DEMOKRASİ NEDEN UZAK?

Bugün, dostum Adonis’in “Orpheus’un Bakışı” (“Le regard d’Orphée”, Ed.Fayard) adlı söyleşi kitabından ilham alacağım (s.188-189). Söyleşiyi yapan Houria Abdelouahed, Paris-VII Denis Diderot Üniversitesi’nden öğretim üyesi ve psikanalist.
***
Houria: Hz.Peygamber ölümünden önce yerine kimseyi halef seçmemişti. İnsanları özgür bırakmıştı.
Adonis: Evet. “Amrukum shûrâ baynakum” (Karar vermeden önce görüşme yapacaksınız). Ama bunun nasıl olacağını söylemedi.
Houria: Doğru, insanları özgür bıraktı.
Adonis: Tabari’nin anlattığına göre, dostları Hz.Peygamber’i ölüm döşeğinde bırakıp Sakife denen yere gittiler. Kabilecilik sistemine geri dönüş Sakife’de oldu. Hz.Muhammed’e inanmış, onu desteklemiş ve Kureyş’e karsı korumuş olan Ensâr (koruyucular) uzaklaştırıldı.
Houria: Ensâr’ın uzaklaştırılması (ekarte edilmesi) gerçekten siyasal bir felakettir. Sadece halifeliğin Hz.Muhammed’in kabilesi içinde kalmasıyla değil, bunun bir ilkeye dönüşmesi ile.
Hz.Ömer’in kılıcını çekip Hz,Ebubekir’in seçilmesine karşı çıkanları tehdit etmesi hepimizin belleğinde.
Adonis: Doğrudur, Kureyş’e geri dönüş, herhangi bir seçimin ya da ümmetin tercihi değildi, kılıç tehditi altında olmuştu.
(Mürted (dönek) olduğu iddia edilenlerin nasıl kılıçtan geçirildiğini anlattıktan sonra Adonis devam eder. Aslında dönekler dönek değildir. Temizlemek için bahanedir).
Kısacası, ilk Arap-Müslüman toplum kabilecilik ve şiddet üzerine kurulmuştur ve günümüz Arap rejimleri aynı temelleri ve Tarih’in aynı karanlık yüzünü korumaktadır: Şiddet, cinayet, zorbalık.
***
Houria: Ama bu olaylar neden devam etti? Her zaman aynı trajediler, hep aynı despotizm ve halk ile iktidar arasında hep aynı uçurum. Henüz vatandaşlık düşüncesini bile uygulayamadık.
Adonis: Çünkü hâlâ şu kabileci ve dinsel yapıdan kurtulamadık. Bunu, Batı’nın yaptığı gibi, dine karşı kendi devrimimizi yapmadık. Batı, Devlet ile Kilise’yi birbirinden ayırmadan önce bizim Arap dünyasına benziyordu. Demokrasi bu ayrılmanın ürünüdür.
Arap ülkelerinin hiçbiri laikliği gerçekten kabul etmedikler. Tam tersine dinselleşme daha da çoğaldı. Siyasal ve toplumsal sahneye şöyle bir bakmak yeter: Okullar laik değil, laik partilerin tamamın kökü kazındı: Marksistlerin, komünistlerin, ilericilerin tamamı.
***
Dostum Adonis, Arap toplumlarının çağdaşlaşmaları için kendi dinsel devrimlerini yapmaları gerektiğini tekrarlıyor durmadan. “Dinsel iktidar ile toplum (yani devlet) arasında ayrılma olmadan özgürleşmemiz mümkün değil, bir böyle öğrendik!” diyor.
Arap dostlarımın, yaşadığı AKP felaketinden sonra Türkiye’ye nasıl acıdıklarını biliyorum. Bir taraf, Türkiye’ye özenerek, özgürleşmek için laikleşmek gerektiğini söylüyor. Bizim köle ruhlular ise, demokratik (!) bir biçimde laikliğin kökünü kazımak istiyor.