DEMOKRASİ NASIL İŞE YARAR ?

-Seçmen nedir, kimdir ?
İlkemi bir yana bırakıp, kitap devirip araştırma yapmadan şair işi bir tanım yapacağım:
-Seçmen vergi veren, sosyal sigortası olan kimsedir !
Vergi veren, sosyal sigorta primi ödeyen kimsede “hak” ve “haklar” bilinci, dolayısıyla vatandaşlık bilinci oluşur. Vatandaşlık bilinci oluşmamış kimse “adalet” ve “eşitlik” gibi kavramların ne anlama geldiğini bilemez. Dolayısıyla özgürlük bilincinden de yoksundur.
Siyasal insanı demokrasi yaratmıştır. Demokrasiyi siyasal insanlar kurmuştur.
Benim referanssız tanımım, tanımlarım budur, bunlardır.
***
1946’dan bu yana Türkiye’de olanları “Yumurta kafa” (Cumhuriyeti anlayamayan aydın) kesinlikle anlamamıştır. “Yumurta kafa” 1946’dan bu yana tanık olduğumuz mücadeleyi demokrasi mücadelesi sanmıştır. Aslında bu mücadele Cumhuriyet ile karşıtları arasında ayakta ve hayatta kalma mücadelesidir.
Demokrasilerde mücadele haklar ve özgürlükler ekseninde yapılır. Yapılmalıdır. Demokrasilerde, dinsel inançlar ve buyruklar siyasal kategorilerin içinde yer almazlar, anayasa ile çelişemezler. (John Rawls, “Paix et Democratie”, S.207) Ancak Türkiye’de 1946’dan bu yana yapılan demokrasi mücadelesi dinsel inanç ve buyrukları siyasal alana sokma-sokmama kavgasından başka bir şey değil. Bu nedenle de sağ kesimde demokrasi, toplumun ve bireylerin özgürleşmesi ve eşitleşmesi, bireylerin ve toplumun İslamlaşması olarak anlaşılmıştır. Tıpkı, başta AKP olmak üzere günümüz İslamcıları gibi.
Liberal düşünce ve liberal politikaya aykırı olan bu durum karşısında Türk liberal ve neoliberalleri ağzını açmamıştır. Dahası, 1923’ten kaynaklanan marazi kinle, bu yolsuzlukların bireysel özgürlükler alanına girdiğini bile savunmuşlardır.
***
Aynı aymazlık ekonominin değerlendirilmesinde de görülür. Ekonomik kalkınma yöntemlerinden habersiz görünen İdris Küçükömer, Demokrat Parti’nin üretime dayanmayan ekonomik iyileşme politikasının gerçekte avanta, ulufe ve sadaka politikası olduğunu anlayamadığı için Türk sağının ağzına bir ciklet sakızı vermiştir: Türkiye’de sol sağdadır, sağ da solda.
Ekonomik iyileşme ve büyüme varsa, bu, toplumun bütün katmanlarına kendiliğinden yansımak zorundadır. Eğer bu yansıma kendiliğinden bir sistem ölçüsü içinde olmuyorsa, düzenin demokratik çarkları işlemiyor demektir. İşte o zaman araya sadaka, avanta ve ulufe yöntemi girer.
AKP’nin cemaat ve tarikat üyelerine Fak Fuk Fon, fitre ve zekat, para, erzak, giyecek, yakacak dağıtması bu anlayış içinde değerlendirilmelidir. Ancak bu “dağıtım” demokrasiye, yasalara ve ahlaka aykırıdır. Ve bu durumun mutlaka engellenmesi gerekir.
İdris Küçükömer’in anlayışına göre haraç, avanta ve ulufe dağıtan AKP’nin kıpkırmızı bir sol parti olması gerekir. Bu anlayışa göre, ücretli emek, eşitlik ve özgürlük savunucusu sol partiler haraç, avanta ve ulufe dağıtmadığı için solda değildir.
Türkiye’nin bu siyasal ilkellikten mutlaka kurtulması gerekiyor. Ama nasıl ? (Devam edecek)