DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK

Richard Holbrooke, Yugoslavya için, “Varsayalım ki özgür ve adil seçim yapıldı ve ırkçılar, faşistler, ayrılıkçılar seçimi kazandı, ne olacak ?” diye sormuştu.
Dünya üzerinde demokratik olarak seçilmiş rejimler kendi iktidarları üzerindeki anayasal sınırlamaları çoğunlukla görmek istemiyorlar. Vatandaşlarının temel haklarını gasp ediyorlar. Bu türden yönetimlere özgürlüksüz (illiberal) demokrasi adı verebiliriz.
***
Batı için demokrasi demek “özgürlükçü demokrasi” demektir: Yalnızca özgür ve adil seçimlere değil aynı zamanda hukukun egemenliğine, güçler ayrılığına ve ifade, toplanma, din ve mülk edinme temel özgürlüklerinin korunmasına dayanır. Bu özgürlüklere “anayasal özgürlükçülük” diyoruz.
Demokrasinin demokrasi olması için hem özgür ve adil genel seçimleri, hem de anayasal özgürlükleri içermesi gerekmektedir.
Adolf Hitler özgür seçimlerle iktidara gelmişti. Batıda son elli yılda demokrasi ile özgürlükler birbirinin içinde eridi. Ama bugün, Batının politik kumaşında birbirine dolanıp sarmal oluşturmuş özgür demokrasinin içinde bir çelişkiyi barındırdığına tanık olmaktayız: Demokrasi gelişiyor ama özgürlükler gelişmiyor.
***
Orta Asya gibi bazı yerlerde seçimler diktatörlüklerin önünü açtılar. Bazılarında grup çatışmasını ve etnik gerilimi daha da azdırdılar. Örneğin Yugoslavya ve Endonezya (Tito ve Suharto gibi) güçlü adamlar tarafından yönetilirken çok daha hoşgörülü ve sekülerdi. Arap ülkelerinde yarın seçim yapılsa büyük bir olasılıkla şu anki diktatörlerden çok daha az hoşgörülü, daha tutucu, daha fazla Batı ve İsrail düşmanı rejimler yönetime gelir.
***
Önce “Siyasal Demokrasi” ne demektir ona bakalım. Herodot zamanından beri demokrasi her şeyden önce halk yönetimi olarak tanımlanır. Yaygın olarak kullanılan demokrasi tanımı budur.
Bir ülkede çok partili rekabete dayalı seçim yapılıyorsa biz o ülkeye “demokratik” diyoruz. Kuşkusuz seçimlerin serbest ve adil olması gerekir, çünkü bu, ifade ve toplanma özgürlüklerinin bir oranda korunmasını zorunlu kılar. Ama bu asgari koşullardan başka yalnızca belli toplumsal, siyasal, ekonomik ve dinsel haklar toplamını güvenceye alınması bir yönetime “demokrat” etiketini yapıştırmak için yeterli değildir. İsveç’te bazı kimselerin bireysel mülk edinme haklarını kısıtlandığını ileri sürebilecekleri bir ekonomik sistem var. Fransa’da yakın zamanlara kadar televizyonda devlet tekeli vardı, İngiltere’nin bir resmi dini var. (Demek ki güvencenin olmadığı yerde de demokrasi olabilirmiş.Öİ)
***
Anayasal özgürlüklere gelince, bu, hükümetlerin seçimle iş başına gelmesiyle ilgili bir şey değildir. Batı tarihinde kökleri derin bir geleneğe bağlıdır, bireyin özerkliğini ve onurunu, kaynağı (devlet, kilise, toplum) ne olursa olsun her türlü zorlamaya karşı korumayı içerir.
Anayasal Özgürlükçülük Batıda ve ABD’de bireyin hayat ve mülkiyet hakkını, din ve ifade özgürlüğünü savunmak için geliştirilmiştir. Bu ise, özgürlükleri güvenceye almak için iktidarın gücünün sınırlandırılmasını, yasa karşısında eşitliği, tarafsız yargı ve mahkemeleri, devlet ve kilisenin ayrımsını öngörür.(Fareed Zakaria, “The Future of Freedom”, Norton)
(Devam edecek)