CÜNEYT ÜLSEVER KİMSİN SEN ?

Haziranın ortalarından başlayarak temmuz ve ağustos aylarında hemen hemen uyumam geceleri. Uyuyamam. Bu, eylül ayının ortalarına kadar sürer. Benim edebî kriz dönemimdir. Üç-dört kişinin sığabileceği bir yatağın bir köşesinde yatarım. Yatağın geri kalan bölümü kitaplarla, defterlerle doludur. Uyanır okurum. Uyanır yazarım.
***
Ağustos başlarında bir gün, Cüneyt Ülsever’in “Türkiye’ye Ne Olacak ?” (Hayykitap) adlı kitabı karşıma çıktı yatakta. Bir söyleşi kitabı. Söyleşiyi Kürşad Oğuz yapmış.
Cüneyt Ülsever, bildiğiniz Cüneyt Ülsever, Hürriyet gazetesi yazarı. 1998’de gazetede yazmaya başladığına göre benden bir yıl birkaç ay daha kıdemli.
Kendisiyle iki kez karşılaştım. Ayak üstü konuştuk. Hepsi bu kadar. Gazetede yazmaya başladığım zaman memnuniyetini belirten zarif bir yazı kaleme almıştı.
On yıl önce 180 derece ters yerlerde bulunuyorduk, şimdi onun sayesinde açı daraldı. Kitabın 16.Bölüm’ünün başlığı “Dersimi aldım. Liberal ekonomide devlete ihtiyaç var” demeye başladığına göre bu çok doğal.
Kitabın son bölümü “Bir medyum beni annemin ruhuyla konuşturdu”. Bir televizyonun Cüneyt’i bu nedenle televizyona çıkardığını, bir hanımın ağzının suyu akarak sorular sorduğunu anımsadım. Kitabın sadece bu ruh çağırma tevatürüyle olduğu izlenimi edinmiştim. Oysa “AKP’den başka partinin tek başına iktidar olma şansı yok” bölümü var ki Cüneyt Ülsever gibi birinin işin künhünü fark etmemesi şaşırtıcı.
Dinsel ve etnik duyguların referans olduğu bir seçim ortamında, seçmen bütün geçirgenliğini yitirmiştir. Beyin ve ruh zarı artık hipopotam derisi kalınlığındadır. Oysa gerçek seçmenin beyin ve ruh zarı tülbent gibidir, geçirgendir. Bu nedenle AKP’den başka partinin iktidar olma şansı olmayabilir ama onun egemen olduğu bir ortamda, demokrasi aramak da nafiledir.
***
Bu yazıyı yazmama yol açan “bu” değil. Bu konuda yazacak olsaydım, elli kez yazardım. Beni “Kötü bir Tanpınar kopyası desinler yeter” bölümü kışkırttı.
“Çok öykündüğüm ama tarih tutmadığı için reenkarne olamayacağım biri var. Ben bu dönemin Ahmet Hamdi Tanpınar’ı olmak istiyorum. Ne o tarafın, ne bu tarafın anladığı, ne o tarafın ne bu tarafın kendinden kabul ettiği bu dönemi anlatmak… Ama Tanpınar kendi döneminin edası içinde anlatabilir, ben kendi dönemimin edası içinde anlatıyorum. Ne Yaşar Kemal ne Orhan Pamuk olmak istiyorum. Kafamın içinde eskiden beri Tanpınar var. Edebiyat eleştirmenleri ilerde ‘Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kötü kopyası’ bile deseler benim ruhum şad olacak” diyor.
***
Birkaç Cüneyt Ülsever var. En önemsediği “Romancı”, “Edebiyat Adamı” Cüneyt Ülsever. Yayınsal yazının ne olduğunu çok iyi biliyor. “Onun dışında kimse bana zorla roman yaz demiyor” diyor ki yazınsal yazı, yazınsal tutku budur işte.
Cüneyt Ülsever edebiyat dünyasından şikayetçi. Yayıncılardan, editörlerden söz ederken, “Yani bunlar o kadar özel insanlar ki seni makamlarına kabul etmeleri bile çok büyük bir şey” diyor. Çiçek Bar’da bir yayıncı ile karşılaşmasını yazıyor. Yayıncı benim tahmin ettiğim kişi ise benimle karşılaşmaması büyük bir şanssızlık. Editörlük yaptığım sırada bana gelseydi, kendisini dinler, elyazmalarını okurdum. Merak ettim, Cüneyt’in yayınlanmış romanlarını okuyacağım.