DEMEK Kİ NEYMİŞ ?!…

Deve hendek atlamıyor ! Ben inatla, alfabe öğretir gibi, “Anadili öğrenme hakkı” ile “Anadilde öğrenim hakkı” arasındaki farkı, anadilde öğrenim hakkının politik amacını anlatmaya çalışıyorum, adam hala bana “Sen nasıl olur da benim anadilimi öğrenmeme engel olabilirsin ?” diye soruyor. Kürtçe kursları açılmış, müşterisizlikten kapanmış… Pes doğrusu !
***
Türkiye, Avrupa Birliği’nin her dediğini “Başüstüne!” diyerek yapmak zorunda değil ama son ilerleme raporunda AB’nin “Anadilde öğrenim” gibi bir koşul ileri sürdüğü görülmüyor. Buna karşın “Anadili Türkçe olmayan çocuklar ana dillerini Türk devlet okulları sisteminde öğrenemiyor. Bu tür eğitim ancak özel eğitim kurumlarıyla yapılabiliyor” deniliyor. Ve böylece karanlık biraz aydınlanıyor. Şimdi bu bağlamda tartışma yapmak gerekecek.
Anadilinin Kürtçe olduğunu ileri sürenlerin isteklerini karşılamak için ilkin Anayasal ve yasal bir engel var mı, bu araştırılacak. Sonra, AB ülkelerindeki uygulama örneklerine bakılacak. Bu sorunu nasıl gideriyorlar ? En sonunda da “Anadili olarak Kürtçe” ne anlama geliyor, buna bakılacak. Kürtçe mi, Zazaca mı, bunların hangi varyant ya da ağızı, diyalekti ? İş sanıldığı gibi kolay değil, bakkaldan bir kilo mercimek almaya benzemiyor.
Ama insanların anadillerini öğrenmek özgürlüğü ve hakları var !
***
Benim bu özgürlük ve hakla hiçbir sorunum olmadı. Ben “Anadilde öğrenim hakkı”nın ne anlama geldiğini anlatmak ve herkesi uyarmak istedim. Anadilde öğrenim bir sürecin başlangıcıdır. Sonra özerklik, federasyon ve bağımsızlaşarak ayrılık gelir. Bu nedenle anadilde öğrenim hakkının anlamı gelip ayrı devlete dayanır. Hem de Türkiye’nin, Türk vergi mükelleflerinin kesesinden finanse edilecek bir bağımsızlık. Kürtçenin, Zazacanın ve diyalektlerinin tek anadil düzeyine getirilmesi sürecini üniter Türk devleti finanse edecek, kadroları hazırlayacak ve ayrılıkçılar hazıra konacaklar. Vallahi aferin !…
***
Ben yıllardır bu projeyi anlatmaya çalışıyorum. Ama bizim “Bildiri imzacıları”na anlatamıyorum. Ama, baklavanın altının pişmeye başladığı kanısı oluşmuş olmalı ki zuladaki niyetler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı:
Hür Kürdler Grubu, 4-5 kasım 2006 tarihinde yaptıkları toplantıda, “Federatif Sistem”i merkezine oturtan liberal ve sosyal demokrat nitelikli bir siyasal parti kurmaya karar vermişler. Kuruluş dilekçesini 19 Aralık 2006 tarihinde içişleri bakanlığına vereceklermiş. Basın açıklamasının altında Şerafettin Elçi’nin imzası var.
Böyle bir siyasal parti kurulabilir mi, bunu 19 aralıktan sonra göreceğiz.
***
13 Kasım 2006 tarihli Vatan gazetesinde okudum. Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR)
Türkiye Cumhuriyeti bayrağı asmadan, İstiklal Marşı okumadan yaptığı 2.Olağan Büyük Kongresi’nde, program ve tüzüğüne “Türkiye’nin Türk ve Kürt halklarının eşitliği temelinde federal bir tarzda yeniden yapılandırılması” maddesini eklemiş.
Böylece, artık, anadilde öğretim kaftanının arkasına gizlenme evresi sona ermiş oluyor. Bunun böyle olacağını dört yıl önce haber vermiştim.