DARWİN VE DARWİNCİLİK

Bir okur, 3 Mart tarihli “Bizim Müziç Yaratıklar” başlıklı yazımın son paragrafı ile ne demek istediğimi soruyor. O paragrafı anımsayalım:
“Evrim teorisi olarak Darwin’in düşünceleri her gün daha bir gerçekleşiyor, doğrulanıyor. Doğru! Ama toplumsal Darwincilik, mesleki Darwincilik ne kadar ahlaki, ne kadar insani, ne kadar barışcıl ? Filozof iktisatçı bu soruların yanıtını araştırmadan er meydanına çıkmaz!”
***
Evrenin oluşumunu, evrenin ve doğanın yasalarını burada tartışacak değilim. Tanrı’ya ve dine inanan biri, evrenin oluşumunu Kutsal Kitaplar’ın yazdığı gibi anlayabilir. Tanrı’ya ve dine inanıp evrenin oluşumuyla ilgili bilimsel görüş ve kuramları (teorilerı) kabul edebilir. Ayrıca evren ve insan konusunda sadece bilimi tercih edebilir.
İnsanın bir Tanrı’ya inanması için o Tanrı’nın mutlaka var olması da gerekmez.
Ancak Tanrı gözünde bütün dinlerin birbirine eşit olması gerekir.
***
Konumuz bu değil ama bu girişi yazmadan bugünkü konuya da giremezdim.
Başta ABD’de olmak üzere köktendinci çevrelerde Darwin’in görüşleri hala tartışılmakta. Darwin konusunda bir kitap salık vereceğim: Cyril Aydon, ‘Charles Darwin’, Çev: Ali Cevat Akkoyunlu, Doğan Kitap. 255 sayfa. 14 YTL.
Müthiş bir biyoğrafi kitabı. İster Darwin’e inanın, ister inanmayın, mutlaka okunması gerekli bir kitap. Bir de Bilim ve Gelecek dergisinin (25.) Mart sayısı var bu konuda.
***
9 Şubat 1809’da doğup 19 Nisan 1882 yılında ölen İngiliz bilimadamı Charles Darwin’in bilimsel görüşünü özetleyelim:
İnsanı da içine alan canlı doğa evrimle oluşmuştur. Bu evrimin itici gücü yaşam kavgası ve doğal ayıklanma’dır. Dünya üzerinde yaşanabilecek yer sınırlıdır. Nüfus çoğalması nedeniyle hayat yaşam kavgasına dönüşür. Bu kavgada yaşama gücü olanlar canlı kalır ve türlerini sürdürür. Bu, bir doğal ayıklanmadır. Varlıklar böyle bir ayıklanmayla ayıklanarak evrimsel bir gelişme içinde türlerini sürdürürler. Yaşama kavgasında ayakta kalanlar bunu belli özelliklerine borçludurlar ve bu özellikle soya çekimle yeni kuşaklara geçer.
***
Darwin’in görüşlerine karşı olanlar bu noktaya gelince sinsi sinsi gülerler ve şu soruyu sorarlar:
“Yani canlılar sürekli değişim gösteriyor ise maymunlar neden insanı dönüşmüyor?”
Bunu bilim adamları kuşkusuz yanıtlıyorlar. Ben kendimce yanıtlayacağım: Yeni bir evrim sürecinin başlaması için doğal çevrenin değişmesi ve uyumun yaşamsal zorunluluk haline gelmesi gerekir.
Sonuç olarak: Türler, din kitaplarının, Yaratılışçıların ileri sürdüğü gibi yaratılmamışlar, doğal etkenlerle oluşmuşlardır. Ayrı ayrı ve bugünkü biçimleriyle yaratılmamışlar, tek kaynaktan ve birbirlerinden ayrılarak oluşmuşlardır.
Dünyanın bütün köktendincilerini çılgına çeviren bu kuramın, aynı kişiler tarafından başka bağlamlarda nasıl yozlaştırıldığını yarın anlatacağım. Pazar günü ise, Darwin kuramının DNA’nın bulunması sayesinde yasaya dönüşmüş olduğunu…