DARWİN VE DARWİNCİLİĞİN YOZLAŞTIRILMASI

Darwin, bütün türlerin 1835-1859 yılları arasındaki halleriyle, toptan ve ayrı ayrı yaratılmadıklarını, tek bir kaynaktan geldiklerini ve değişerek oluştuklarını ileri sürüyordu.
“Bütün canlı biçimlerin ortak bir kökten ileri geldiklerini ileri sürmek, Kilise’nin bütün konularda yasa koyma hakkını elinden almaktı. Eğer Kilise’nin, insanların hayatın kökenleri konusundaki düşüncelerini yönetme hakkına başarıyla meydan okunursa, o zaman aynı Kilise’nin toplumsal düzen ve ahlak konusunda kendi görüşlerini kabul ettirme hakkı ne olacaktı? Ne de olsa, tüm iddialar tek bir kaynaktan, İncil’den geliyordu, Kilise’nin de rolü İncil’i yorumlamaktı.” (Cyril Aydon, Charles Darwin, Doğan Kitap, S.177)
***
Charles Darwin’nin ne Tanrı’yı ne de Kilise’yi tahtından indirme düşüncesi vardı. 1835 yılında Galapagos adalarında kendi kuramını düşünmeye başlamış ve bunları 1859 yılında yayınlamıştı.
Ama Kilise ve egemen sınıflar gelen tehlikeyi sezmişti. Bu işbirliği Kilise’nin Pazar Okulları’da öğretilen bir çocuk ilahisinde gizliydi:
“Bütün parlak ve güzel şeyler, / Bütün büyük ve küçük yaratıklar, / Bütün zeki ve harika şeyler, Hepsini Tanrı yaptı. // Şatosundaki zengin / Kapısındaki Yoksul : / Tanrı onları yüksek ve alçak yarattı, / Öyle kalmalarını buyurdu.” (Age.S.178)
Darwin’in temsil ettiği tehlikeyi görmüşlerdi. Ama 1800’ler bir başka yüzyıldı, insan beden, ruh ve zihin olarak özgürleşmek istiyordu.
***
Darwin, canlının hayatta kalma ve doğal ayıklanma kavgasının doğaya karşı olduğunu yazmıştı. Canlılar arasında “Altta kalanın canı çıksın”, “Yaşam hakkı güçlüye aittir!” gibi canlının canlıya karşı, türler içi ve türler arası bir canlılar meydan savaşından söz etmemişti. Ama Kilise ve egemen çevreler bunu böyle yorumladılar. Ve yaşambilimsel yasaları toplumbilimsel yasalara dönüştürdüler.
Dönemin burjuva sosyologları sayesinde Toplumsal (Sosyal) Darwincilik ortaya çıktı.
Toplumsal Darwincilere göre nasıl doğada güçsüzler yok olur ve güçlüler yaşamaya hak kazanırsa toplum da böyledir. Sınıf mücadelesi aslında bir doğal ayıklanmadır. Nasıl doğanın yasasına boyun eğiyorsak toplumsal yansımasına da boyun eğmeliyiz.
***
Toplumsal Darwinciler, Darwin’in kuramlarını canlarının istediği biçime sokuyorlardı: Kapitalizmin yasaları doğal yasalardır ve değiştirilmesi olanaksızdır. Sömürgecilik biyolojik bir fenomendir ve zorunludur.
Toplumsal Darwincilik bu görüşleriyle insan bilincini ve iradesini yadsır, metafizik ve mekanik bir anlayış ile insanı hayvanlığa indirger. Oysa Darwin evrim kuramıyla insanın insanlaşmasını öne sürer.
Toplumsal Darwinciler, sonunda doğal ayıklamanın yerine döl düzenleme’yi getirirler. Bu da Hitler ırkçılığına ve başta İsveç olmak üzere İskandinavların uyguladıkları Eugenizm’e varır.
***
Liberallerin ve neoliberallerin yere göğe sığdıramadıkları gözü kör ve amacı türdeşini yok etmek olan rekabet ve rekabetçilik de Toplumsal Darwinciliğin bir parçasıdır. Ama Darwin’in kuramında bu türden bir canavarlık yer almaz.