CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ KONUSUNDA

Cumhurbaşkanlığı konusunda seçim sonuçlanıncaya kadar bir şey yazmamaya karar vermiştim. Ancak gazetelerde yazılan yazılar, televizyonlarda yapılan konuşmalar beni yazmaya zorladı.
Vakit, Zaman, Yenişafak gibi İslamcı gazetelerin yazarları “Halkın istediği olacak!”, “Millet iradesinin önünde durulmaz !” diyerek, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını bir zorunluluk olarak görüyorlar. Böylece, laik cumhuriyetten intikam alacaklar.
Kimileri, “Demokrasi açısından kuşkusuz Abdullah Gül’ün seçilmesinden daha doğal bir şey olamaz. Partisi seçimden büyük bir zaferle çıktı” (İlter Türkmen, Hürriyet, 11.08.07) diyor. Kimileri de “Anayasa’mızda cumhurbaşkanlığı için ‘eş durumundan’ bir hüküm yok ! Kimse böyle bir hüküm koyalım demediğine göre, kamu vicdanında böyle bir talep yok!” (Taha Akyol, Milliyet, 11.08.07) diye hüküm veriyor.
***
İslamcı gazetelere ve yazarlara bir şey söylemek gerekmez. Onların cumhuriyet düzeni ve ilkeleriyle sorunları var. Kafalarında İslam Cumhuriyeti, daha doğrusu İslami devlet var.
Ama Abdullah Gül’ün seçilmesini demokrasi ile, Anayasa ile ilişkilendirenlere kuşkusuz bir sözümüz var. Cumhuriyet’in laiklik ilkesi ile kamusal alanın hukuksal ilişkisi Abdullah Gül’ün eş durumundan cumhurbaşkanı seçilmesini uygun görmüyor. Daha doğrusu, Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkması Laik Kamusal Alan’ın doğasına aykırı. Ve eşinin türbanı Abdullah Gül’ün kimliğinden, kişiliğinden soyutlanamaz. Benim iddiam bu.
Laik kamusal alan “nötr”dür. Laik kamusal alanın dini ve inancı yoktur. Dininin, inancının olmaması onun dine ve inançlara karşı olduğunu göstermez. Din ve inanç özel alana girdiği için, kimse özel alanını “laos”a ait olan kamusal alana taşıyamaz. Kamusal alan herkesindir ama kimsenin değildir. Paylaşılamaz. Kamusal alanın yüzde 47’si AKP’ye , yüzde 21’i CHP’ye, yüzde 14’ü MHP’ye, binde 23’ü TKP’ye ait değildir. Oranlar eşittir. Bu nedenle AKP 22 temmuz seçiminde yüzde 47 oranında oy aldığını öne sürerek kamusal alanın tapusuna sahip çıkamaz. Oyları, oranları, sayıları ne olursa olsun bütün dinler, bütün inançlar, açıklanmayan inançlar, ateistler kamusal alanda eşittirler. “Nüfusunun yüzde 99.99’u Müslüman olan Türkiye’de” gibi bir cümlenin kamusal alanda herhangi bir geçerliliği olamaz. Çünkü yüzde 99.99 ile binde 1 kamusal alanda eşit ağırlıktadır, eşittir.
***
Türkiye’nin yüksek mahkemeleri (Anayasa Mahkemesi ve Danıştay) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi türbanı Siyasal İslam’ın bir simgesi olarak kabul ediyor. “İnanç açısından çoğulcu toplum olmak demek, herhangi bir dine inananların ne kadar inanç özgürlükleri varsa, hiçbir dine inanmayanların veya inançlarını belli etmeyenlerin de, o kadar eşit haklara sahip olmaları gerektiği ilkesidir. Bir inancın veya vicdanın iç yapısı, ona dışarıda belli kurumsal ayrıcalıklar getirmemelidir.” (Henri Pena-Ruiz, “Laiklik Nedir ?”, Gendaş Kültür, S.74) Herkesin olan kamusal alanda kişisel olan dinsel tercihlerin belli olması demokrasiye aykırıdır. Bayan Gül’ün eş durumu da bu parantezin içine girer. Bu nedenle Bay Gül’ün cumhurbaşkanı olması Laik Cumhuriyet Anayasasının tarafsızlıkla ilgili 101. maddesine, devrim yasalarına ve demokrasinin eşitlik ilkelerine aykırıdır. Çünkü türbansızlık kamusal alan için zorunluluktur. Bu, Çankaya’da bireysel dinsel tercihin sergilenmesine izin vermez, veremez.