CİNAYETİ HEPİNİZ GÖRDÜNÜZ

Hürriyet ve Aydınlık gazetelerinde ve “ozdemirince.com”da, Fethullah  Gülen  hakkında, 2000-2014 yılları arasında 100’e yakın yazı yayınladım. Kitap olur. Bu yazılar yüzünden ölümle tehdit edildim. Yüzüme kezzap atacaklardı. Yazılardan dolayı mahkemeye verildim. İfadem alındı. Bunlardan biri de  “Bir Polis Meslek Okulu” (HÜRRİYET, 5 HAZİRAN 2009) başlıklı yazıdır. Bu yazıya iki gün sonra Polis Akademisi Başkanlığı’ndan yalanlama yazısı geldi. Bunun üzerine, dalga geçerek, “Polis Akademisi Başkanlığı!nın Cevabı” (HÜRRİYET, 7 HAZİRAN 2009) adlı yazıyı yayınladım.

Aradan bir süre geçince, bizim köyün bağlı olduğu ilçenin savcılığı tarafından ifadeye çağrıldım. Bir Cumhuriyet Savcısı,  bana mektup gönderen öğrenciyi açacağı davada tanık yapmak istiyormuş, bu nedenle adını öğrenmek istiyormuş. Öğrencinin güvenliğini tehlikeye düşürmemek için adını vermedim. Meğer dava açma hazırlığı yapan savcı İlhan Cihaner imiş. Sonradan öğrendim.

Bir haftadır, bir tür utanmazlık komedisi seyrediyorum televizyonlarda. Gazetelerde ahlaksızlık anıtı yazılar okuyorum. Daha düne kadar Fethullah övgüsü yapanlar; gazetelerinde yazı döktürenler; Abant Konferansları’nda bizlere akıl verenler; Fethullah’ın mübarek elini öpmek için ABD’ye gidenler; Fethullah Hoca Efendi’nin okullarını yere göğe sığdıramayanlar; derneğinin her yıl verdiği ödülleri alanlar; Hoca Efendi’yi “Çağımızın En Büyük Entellektüeli” ilan edenler; yani basın, medya ve akademiyanın bütün fikir zavallıları, şimdi “Hoca Efendi”lerini eleştirmek, kötülemek için birbirlerini ezmekteler. Bize dönüp, AKP ve Başyüce’yi desteklemek için neden sokağa dökülmediğimizi sormaktalar. Vakti zamanında meğer neler çekmişler.

Bir de kimileri de var ki “Anti Fethullahçılık”ın tapusunu çıkarmışlar, kimseye milim pay vermiyorlar. Ama gene de şükürler ola ki adımızı darbeciler arasında saymıyorlar.

 ÖZDEMİR İNCE

24 TEMMUZ 2016

***

BİR POLİS MESLEK YÜKSEK OKULU

Köy Enstitüleri, Toprak Reformu, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ve İmam-Hatipler, Feodal yapı ve ağalık düzeni ortak bağlamında yazdığım yazılarda bir kez olsun Fethullah Gülen’in adını anmadım. Buna karşın, dünyanın dört bir yanından, Fethullah cemaati yönünden gelen saldırılara uğradım. Bir okurdan gelen (adı-soyadı ve adresi belli) bir mektubu bu saldırılara cevap olarak yayınlıyorum:

“Ben Polis Meslek Yüksek Okulu öğrencisiyim. Güvenli olmadığını düşündüğüm için hangi ildeki olduğunu belirtmeyeceğim. Şu an okumakta olduğum Polis M.Y.O’da 300’e yakın devremizde yalnızca 5-10 kişi normal hakkıyla kazanıp gelenlerdeniz. Normal hakkıyla kazanıp gelmek ne demek diyeceksiniz. Şöyle ki Fethullah Gülen grubunun kendi dershanelerinde PMYO sınavı soruları dağıtılmakta. Liseyi zor bitirmiş ÖSS’den barajı kılı kılına geçmiş öğrenciler bu dershanelerde soruları alarak, ezberlemek suretiyle sınava giriyorlar ve doğal olarak kazanıyorlar. Dediğim gibi 300’e yakın devrede 5-10 kişi ancak normal kazanmakta. İllegal şekilde okula gelen öğrenciler Türk Dili, Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi derslerinde çok zorlanıyorlar. Bütünleme sınavlarına kalıyorlar. Hatta pişkince ‘çalışsak ta yapamıyoruz hocam!’  gibisinden ifadeler kullanıyorlar. Neden? Çünkü bilmiyorlar bu dersleri. Ama polislik sınavını kazanmak için sınavda % 50 den fazla sözel soru var ve bu sorular Türk Dili, Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi derslerinden oluşuyor. O zaman bu okulu sen nasıl kazandın diye sormazlar mı? Cevap: Sormazlar. Çünkü okuldaki sıralı amirler, öğretim görevlileri de bu şekilde Fethullah Grubunun özenle seçtiği kişiler. (Emniyetteki teşkilatlarından haberinizin olduğunu düşünüyorum.)

“Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşana kadar; her yöntem, her yol mübahtır. Bunun içerisine yalan söylemek de, insanları aldatmak da girer…” (Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C:1, S:119)

İslam ile bağdaşmayan, böyle bir şeyi yazan insanın peşinden kitleler koşuyor.
Bizim okulda gazete panosunda ZAMAN gazetesi başı çeker ve okula başka gazete sokmak kesinlikle yasaktır. Bizim okuldaki öğrenci gazinosunda Televizyonda Kanal 7 ve Samanyolu kanallarından başka bir kanal izlenmez, izlenemez! Bizim okulda mescite gitmeyenler dışlanır. Namaz kılmayanlara değişik yöntemlerle psikolojik baskı yapılır.
Bizim okulda hafta sonları üniversitelerden belirlenmiş Fethullahçı abiler geziler düzenler. toplu evlere giderler, sohbetler beyin yıkama merasimleri vs. vs.
Bizim okulda Atatürk’ü savunmak yürek ister.  Bizim okulda Atatürk ilkelerinden bahsetmek (özellikle laiklik) dışlanmak, yüzünüze bakılmamak gibi sonuçlar doğurabilir.
Bizim okulda Türk Silahlı Kuvvetleri düşmandır! ( evet yanlış duymadınız )
Lütfen Medya olarak daha güçlü daha sağlam adımlar atmanızı istiyorum.
Benim bu okulda harcanmam an meselesidir. Neden mi? Çünkü onlardan değilim. Çünkü Atatürk ilkelerine bağlıyım. Atatürk ilkelerine bağlı bir Türk olduğum için benim onların gözünde bir sürüngenden farkım yok.”

(HÜRRİYET, 5 HAZİRAN 2009)

***

POLİS AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI’NIN CEVABI

“Bir Polis Meslek Yüksek Okulu” (05.06.09) başlıklı yazımın yayınlandığı günün mesai saati içinde Polis Akademisi Başkanlığı’ndan bir açıklama yazısı geldi. Hiçbir yasal zorunluluk bulunmamasına karşın bana gönderilen bu yazıyı bir “kandırılmışlık” duygusu içinde aynen yayınlıyorum:

[“05.06.2009 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde “Bir Polis Meslek Yüksek Okulu” başlıklı köşe yazısıyla ilgili olarak aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Söz konusu yazıda; PMYO sınav sorularının belirli guruplara ait dershanelerde dağıtıldığı ve böylece öğrencilere PMYO sınavının kazandırıldığı iddia edilmektedir. Halbuki, Polis Meslek Yüksek Okulu Yazılı Sınavı’nda sınav sorularının hazırlanması, basımı, sınav merkezlerine dağıtımı ve sınavın yapılması, ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda ÖSYM Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir.

Ayrıca, söz konusu yazıda soruları önceden temin etmek suretiyle PMYO’yu kazandığı ileri sürülen öğrencilerin Türk Dili ile Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi derslerinde zorlandıkları ve bütünleme sınavına kaldıkları iddia edilmektedir. Oysa istatistiki bilgiler bu iddiayı yalanlamaktadır. 2008-2009 Eğitim-Öğretim yılında 24 PMYO’da öğrenim gören toplam 6425 1. sınıf öğrencisinden Olay Yeri İnceleme Dersi’nden 784, Ceza Muhakemesi Hukuku Dersi’nden 758, Yabancı Dil Dersi’nden 611, Hukuk Başlangıcı Dersi’nden 572 öğrenci bütünlemeye kalırken İnkılap Tarihi Dersi’nden sadece 251 öğrenci bütünlemeye kalmıştır. Toplam 6343 2. sınıf öğrencisinden ise sadece 39 öğrenci İnkılap Tarihi Dersi’nden bütünlemeye kalmıştır. Görüldüğü üzere İnkılap Tarihi Dersi’nden 1. sınıfların sadece %4’ü bütünlemeye kalırken 2. sınıfların ise %1’inden daha az sayıda öğrenci bütünlemeye kalmıştır. Okul sayısına göre oran yapıldığında ise 1. sınıflardan her okulda yaklaşık 10, 2. sınıflardan ise her okulda yaklaşık 2 öğrenci bütünlemeye kalmıştır. Bu oranların ise makul ve kabul edilebilir ölçüde olduğu aşikardır.

Bu gerçekler ışığında, iftira ve karalamaya yönelik soyut iddialar içeren, somut bilgi ve belgelerden yoksun, isimsiz ve adressiz bir mektubu, herhangi bir araştırma yapmaksızın ve Türk Polis Teşkilatı’nın personelini yetiştiren yüksek öğretim kurumunu töhmet altında bırakacak şekilde gazete köşesinde yayınlamanın basın ahlakı ve iyi niyetle uyuşmadığı açıktır.

Gerçek dışı ve asılsız suçlamalar içeren söz konusu köşe yazısını şiddetle kınıyor, bu ve benzeri çirkin karalamalara rağmen Polis Meslek Yüksek Okullarımızın, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün çağdaş uygarlık ülküsüne gönülden bağlı öğrenciler yetiştirmekte kararlı olduğunu kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”]

CEVABA YANIT

Beni zerre kadar tatmin etmeyen bu hızlı cevaba ben de aynı hızla ve on dakika içinde e-posta ile cevap verdim:

“Yayınladığım mesajın yazarı adını ve soyadını bana vermiştir. Güvenliği nedeniyle kaynağımı açıklayamam. Basın etiği gereği bana gelen bir “ihbar”ı sadece yayınladım. İddia edilen olguya dikkat çekmek istedim. Ayrıca siz de bilirsiniz ki iddiaları incelemek olanağına sahip değilim. Çünkü ihbarda bulunan öğrenci okuduğu okulun adını vermiyor. Mektubu yayınlamayıp size başvursaydım, gönderdiğiniz yanıta benzer bir açıklama yapacaktınız. Benim görevim bir gazete yazarı olarak iddia edilen olayı kamuoyuna duyurmak. Ben sadece bunu yaptım.

Bu arada, gerçeği 8-10 saat içinde bulma hızınıza şaşırdığımı da söylemeliyim.”

 (HÜRRİYET, 7 HAZİRAN 2009)