DAVUTOĞLU’NUN DIŞ POLİTİKASI : SIFIRA SIFIR ELDE VAR SIFIR

 

 

“Sıfıra Sıfır Elde Var Sıfır” yazısına ilgisiz gibi görünen bir yaşamöyküsüyle başlayalım. Ama ne ilgisi var diye şaşırmayın. Bu dünyada her şeyin birbiriyle ilişkisi vardır:

***

[Fahri Erdinç (1 Ocak 1917 Akhisar – 11 Kasım 1986 Sofya) Türk edebiyatçı ve şair. Akhisar’da doğdu. Annesini henüz 1 yaşında veremden kaybetti. Hem annesini daha tanımadan kaybetmesi, hem de Akhisar’da o yıllardaki yoğun tütün tarımının getirdiği zorluklar, gençlik dönemindeki edebi yönelimini derinden etkiledi. 1930’da Balıkesir Öğretmen Okuluna girdi. Otuzlu yılların sonuna doğru Afyon’un Sandıklı ilçesinin Ürküt köyünde öğretmenliğe başladı. 1939’da sınavını kazandığı Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde öğrenci oldu. Bu bölümde öğretim üyesi olan Sabahattin Ali ile tanıştı. Aynı yıl yazmaya başladığı ilk öykülerinde onun etkisi önemli bir rehber olarak görülmektedir.

1946 yılında ise sınavını kazandığı devlet radyosuna geçti. Bu arada “Şen Olasın Halep Şehri” adlı şiir kitabını yayınladı. Hemen ardından Ankara’da “Seçilmiş Hikâyeler Dergisi” onun öyküleriyle özel sayı çıkardı. 1947’de dönemin siyasal karışıklığı sırasında hakkında açılan bir dava nedeniyle bir süre cezaevinde yattı. Davadan aklanarak çıkmasına rağmen, aynı yıl hocası Sabahattin Ali’nin Bulgaristan’a geçerken öldürülmesi nedeniyle Türkiye’den ayrılmaya karar verdi. 1949’da iki arkadaşıyla birlikte, gizlice Bulgaristan’a geçti.

Bulgaristan’da Erdinç ve arkadaşlarına siyasi iltica ve sığınma hakkı verildi. Aralıklı olarak Bulgaristan’da ve Sovyetler Birliği’nde yaşamaya devam eden Erdinç, 1971 yılında kesin olarak Bulgaristan’a dönüp yerleşti. 1965’te Bulgaristan vatandaşı, 1973’te Bulgaristan Yazarlar Birliği üyesi oldu. Kitapları Türkiye’deki okura ulaşamamasına rağmen, 1970’li yıllarda Türkiye’deki siyasal gelişmeler ve sosyalist hareketin ağırlık kazanması ile birlikte, edebiyat dergilerinde yayınlanan yeni şiir ve öyküleri Türk okuruyla buluşmaya başladı. Özellikle Akhisar’daki çocukluk dönemini anlattığı “Acı Lokma” romanı dönemin en ilgi çeken yapıtlarından biridir.] (Vikipedi, özgür ansiklopedi)

***

Şimdi, vikipedi özgür ansiklopedisinin bilmediği bir şeyden söz edeceğim: Özal döneminde, Bulgaristan’la ilişkiler gayet iyi giderken, Bulgaristan’ın Jivkov yönetimi Bugaristan vatandaşı Türklerin ad ve soyadlarını değiştirmeye başladı. Yararı ne olacaktı? Bunu Bulgaristan’da, her gidişimde uzun uzun tartıştık arkadaşlarla. Fahri abi bu işten son derece rahatsızdı. Kendini ihanete uğramış gibi hissediyordu ve haklıydı.

1986 yılında Paris’te Fransız hükümetinin burslusuydum: Rimbaud ve Lautréamont çevirilerini bitirmeye çalışıyordum. Mayıs ayında, Bulgar Edebiyatı Dostları’nın toplantısına katılmak üzere Paris’ten Sofya’ya gittim. Beni Fahri Abi karşıladı. Son derece üzgündü, oğlu Oktay’ın da adını değiştirmişlerdi. Son derece üzgündü. İki arada bir derede kalmıştı. Aradan birkaç ay geçince 11 Kasım 1986’da kahrından öldü. Bulgaristan’a çok kırgındı, hayal kırıklığına uğramıştı.

Teşbihte hata olmaz, demişler. Komşularla sıfır sorun iddiasının Fahri Abi’nin hayatından çıkartacağı çok ders vardır. Her ailede çoğu komik böyle komşu hikayeleri olur.

***

Okuyacağınız (isterseniz okumayın) “Yeni Dönemde Sıfır Sorun Politikası” başlıklı yazıyı Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı internette  kendi sitesinde yayınlamış. Yazının adı,“Yeni Dönemde Sıfır Sorun Politikası” (Zero Problems in a New Era”. Okuyalım:

[Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, Foreign Policy Dergisi’nin 21 Mart 2013 tarihli nüshasında yayımlanan “Yeni Dönemde Sıfır Sorun Politikası” başlıklı makalesinde, Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesinde  yaşanan demokratik değişim süreci bağlamında “Komşularla Sıfır Sorun” politikasını değerlendirdi.

“…Dış politikamızın altı temel ilkeye dayandırılmasını önerdim: güvenlik ve özgürlük arasında denge, komşularla sıfır sorun, çok boyutlu bir dış politika, pro-aktif bir bölgesel politika, yepyeni bir diplomatik tarz ve ritmik diplomasi.”

 “Hükümetimiz, Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturma, Suriye ile düşmanlığı sona erdirme ve Ermenistan ile ilişkileri normalleştirme gibi çok sayıda ezber bozan girişimlere imza attı. Benzer şekilde, Asya, Latin Amerika ve Afrika gibi yükselen aktörler ile mevcut bağlarımızı güçlendirmek için çabalarımızı artırdık.”

 “Özellikle de Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendikten sonra “komşularla sıfır sorun” prensibi Türk Dış Politikası’nın en fazla konuşulan ilkesi olmuştur. Kelime anlamıyla, bu ilke açıkça ideal bir modeldi — ancak, Türk dış politikasındaki belirgin bir zihniyet değişikliğini de temsil ediyordu. Artık Türkiye’nin dış politika gündemine bölgesel ve uluslararası ilişkilerde enerjisini tüketten komşularıyla olan kronik anlaşmazlıklar hakim değildir…”

 “Son dönemde demokratik eylemler Ortadoğu’yu sarsmaya başladığında, yeni kavramsal çerçevemizin geçerliliği bir kez daha teyit edilmiştir. Arap halklarının, vatandaşlık haklarına, şeref ve bütünlüklerine saygılı iyi yönetişime yönelik haklı talepleri bölgesel çalkantının temel sebebini oluşturmuştur…”  

 “Bu nedenle bölgede yeni hükümetlerin vatandaşlarının talepleri doğrultusunda oluşabildiği barışçıl ve kademeli siyasi dönüşüm için çağrıda bulunduk. Bazı Arap rejimleri bu çağrıyı görmezden gelse de, bölge halkının siyasi otorite ve bölgesel istikrarın temeli olan halk egemenliğinin yeniden tesisi için gösterdikleri meşru mücadeleyi desteklemekte tereddüt etmedik.”  

 “Komşularla sıfır sorun olgusuna yaptığımız vurgu, bizi o cesur tutumu takınmaktan alıkoymadığı gibi bölgedeki dış politikamız için bir yol haritası olmaktan da geri kalmamıştır. “Sıfır sorun” politikasını başlattığımızda, sadece Türkiye’nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını ilerletmeyi, değerlerden yoksun bir realpolitik gündemi takip etmeyi düşünmedik. Aksine, Türkiye’nin komşularıyla yeniden bütünleşmesini engelleyen bariyerlerin nelerden kaynaklandığına bakılmaksızın ortadan kaldırılması amaçlandı. Temel hedefimiz, “azami işbirliği” olarak tanımladığımız başta halkımız ve bölge halkları arasında olmak üzere toplumlar arası iletişimi sağlamak oldu”  

 “Bugün, “sıfır sorun” vizyonu, bizi bölgemizdeki halkların kalpleri ve zihinlerinde yabancılaştıracak bir karar alamayacağımıza işaret ediyor. Bu barış vizyonuna yönelik temel sınama baskıcı yöntemlerle halkın temel haklarını reddedenlerden kaynaklanıyorsa, sessiz kalamayız…”  

 “Bölge ülkeleriyle dostane ilişkiler anlamında “sıfır sorun” ilkesi hala bölgedeki politikamızın temelini oluşturmaktadır.”

 “ “Sıfır sorun” ilkesiyle kastedilen işbirliği ve diyalog vizyonuna Ortadoğu’daki mevcut sorunları ele almak için hala ihtiyaç duyulmaktadır. Bölgesel barış ve istikrarın geleceği derinleşen etnik ve mezhepsel çatışma tarafından tehdit edilmesi nedeniyle, Türkiye yeni bir Soğuk Savaş’a karşı uyarıda bulundu. Bölgemizdeki toplumları bölecek yeni bariyerlere izin vermemeliyiz – bu tür bariyerler işbirliği ve bütünleşme arayışlarımıza yönelik en büyük sınamalardır….”

 “…Bu rolü üstlenmek Türkiye için tarihsel bir sorumluluktur: Bölgesel düzenin, ancak insanların onur, özgürlük ve iyi yönetişim taleplerinin kendi siyasi sistemlerinde karşılık bulmasından sonra yeniden inşa edilebileceğine inanıyoruz.”

 “Bölgesel geçiş tamamlandığında, “komşularla sıfır sorun” ilkesinin ruhuna uygun olarak bölgesel bütünleşme yönünde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. “Komşularla sıfır sorun” ilkesi uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olarak Türkiye’nin dış politikasını şekillendirirken, aynı zamanda yeni bir müşterek bilincin bölgesel bütünleşmeye kanalize edilmesine rehberlik edecektir.” 

Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Foreign Policy dergisinde yayımlanan “Yeni Dönemde Sıfır Sorun Politikası” başlıklı makalesi, 21 Mart 2013 (İngilizce)]

***

Davutoğlu’nun ham hayallerini okudunuz. Bir başbakan, bir dışişleri bakanı için, dış ilişkiler bağlamında “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” şiarından daha anlamlı ve etkili bir başka rehber olabilir mi? “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”, komşularla sıfır sorun olamayacağının çok farkındadır. Var olan sorunların, barışı bozmamasının yollarını da göstermektedir.

Zamanın dışışleri bakanı Davutoğlu’nun tavrı çok bilmişlik, düşünceleri ham hayal olarak tanımlanabilir. Davutoğlu sanki Konya’nın Taşkenti’nde doğmamış, anasının incir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerden dolayı komşu kadınlarla kavga ettiğini duymamış gibi. Bunlar böyledir, biraz mürekkep yalayınca, ne oldum delisi olup kendi gerçeklerine yabancılaşırlar.

***

Eski dışişleri bakanı, taze başbakan Davutoğlu’nun “Komşularla Sıfır Sorun” tezleri ciddi eleştiriye gelemeyecek kadar gayri ciddi. Hayattan çıkan ders ve hisse şudur: Komşulara her istediğini verirsen, komşunun tavuğuna kiş demezsen aranda niza konusu olmaz, güzel güzel geçinirsin. Bahçeni tarumar eden komşunun tavuğuna bir taş at ve ayağını kır, gününü görürsün.

SELEFİLİK

Ahmet Davutoğlu’nun Prof.Dr. olduğuna bakmayın. M.K.Atatürk’ün (mealen) “Orta Doğu’ya, Arapların işine bulaşmayın” vasiyetini zerre kadar anlamamıştır. Halkla temas etmemiş ve Arap bilincinin yansıması olan edebi eserlerini okumamıştır. Yoksa, Mehmet Zeki İşcan’ın “SELEFİLİK” (Kitap Yayınevi) adlı kitabının 37. sayfasında geçen şu sözlerin kuşaktan kuşağa miras kaldığını bilirdi:

“Aslında selefi söylem, Osmanlı-Türk karşıtı rengini burada da sürdürmüştür. Önce Suudilerin, daha sonra tüm Arapların Osmanlı’dan kopuşunun dini gerekçesini selefi söylem karşılamıştır. Üçüncü Suud devletinin ve İhvan’ın kurucusu Abdulaziz b. Suud’un danışmanı olan İngjliz Philby’nin tuttuğu notlarda bu konuda ilginç şeyler bulunmaktadır.

Örneğin bu notlara göre Suudilerin İngilizlerle ittifakı karşısında İhvan’m tutumunun ne olacağı sorusuna Abdulaziz b. Suud şöyle cevap vermiştir: “İhvan’ın size düşman olduğu doğru değildir. Zira inancımıza göre sizler Ehli Kitapsınız. Vehhabilerin nefretine hedef olan müşriklerden değilsiniz.” İbn Suud bir konuşmalarında da Philby’e onu kuzen kabul ettiğini belirmek suretiyle şöyle demiştir: “Hıristiyanlar İshak peygamberin evlâtlarıdır; Araplar ise onun kardeşi olan İsmail’den gelmektedirler. Türkler ise Tatar kökenli evlad-ı İblis’tendir.”

Türkler, II.Selim döneminde de İblis’in evladıdır, Arap Baharı döneminde de İblis’in evladıdır. Bir insanın, karşısındakine sormadan onun vasisi, onun velisi, onun ağabeyi olduğu nerede görülmüştür. R.T.Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu çifti böyle bir zehaba kapılmış ve boylarının öncüsünü almışlardır.

Davutoğlu komşularla olan sorunları şunları yapmadan nasıl sıfırlayacaktı:

1-Ermeni Soykırım’ı iddialarını ve tazminat taleplerini kabul etmeden;

2-Kıbrıs’ta Rum egemenliğini kayıtsız şartsız kabul etmeden;

3-Hatay’ı Suriye’ye vermeden;

4-İsrail sorununda, Hamas’ı desteklemekten vazgeçmeden;

5-Kuzey Irak’ta Kürt Federe Devleti’ni kabul etmeden;

6-Yunanistan’ın kıta sahanlığı iddialarını kabul etmeden ve askerden arındırılmış olan adaları silahlandırmasına göz yummadan…

Nitekim yapamadı ve Türkiye’yi Orta Doğu kuburluğuna boğazına kadar soktu. Soktular.

Apo ve PKK ile yürütülen barış görüşmelerine gelince: AKP hükümeti (dikkat ederseniz “Türkiye” demiyorum özellikle), yönetimde en azından bölgesel (tam) özerkliği  ve anadilde öğretimi eksiksiz kabul etmeden, Kürtçülerle kesinlikle barış (!) yapamaz. Barış istiyorsan, karşı tarafın isteklerini kabul edeceksin! Ya da burnunu iyice sürteceksin. Artık bunun da olanağı yok. Davutoğlu’nın “Sıfır Sorun” programının kofluğunu bu konuda da göreceksiniz!

Özdemir İnce

18 Ekim 2014