DEMEK Kİ NEYMİŞ ?…

Zeytinyağı gibi hep suyun üzerine çıktığı ve dün tükürüğünü bugün yalamayı alışkanlık haline getirdiği için muhteremin adını vermeyeceğim. Sadece bir ibretlik cümlesini alıntılayacağım: “Öcalan yol ayrımında: Ya bölünme ya uzlaşma ! Yeni partinin nasıl olacağını tahmin etmek pek zor değil. Ortada iki seçenek var. Ya tam anlamıyla bir “PKK’nın sesi” ve “Öcalan’ın temsilcisi” olarak karşımıza çıkacak bir parti ile karşılaşacağız ve DTP’yi mumla arayacağız veya HADEP örneğindeki gibi, bambaşka bir yaklaşımla, karşımızda bir Türkiye partisi bulacağız.Öcalan’ın yapacağı bu seçim, PKK ve Kürt Sorununun bir bölünmeye mi, yoksa bir uzlaşıya mı gideceğini ortaya koyacak.” (16.12.09)
***
AKP iktidarının sinsi politikasının Türkiye’yi etnik bölünmeye ve İslamcı irticaya götüreceğini öngörenlere, bu öngörüden ürkenlere karşı “paranoya” silahını kalleşçe kullanıyordu, kullanıyorlardı. “Daha fazla demokrasi Türkiye’yi bölmez! Bu hastalıklı kafaların, vehimli ruhların paranoyasıdır!” diyordu, diyorlardı.
Şimdi kalkmış kendisi, kendileri bölünmeden söz ediyor, söz ediyorlar. Hem de hiç mi hiç utanmadan ! Zavallı günebakan, rüzgârgülü gazete yazıcılığı !
***
Kac kez yazdım: Türkiye Kürtleri’nin durumu ne Wilson’un, ne Lenin’in, ne de Birleşmiş Milletler’in “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı” bağlamına girer. Ama Kürtler, kara tahtanın üzerindeki bütün yazıları silip özerklik, federasyon ya da bağımsızlık isteyebilirler. Ama bu isteğin jest ve mimiklerle ya da tercüman aracılığıyla değil, birkaç dilde aynı anda ve harbî ifade edilmesi gerekir.
Bu nedenle “Daha fazla demokrasi”, “Anadilde öğretim”, “Özerk yerel yönetim” gibi soyut talepler tercüme edildikleri zaman somutlaşırlar : Özerklik, Federasyon ya da konfederasyon, Bağımsızlık (ayrılık)!
***
Bunların hepsi konuşulur ! Konuşuluyor zaten, ama Anka kuşunun kuş diliyle konuşuluyor.
Daha çok demokrasi isteyen, bu isteğin neleri kapsadığını 1’den başlayarak koşullarını saymalıdır ! Bu sayma işini amigolar da yapmak zorundadırlar.
Amma, hem daha çok demokrasiyi isteyip hem de dağlarda Castroculuk, Che Gueveracılık oynamak mümkün değil. Ancak, bu koşullarda AKP hükümetinin kendi demokratik açılımını da yapması mümkündür. Ama bu iş,
“Ne kızlar, kadınlar, gebeler, emzikliler görmüşüm,
Yaşına basmış boncuklu bebeklerden ayırmışım.
Emzirirken ağlayan bebeğini gövdesinin bir yarısıyla
Altımda oynardı öteki bir yarısı”
diye böbürlenen “Yedi Askı” (“El-Muallakatu’s –Seba”) şairi İmriülkays (520-565)’ın şiir söylemesine benzemez. Önce sadece Türkçeyi değil Kürtçeyi, Arapçayı ve Amerikancayı da kusursuz konuşmak gerekir !
“Hassiktir !” demekle, “Meşenin hangi dalı nerenize battı !” demekle olmaz !
Kürtçülük cephesi kendisini hangi dilde ifade edecekse etsin, ama meramını iyi ve eksiksiz anlatsın. AKP hükümetine gelince : İçine girdiği açılım anaforunun anlamı ne, ilkin onu bulsun. Kubura düşürdüğü topu CHP’ye atamaz !