  1. MHP, “HDP’nin bulunduğu bir yerde bulunmam” diyor ama TBMM’de 80 tane HDP milletvekili var. Böyle bir tavrı benimsemiş MHP’nin “Ben HDP’nin girdiği seçime girmem!” demesi gerekmez miydi? Oysa bugün onunla birlikte aynı kürsüde yemin edecek.

2.MHP, “Ben bu ülkenin bölünmesine izin vermem!” diyor ama ülkeyi bölmek istemekle suçladığı parti (HDP) ile koalisyon kurmasını AKP’ye tavsiye ediyor. Ülkeyi bölmeye niyetli bir partinin hükümet olması tehlikeli değil mi?

  1. Hesap sormaya yemin ettiği için hükümet kurmak konusunda AKP’ye çok sert şartlar ileri sürüyor. Hükümet olmadan AKP’ye nasıl hesap soracak? AKP’ye hesap sormak için önünde tek şans var: HDP’nin dışarıdan destekleyeceği CHP & MHP hükümetini kurmak değil mi? Bu olanağı kullanmak, MHP’nin AKP’ye hesap sorma iradesinin ciddiyetten yoksun olduğunu göstermez mi?

4.Bölünmemeyi, demokratikleşmenin, normalleşme ve restorasyonun önüne koyan her kimse ülkeui kendi ellerile böler.

ÖZDEMİR İNCE

23 Haziran 2015

***

CHP TEK PARTİYKEN TEK PARTİ DEĞİLDİ

Biri şöyle yazıyor: “CHP’nin tek bir yaşam biçimini dayatmacı yapısı ve hâlâ özgürlüklere mesafeli durması, “sol”un Türkiye’de entelektüel seviyede tartışılmasının önünde durmuştur.”

Bu tarih dışı, gerçek dışı, akıl dışı cümleyi yazarıyla tartışmak için değil, ibret (ibretlik) olsun diye alıp aktardım yazıma. Şimdi sırası değil. Bir süre sonra ona da sıra gelecek! Bugün gene Falih Rıfkı Atay’ın  Çankaya (Pozitif Yayınları) kitabının bal kovanına başvuracağım:

“1923 neslinin vazifesi, Atatürk devrimlerini halka sindirmekti. Bu güç, zahmetli ve belki ilk zamanları nankör bir vazife idi. Devrimlere, bu kanunları koyan ve onlara karşı isyanları cezalandırmak için  mahkemeler kuran Meclis, hatta bu mahkemeler bile samimi inanmıyordu. Yeni nizamın hayatı, Atatürk’ün ömrü ile ölçülüyordu. Arkadaşlarından biri Çankaya akşamlarından birinde Atatürk’e:

-Sıhhatinizi düşününüz, uzun yaşamaya bakınız, öldüğünüzün ertesi günü heykelinizi bile kırarlar, demişti.

Onun partisine, tek parti adını verenler yanılmaktadırlar. Halk Partisi en koyu gericilikten en ileri fikre kadar bütün eğilimleri, itiraz edilmez bir prensipler disiplini içinde dizginlemeye çalışan bir karma-parti idi. Bu karma-parti içinde bizler yabancı idik ve yadırganırdık. Atatürk’e:

-Davaya inanmayanları tasfiye ediniz, inananları  etrafınızda toplayınız, gibi telkinlerde bulunduğumuz çok olmuştur.

Umudunu Cumhuriyet devrinde yetişecek gençliklere bağlamıştı. Halkı da bunlar yetiştirecekti.” (S.517)

Çankaya’nın bu sayfasını okuyunca içime bir ferahlık yayıldı. 1922-1946 arasında, günümüzün bütün siyasal partilerinin CHP içinde bulunduğunu söylediğim, yazdığım zaman ne demek istediğimi anlamayan, suratıma ve yazılarıma tuhaf tuhaf bakanları düşündüm. CHP gerçekten gerçek bir halk partisi idi. İçinde komünist, demokrat, liberal, jakoben, mebzul miktarda mürteci (irticacı), saltanatçı, halifeci vardı. Dahası, Kemalistler ve Cumhuriyetçiler bile vardı.

CHP’nin tek tip insan ürettiği gerçeğe  aykırı bir toptancılıktır :  Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Mehmet Şevki Eygi, Erdal İnönü, Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, “Sıkmabaş” Şule Yüksel Şenler, Türkan Saylan, Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve benzerleri Cumhuriyet’in okullarında okumuştur. Bu insanların benzerleri birinci ve ikinci Büyük Millet Meclisi’nde vardı. Cumhuriyet demokrasiyi gözden çıkarmış olsaydı, bu kadar çok imalat hatası olmazdı. Bu nedenle: 1923-1946 arasının CHP’si tek parti değildir. Bir koalisyondur!  1950 sonrası CHP’sinin “özgürlüklere mesafeli” olduğunu iddia etmek ise, cehalet demiyorum, utanmazlıktır!

(HÜRRİYET, 9 NİSAN 2010, CUMA)

***

CHP’NİN YOLU

22 Mayıs günü yani CHP’nin yeni genel başkanını seçeceği gün yayımlanan “Avrupa’daki Sosyal Demokrasi” başlıklı yazımdan bir bölüm aktarıyorum:

“Avrupa’nın kirli, CHP düşmanı sosyal demokrasisi CHP’ye örnek olamaz.

Bu yazıda, sosyal demokrasinin ne olup ne olmadığını tartışacak değilim. Ancak Avrupa sosyal demokrasilerinin “sol”luğunun kuşkulu olduğunu söyleyebilirim. Tartışacaksak çağdaş sosyalizmi tartışalım: Çağdaş sosyalizmde üretim araçlarında kamu mülkiyeti ile özel mülkiyetin uyuşumlu birliğini tartışalım. Üretim araçlarındaki kamu mülkiyetinin özelleştirilmesi yoluyla halkın ve devletin soyulması oyunbazlığının foyasının meydana çıkışını konuşalım.”

CHP’nin yolunu çizecek, ona (haşa) yol gösterecek değilim! Ancak, ne olduğu belli olmayan Avrupa sosyal demokrasisinin Türkiye’nin işine yaramayacağını, küreselleşme abrakadabralarına karşı Türkiye’nin elinden tutamayacağını söylemek istiyorum.

İsveç’te de çalışmış bir emekli ve çok değerli diplomat dostumun, 22 mayıs tarihli yazımla ilgili olarak gönderdiği mesajı aktarmakla yetineceğim:

“Avrupa’da sosyal Demokrasi’ye İsveç’i de eklemek istiyorum. Bu görüşlerimi İngiliz  Daily Telegraph gazetesine de bundan 5 ay kadar önce göndermiştim ve yayınlanmıştı. Yeri geldi. Senin de dikkatine getirmek isterim. 3 yıl  görev yaptığım İsveç’in Sosyal Demokratları sanıyorum Dünya Barışı’na ihanet eden ülkelerin başında gelir. İsveç dünyanın en gelişmiş silah sanayiine sahip ülkelerden biridir. Dünyanın en gelişmiş denizaltılarını yapar. Bofor uçaksavar sistemleri onun icadıdır.Her iki savaşta da tarafsız kalıp silah ticaretini sürdürmüşler ve  şehirlerini bombardımandan korumuşlardır.  İkinci Dünya savaşında tarafsız kalıp hem Almanlara, hem müttefiklere silah satmışlardır.  Norveç’i işgal etmeleri  için Almanlara koridor açmışlardır. Irak – İran Savaşı sırasında her iki taraf da silah satmışlardır.. Rajif Ghandi döneminde Hindistan’da açılan Sahra Topları ihalesini almak için 50 milyon dolar rüşvet vermişlerdir. Ve tüm bu ticaretten elde ettikleri servetin sonuçlarını dünyaya ülkelerinde uyguladıkları Sosyal Demokrasi’nin zaferi gibi takdim etmişlerdir.”

Külah düşmüş artık kel görünmüştür: Zorba liberalizm, liberal kapitalizm insanlığın izleyeceği tek yol değildir. Artık komünist ve sosyalistlerin ülkelerini ve halklarını açık artırmayla sattıkları yalanları da sona ermiştir. Gerçek satıcılar bellidir! Artık, Berlin Duvarı ile birlikte çağdaş sosyalizmin önündeki duvarlar da yıkılmıştır. Modern sosyalizmde  özel sektör ile kamu sektörünün birlikte uyum içinde çalışabileceği kanıtlanmıştır. Çağı anlamak köhne liberalizme teslim olmaktan değil, çağdaş sosyalizmi keşfetmekten geçmektedir.

Başka bir dünya ve hayat mümkündür. Kapitalist cehennem, liberal faşizm insanlığın aşılmaz kaderi değildir. Tıpkı grizu patlamasının madencinin kaderi olmadığı gibi!

(HÜRRİYET, 25 MAYIS 2010, SALI)

****

CHP’NİN İŞİ ZOR!

Cumhuriyet Halk Partisi Cumhuriyet ile iktidar arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsa ne yapar, ne yapmalı? Cumhuriyet’i verip iktidarı almalı mı, daha doğrusu alabilir mi? Ben Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olacağını düşünüyorum. Karşısında insanın gözünden sürmeyi çekip alan bir kadro var alimallah! Sülün Osman’a rahmet okutur. Bu nedenle ayağını denk atmalı!

Kılıçdaroğlu iktidara geldikleri zaman türban fesadına bir çare bulacaklarını söyledi; elini uzatıp kolunu kaptırdı. Başbakan “Gel yarın oturup halledelim!” dedi.

Başbakan böyle konuştuktan sonra siz artık hiçbir koşul öne süremezsiniz. İstediğiniz kadar insan haklarından, demokratik haklardan söz edin, yüzde on barajını kaldırmayı öne sürün. Bunların hiçbir kıymet-i harbiyyesi yoktur.

Ne oldu şimdi kendi iyi niyetinizle alta düştünüz!

Türban fesadı Cumhuriyet Halk Partisi’nin yarattığı bir sorun değil. Bu sorunu  imam-hatip okullarında İslamcılar yarattılar. Besleyip büyüttüler, canavar haline getirdiler.

CHP’nin aklı varsa AKP’ye “İmam-hatip okullarını kuruluş amaçlarına yönlendirin, kız öğrenci almayın, bu fesat sona erer!” demeli.

CHP içinde hiç mi din bilgini yok, neden Nur Suresi’nin 31.ayetinin gerçek anlamını gündeme getirmiyor, neden “Ya AKP ‘Wal yadhribna bi khoumourihinna âla jouyoubihinna’ ne demek?” diye sormuyor?

Cumhuriyetçi bir CHP, AKP ile kozlarını paylaşmak zorunda. Bu konuda söylenen yalanları tek tek ortaya dökmeli. İmam-hatipler konusunda, türban fesadı konusunda ödün (taviz) vererek AKP ile iktidar yarışı yapamaz.

Türban fesadı konusu açılır açılmaz YÖK Başkanı neden abrakadabracılık yaptı acaba? CHP’yi açığa düşürmek için değil mi? Başbakan şimdi ne diyor, demediyse ne diyecek, “Türban işi üniversitede hal oldu, şimdi gel türbanı kamusal alana sokalım!” demiyecek miydi? Henüz demedi ama türban Mersin’de ilkokul sınıfına girdi. Bu kadar saf olunmaz!

Başbakan kamusal alanın ne olduğunu ve ne anlama geldiğini bilmiyormuş. CHP’nin ilk işi Başbakan’ı bilgilendirmek ve aydınlatmak olmalı.

CHP, iktidar ile Cumhuriyet arasında kesin bir seçim yapmak zorunda. Cumhuriyet’i korumak için gerekirse 100 yıl muhalefette kalmalı, Cumhuriyet’i satmamalı!

CHP açılım yapacaksa, açılımın yönü türban fesadı değil, sol olmalı. Bütün solu kapsamalı, bütün solu kucaklamalı; sol ile ortak cephe kurmalı ve solu TBMM’ne taşımalı. Altı Ok’a sahip çıkmalı. Türban fesadını AKP’nin stepnesi ve yardakçısı olarak değil, bütün solla birlikte iktidara geldiği zaman çözeceğini ilan etmeli.

Kıssadan hisse: “Kılıçdaroğlu çarşaf giyse de CHP iflah olmaz!” (Necmettin Erbakan, Zaman, 06.12,10; sayfa:16)

(HÜRRİYET, 15 ARALIK 2010, ÇARŞAMBA)

***

CHP’DE DEĞİŞİM!

Televizyonlarda, gazetelerde CHP temsilcilerinin başına höreleniyorlar, başlıyorlar soru bombardımanına: Kemal Kılıçdaroğlu, başkan mı, yoksa lider mi, lider değilse, ne zaman ve nasıl lider olacak? Kemal Kılıçdaroğlu  kurultay söylevinde Kürt adını neden hiç anmadı, türbancılara neden müjde vermedi? Kurultay neden heyecanlı değildi? (Böyle bir soru olasılığını düşünselerdi, Kurultay düzenleyicileri salona birkaç avuç pire atardı?)

En güzeli de akçeli işlerle ilgili sorular:

CHP, öğrencilerden harç almayacakmış, öğrenci yurtları yaptırıp burslarını arttılacakmış. Peki parayı nereden bulacak? (Başbakan da 2011 için zam yaptı. O nereden bulduysa, oradan.)

CHP yoksulluk yardımı yapacakmış, aile sigortası getirecekmiş. Peki parayı nereden bulacak?

Böyle Allahlık zırva sorular soranlara verilecek en iyi cevap,  1 ocak yazımda adını andığım Şeyh Nazım el-Kıbrisi hazretlerinin hikmet ve marifetlerinde mündemiştir. Ancak, AKP için bol bol dua eden şeyh hazretleri acaba CHP hükümeti için de dua eder mi? Dua etmek için nasıl şartlar ileri sürer?  Şeyh hazretleri bir dua etse hazine dolar, avro, yen, dinar ile dolar ama nafile, CHP için dua etmez.

Peki, o zaman nasıl bir cevap verilecek?

Bunun da bazı zor kolaylıkları var: AKP parayı nereden buluyorsa CHP de oradan bulur! Bunun da çıkmaz yanları var: CHP içindeki hizipler (fraksiyonlar) biz renkli para, şaibeli para istemeyiz diye tutturabilirler.

CHP, yardımları sadaka gibi dağıtamayacağı için, paranın kayıt-kuyut altına alınması gerek. O zaman ciddi bir defter tutmak gerekecek. Tutulur.

Alay edilmeyi göze alıp, “Efendim biz bütün ekonomiyi kayıt altına alacağız, her çalışan vatandaşı vergi mükellefi yapacağız!” diyebilirler. O zaman şöyle bir eleştiri ile karşı karşıya kalabilirler: Olmayan parayı nasıl dağıtacaksınız?

Eskiden bu durumlarda şöyle derdim: Devlet kamyonu nereye gideceğini, yükü nereye boşaltacağını bilmez, nakliyeci firma ve şoför bilir. CHP, nakliyeci firma ve şoför olduğu zaman iş kolay. Yeter ki olsun! Gider ABD merkez bankasını soyar! İşte sorunun cevabı.

Bu travesti zevatı tatmin etmek mümkün değil. Tavırları bana bir fıkrayı anımsatıyor: Adamın biri yatak serme konusunda bir bahane bulup karısını dövermiş. Neden şuraya serdin de buraya sermedin? Sonunda kadın evin yatak serilebilecek her yerine döşek sermiş. Durumu gören koca pek memnun. Damdaki yatağa yatıp gökyüzüne bakmaya başlamışlar.

-Kadın, şu yıldız ne yıldızı?

-Zühre yıldızıdır efendi.

-Aferin! Peki şu yıldız ne yıldızı?

-Terazi yıldızı?

-Ulan karı, terazinin dengesi bozulur da kilolar başıma düşerse, diyerek kadını ayağının altına almış. Bizim travestiler de tıpkı bu koca gibi!

(HÜRRİYET, 4 OCAK 2011, SALI)

****

ESKİ  CHP – YENİ  CHP

“Eski CHP”nin içinde “Yeni CHP” olmaz !  Ya dışında ya da yıkıntıları üzerinde olur! Böyle başlayalım yazıya. Örneğin Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İzmir’den Atina’ya göçen ve gönderilen Rumlar orada “Nea Smirni” (Yeni İzmir) adında bir mahalle kurmuşlardır. Yenisini,  eskisinden göçenler ve gidenler yeni bir yerde kurarlar. Ya da yıkılmış binanın yerine yenisi yapılır. Bu örneklerin hiçbirisi günümüz CHP’si için geçerli ve mümkün değil!

CHP’de şimdi ulusalcı olanlar ve olmayanlar varmış: Altı Okcu ve gelenekçi CHP’liler ulusalcı oluyormuş… Bunlar eski “Devletçi” CHP’yi temsil ediyor.

Kimi namerte göre ulusalcı mı, o halde milliyetçi; milliyetçi mi, o halde nasyonalist; nasyonalist mi, o halde nazi ya da faşist. Bu sözcüksel ilişki zincirine, ancak  “Yok canım! Hadi oradan!” denir kibarca. Söz konusu ulusalcılık Kuvvayi Milliye’nin “Millî”sidir. Sözcük Türkiye bağlamında kullanalıyorsa, “Ulusalcılık”, “Millîcilik” anlamına gelir. İçeriksel anlamı da “Tam Bağımsızlık”tır. Ve “Tam Bağımsızlık”ın miadı ve kullanım süresi yoktur: Ebedî’dir!

Şimdi artık, isteyen, ulusalcı olabilir; isteyen olmayabilir. Olana “Millî”, olmayana “Gayrı Millî” denir. Futbol millî takımı nazi mi, faşist mi? Geri zekâlılar!

O zaman yeni CHP’yi kimler ve neyi temsil ediyor? Ulusalcı olmadıklarına (dahası düşmanı olduklarına göre) bunlar “Gayrı Millî” oluyorlar.  Bunlar CHP’nin Altı Ok’u ile “Kurucu” geleneğini red mi ediyorlar?  Yeni CHP, Cumhuriyeti kuran partinin “geçmişini eleştireyim”, “geçmişine karşı çıkayım” derken nerelere gitmiş oluyor?

Eski CHP’nin tarihi büyük bir ölçüde Cumhuriyet’in tarihidir. Yeni CHP bu konuda ne düşünüyor:

1.Atatürk’ün 1927 yılında CHP Parti Kurultayı’nda okuduğu, Kurtuluş ve Kuruluş dönemleriyle ilgili görüşlerini dile getirdiği SÖYLEV (NUTUK).

2.Anayasa’nın 174.maddesi tarafından korunan DEVRİM YASALARI.  Cumhuriyet’in   temel taşı oluşturan bu  yasalar CHP’nin asla vazgeçilmezleridir.

  1. Altı Ok: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik (Millicîlik), Laiklik, Devletçilik, Devrimcilik (İnkilapçılık).
  2. Cumhuriyet Devleti’ni kuran, Kurucu İrade ve Kurucu Kadro.

Yeni CHP bu dört geleneği ya red eder ya da kabul eder! Bunun arası, şurası burası, aması maması olamaz. Birini bile, bir telini bile red ediyor ise, benimsemiyor ise, yolu açık olsun, güle güle. Parti olmanın şakası yoktur!

Bu dört gelenek, kimilerine göre, halkın CHP’ye  oy vermeyen bölümünün partiyi benimsemesine engel oluyormuş… Yeni CHP bu görüşü paylaşıyor mu? Paylaşıyor ise güle güle!

“Laiklik ilkesi, halkın değerleriyle çelişiyor. CHP halkın oyunu almak istiyorsa Laikçi, sekter laiklikten vazgeçmelidir” diyenler de var. Yeni CHP ne düşünüyor: Mütedeyyin seçmenin oyunu almak için laikliği sulandırmak mı gerekiyor?

CHP’nin çağı anlamadığı, değişen dünyanın değişimini, küreselleşen dünyanın küreselliğini kavramadığını, kısacası 1930’ların otlağında otladığını ileri sürenler var: Örneğin, CHP liberal demokrasiye ters duruyormuş, küresel ekonomi liberalmiş, küresel demokrasi de liberalmiş… ama CHP kendini bu gerçeklere adapte  edip  çağdaş ve bobstil bir parti olamıyormuş… Yeni CHP bu görüşleri paylaşıyor ise, Eski CHP’den hicret edip kendi partisini kursun. Kendileri için en şerefli davranış bu olur.

Tek Parti döneminde, CHP’nin içinde “her şey” vardı: Milliciler, laikler, tam bağımsızlıkcılar, dinciler, ümmetçiler, halifeciler, padişahçılar, mandacılar, kısacası Üç Tarz-ı Siyaset’in yandaşları ve kalıntıları. Bu çorbayı Birinci Meclis bile kaldıramadı ve İkinci Grup kuruldu. Birinci Grup, Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüştü; İkinci Grup, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924), Serbest Cumhuriyet Fırkası (1930) adlı iki parti kurdu. Daha sonra bu iki partinin izi ve geleneğinde Demokrat Parti (1945) kuruldu. Adalet Partisi ve ANAP bu partinin içinden çıktı.

Yeni CHP’ de bu dönüm noktasında bulunuyor.

Karşı Devrimciler, Cumhuriyet karşıtları, müflis solcular, İslamcılar ve benzerleri, CHP’nin tek parti döneminin demokratik olmadığını kanıtlamak için Takrir-i Sükûn Kanunu sofraya sürecekler: Bu yasa gerekli miydi, değil miydi?

Şeyh Said İsyanı’na karşı 4 Mart 1925’te TBMM’de kabul edilen  Takrir-i Sükûn Kanunu (Huzurun Sağlanması Yasası) ile İstiklal Mahkemeleri kuruldu. İsyan şiddetle bastırıldı. İsyan suçluları idam edildi. Yapılan soruşturmada isyancıların bir bölümünün Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası‘na mensup oldukları anlaşıldı. Bunun üzerine memleketin muhalefet partisi de 3 Haziran 1925’te hükûmet kararı ile kapatıldı.

Üç  maddeden oluşan Takrir-i Sükun Kanunu’nun 1. maddesi şöyleydi:

 “İrtica ve isyana ve memleketin toplumsal düzen ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini bozmaya yönelik bütün örgütlenmeleri, kışkırtmaları, yüreklendirmeleri ve yayınları, Hükümet, Cumhurbaşkanı’nın onayı ile ve kendi başına yasaklamaya yetkilidir. Bu eylemleri işleyenleri Hükümet İstiklal Mahkemeleri’ne gönderebilir.”

Yeni CHP, bu yasanın gerekçelerini Eski CHP gibi savunup açıklayabilir mi?

Bu yasayı eleştirmek ve uygulamalarını mahkûm etmek Yeni CHP’nin vazgeçilmez görevi midir?

Örneğin CHP Genel Başkanı, Silivri’dekini işaret ederek bütün özel yasa ve mahkemelere karşı olduğunu söylüyor.  Hedef: Takrir-i Sükûn Kanunu ile İstiklal Mahkemeleri! Eski ya da yeni olsun bir CHP milletvekili, bir çapulcu ve soyguncu olduğu tarihe kayıtlı Seyyid Rıza’nın itibarınının iadesi için yasa önergesi veremez! “Yeni CHP” hizbi, parti içinde bir Truva Atı’dır!

(AYDINLIK, 5 ARALIK 2012, ÇARŞAMBA)

***

ŞAMAR OĞLANI CHP  

Şükürler olsun:  Oslo’da yapılan MİT-PKK görüşmelerinin, KCK operasyonlarının, MİT ile adliye+zaptiye ittifakı tepişmelerinin faturası galiba CHP’ye çıkmayacak. Ama hiç belli olmaz!  Çünkü,  iktidarın  ücretli askerlerinden (İslamcı, travesti liberal,  İkinci Cumhuriyetçi vb.)  oluşan bir çete, 31 Mart’ın, Kubilay’ın şehit edildiği Menemen fesadının, İstiklal Mahkemelerinin, Takrir-i Sükun Kanunu’nun, Ekmek ve Sümerbank karnelerinin, Koçgiri, Şeyh Said ve Dersim isyanlarını hesabını CHP’ye çıkartıp faturayı kesiyor. Bu da yetmiyor, Nazım Hikmet’in hapse atılması, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi de  faturaya katılıyor!

Cumhuriyet ve CHP, 1946’dan bu yana böylesine bir şirret saldırıyla karşı karşıya kalmadı. Tarih öylesine tersine çevrildi ki Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’in kurulması, Cumhuriyet Devrimi,  Ergenekon adıyla tesmiye edilen davaya bağlanabilir.  Osmanlı’yı neden yıktınız, Vahdettin ile sevgili Damat Ferid’in Osmanlı yurdundan  kaçmasına neden sebep oldunuz, Cumhuriyet’i neden kurdunuz, Müslüman ümmetinden neden bir ulus yarattınız, köle kulları neden özgür vatandaş yaptınız gibi sorular, Karşı Devrim engizisyoncuları tarafından sorulabilir. Bu vesile ile CHP merkezine ve taşra teşkilatına baskınlar düzenlenebilir. Bunun şaşırtıcı bir yanı olmamak gerek artık.

Her şey mümkündür! Ama CHP Genel Başkanı ve ileri gelenleri, CHP’nin Tunceli’de (Dersim’de) katliam yaptığını, silahsız halkı kırdığını, Nazım Hikmet’i hapse attığını, Sabahattin Ali’yi öldürttüğünü kabul edemez. Çünkü, Nazım Hikmet’i  dönemin polisi tutukladı ve adaleti mahkum etti. Polis, yargı ve hapishaneler CHP’nin tapulu malı değildi ve görevlilerin maaşını CHP ödemiyordu. Sabahattin Ali’yi, CHP Edirne örgütü değil, bir gizli servis ajanı öldürdü.  Nazım Hikmet’i CHP hapse atmış ise, Sabahattin Ali’yi CHP öldürtmüş ise, Rahip Santoro’yu,  Hırant Dink’i günümüz iktidarı mı öldürtmüştür?

Dersim’e gelince: Serap Yeşiltuna “Devletin Dersim Arşivi”ni (İleri Yayınları) yayınladı. Devletin Dersim’le ilgili bütün belgeleri (arşivi) nihayet bu 1120 sayfalık kitapta. Artık bütün yalanlar sona erecek. (Bu kitap hakkında yakında yazı yazacağım).

CHP’nin böyle bir kitaptan haberi var mı? Mehmet Perinçek’in “Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları” (Kaynak Yayınları) adlı incelemesini, Rıza Zelyut’un  “Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği” (Kripto Yayınları) adlı kitabını okudu mu?

CHP 1946’ya kadar bir siyasal parti değildi, bizzat Türkiye idi.  Adının parti olduğuna bakmayın, CHP ancak, Demokrat Parti’nin 1946’da TBMM’ne girmesiyle, 1950’de iktidara gelmesiyle siyasal parti oldu.

1946’ya kadar, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Millet Partisi, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Saadet Partisi ve AKP tam bir cenin harmanı halinde CHP’nin karnında bulunuyordu. Demokrat Parti’nin kurulmasıyla birlikte, bu parazitler ya da sembiyotlar, büyük ölçüde CHP’den ayrıldılar. Ama 1950’den bu yana ve bugünlerde tanık olduğumuz anormallikler, bunların hala CHP içinde yaşadıklarını gösteriyor.

1923-1946 arasında Türkiye’de iyi-kötü yapılan ne varsa bunların tamamını bizzat Cumhuriyet yapmıştır. . CHP, bu gerçeği bilmek zorundadır. Cumhuriyet’i satarak, onun karşısında bir İkinci Cumhuriyetçi gibi, Karşı Devrimci gibi davranarak, TESEV önderliğinde tekrar iktidara gelemez. Ama gaflet içindeki CHP yönetimi, partiyi AKP’leştirmek yolunda emin adımlarla yürümekte ve partinin şamar oğlanına çevrilmesine bizzat katkıda bulunmakta. CHP’nin oyu, Cumhuriyet’e sahip çıktığı için değil, AKP ile “aç aç” yarışına girdiği için yüzde 21,1’e düşmüştür. Oyu Cumhuriyet’e sahip çıktığı için düşmüş ise, ne mutlu ve  gam! CHP’nin başlıca görevi, liberal ve muhafazakar klan karşısında, devrimci cumhuriyeti savunmak ve önermek olmalıdır. Cumhuriyetçi devrim, değişim, gelişim ve ilerleme…

(HÜRRİYET, PAZAR, 19 ŞUBAT 2012)

***

ESKİ  CHP – YENİ  CHP

“Eski CHP”nin içinde “Yeni CHP” olmaz !  Ya dışında ya da yıkıntıları üzerinde olur! Böyle başlayalım yazıya. Örneğin Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İzmir’den Atina’ya göçen ve gönderilen Rumlar orada “Nea Smirni” (Yeni İzmir) adında bir mahalle kurmuşlardır. Yenisini,  eskisinden göçenler ve gidenler yeni bir yerde kurarlar. Ya da yıkılmış binanın yerine yenisi yapılır. Bu örneklerin hiçbirisi günümüz CHP’si için geçerli ve mümkün değil!

CHP’de şimdi ulusalcı olanlar ve olmayanlar varmış: Altı Okcu ve gelenekçi CHP’liler ulusalcı oluyormuş… Bunlar eski “Devletçi” CHP’yi temsil ediyor.

Kimi namerte göre ulusalcı mı, o halde milliyetçi; milliyetçi mi, o halde nasyonalist; nasyonalist mi, o halde nazi ya da faşist. Bu sözcüksel ilişki zincirine, ancak  “Yok canım! Hadi oradan!” denir kibarca. Söz konusu ulusalcılık Kuvvayi Milliye’nin “Millî”sidir. Sözcük Türkiye bağlamında kullanalıyorsa, “Ulusalcılık”, “Millîcilik” anlamına gelir. İçeriksel anlamı da “Tam Bağımsızlık”tır. Ve “Tam Bağımsızlık”ın miadı ve kullanım süresi yoktur: Ebedî’dir!

Şimdi artık, isteyen, ulusalcı olabilir; isteyen olmayabilir. Olana “Millî”, olmayana “Gayrı Millî” denir. Futbol millî takımı nazi mi, faşist mi? Geri zekâlılar!

O zaman yeni CHP’yi kimler ve neyi temsil ediyor? Ulusalcı olmadıklarına (dahası düşmanı olduklarına göre) bunlar “Gayrı Millî” oluyorlar.  Bunlar CHP’nin Altı Ok’u ile “Kurucu” geleneğini red mi ediyorlar?  Yeni CHP, Cumhuriyeti kuran partinin “geçmişini eleştireyim”, “geçmişine karşı çıkayım” derken nerelere gitmiş oluyor?

Eski CHP’nin tarihi büyük bir ölçüde Cumhuriyet’in tarihidir. Yeni CHP bu konuda ne düşünüyor:

CHP GELENEĞİ

1.Atatürk’ün 1927 yılında CHP Parti Kurultayı’nda okuduğu, Kurtuluş ve Kuruluş dönemleriyle ilgili görüşlerini dile getirdiği SÖYLEV (NUTUK).

2.Anayasa’nın 174.maddesi tarafından korunan DEVRİM YASALARI.  Cumhuriyet’in   temel taşı oluşturan bu  yasalar CHP’nin asla vazgeçilmezleridir.

  1. Altı Ok: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik (Millicîlik), Laiklik, Devletçilik, Devrimcilik (İnkilapçılık).
  2. Cumhuriyet Devleti’ni kuran, Kurucu İrade ve Kurucu Kadro.

Yeni CHP bu dört geleneği ya red eder ya da kabul eder! Bunun arası, şurası burası, aması maması olamaz. Birini bile, bir telini bile red ediyor ise, benimsemiyor ise, yolu açık olsun, güle güle. Parti olmanın şakası yoktur!

Bu dört gelenek, kimilerine göre, halkın CHP’ye  oy vermeyen bölümünün partiyi benimsemesine engel oluyormuş… Yeni CHP bu görüşü paylaşıyor mu? Paylaşıyor ise güle güle!

“Laiklik ilkesi, halkın değerleriyle çelişiyor. CHP halkın oyunu almak istiyorsa Laikçi, sekter laiklikten vazgeçmelidir” diyenler de var. Yeni CHP ne düşünüyor: Mütedeyyin seçmenin oyunu almak için laikliği sulandırmak mı gerekiyor?

CHP’nin çağı anlamadığı, değişen dünyanın değişimini, küreselleşen dünyanın küreselliğini kavramadığını, kısacası 1930’ların otlağında otladığını ileri sürenler var: Örneğin, CHP liberal demokrasiye ters duruyormuş, küresel ekonomi liberalmiş, küresel demokrasi de liberalmiş… ama CHP kendini bu gerçeklere adapte  edip  çağdaş ve bobstil bir parti olamıyormuş… Yeni CHP bu görüşleri paylaşıyor ise, Eski CHP’den hicret edip kendi partisini kursun. Kendileri için en şerefli davranış bu olur.

Tek Parti döneminde, CHP’nin içinde “her şey” vardı: Milliciler, laikler, tam bağımsızlıkcılar, dinciler, ümmetçiler, halifeciler, padişahçılar, mandacılar, kısacası Üç Tarz-ı Siyaset’in yandaşları ve kalıntıları. Bu çorbayı Birinci Meclis bile kaldıramadı ve İkinci Grup kuruldu. Birinci Grup, Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüştü; İkinci Grup, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924), Serbest Cumhuriyet Fırkası (1930) adlı iki parti kurdu. Daha sonra bu iki partinin izi ve geleneğinde Demokrat Parti (1945) kuruldu. Adalet Partisi ve ANAP bu partinin içinden çıktı.

Yeni CHP’ de bu dönüm noktasında bulunuyor.

Karşı Devrimciler, Cumhuriyet karşıtları, müflis solcular, İslamcılar ve benzerleri, CHP’nin tek parti döneminin demokratik olmadığını kanıtlamak için Takrir-i Sükûn Kanunu sofraya sürecekler: Bu yasa gerekli miydi, değil miydi?

Şeyh Said İsyanı’na karşı 4 Mart 1925’te TBMM’de kabul edilen  Takrir-i Sükûn Kanunu (Huzurun Sağlanması Yasası) ile İstiklal Mahkemeleri kuruldu. İsyan şiddetle bastırıldı. İsyan suçluları idam edildi. Yapılan soruşturmada isyancıların bir bölümünün Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası‘na mensup oldukları anlaşıldı. Bunun üzerine memleketin muhalefet partisi de 3 Haziran 1925’te hükûmet kararı ile kapatıldı.

Üç  maddeden oluşan Takrir-i Sükun Kanunu’nun 1. maddesi şöyleydi:

 “İrtica ve isyana ve memleketin toplumsal düzen ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini bozmaya yönelik bütün örgütlenmeleri, kışkırtmaları, yüreklendirmeleri ve yayınları, Hükümet, Cumhurbaşkanı’nın onayı ile ve kendi başına yasaklamaya yetkilidir. Bu eylemleri işleyenleri Hükümet İstiklal Mahkemeleri’ne gönderebilir.”

Yeni CHP, bu yasanın gerekçelerini Eski CHP gibi savunup açıklayabilir mi?

Bu yasayı eleştirmek ve uygulamalarını mahkûm etmek Yeni CHP’nin vazgeçilmez görevi midir?

Örneğin CHP Genel Başkanı, Silivri’dekini işaret ederek bütün özel yasa ve mahkemelere karşı olduğunu söylüyor.  Hedef: Takrir-i Sükûn Kanunu ile İstiklal Mahkemeleri! Eski ya da yeni olsun bir CHP milletvekili, bir çapulcu ve soyguncu olduğu tarihe kayıtlı Seyyid Rıza’nın itibarınının iadesi için yasa önergesi veremez! “Yeni CHP” hizbi, parti içinde bir Truva Atı’dır!

(AYDINLIK, 5 ARALIK 2012, ÇARŞAMBA)

***

“CHP VE ÜÇ TARZ-I SİYASET (2)” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.