DEMOKRASİDEN GEBERMEK

Bizim Mersin’de “Ekmek elden su gölden çimelim avrat çimelim!” diye bir halk deyişi vardır. Anlam arazisi çok geniştir.  Siz bir anlam verirsiniz artık!  Ülker hanım “Bu herifler Kemalizme ne zaman bok atacaklar çok merak ediyorum” diyordu. Merakını 12 ağustos  cuma akşamı Haber-Türk televizyonunda Mahmut Övür adlı bir AKP hizmetlisi giderdi. Meğer Fetöcülük, Kemalizmin dinci versiyonuymuş. Bu türden utanmaz  adamlarda gerçek saygısı diye bir erdem yoktur. Daha dün AKP nam ve hesabına Kumpas Davaları’nın ne kadar haklı olduğunu savunuyordu. Bu adamlar Kemalizmi darbecilikle eş anlamlı olarak kullanırlar. Oysa Kemalizm 14 Mayıs 1950 günü Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle sona ermiştir.

Kemalizm, Altı Ok’la simgeleşen bir uygarlık programıdır. Sadece Cumhuriyet Halk Partisi‘nin siyasi programını  değil aynı zamanda Devlet’in de siyasal ve toplumsal programını oluşturur. 1927‘de Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik olarak tanımlanan dört ilkeye, 10-18 Mayıs 1931 tarihindeki CHP üçüncü parti kurultayında Devletçilik ve İnkılapçılık  (Devrimcilik) ilkeleri eklenerek “altı ok” kavramı benimsenmiştir. Şubat 1937‘de yapılan bir anayasa değişikliğiyle altı ok ilkesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına da eklenmiştir. Anayasa değişikliği için TBMM’de olumlu oy verenler arasında Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik  Koraltan gibi DP kurucuları ve daha  sonra CHP’den ayrılıp muhalefet cephesine geçen milletvekilleri de vardır. Programın “Halkçılık” maddesi demokrasi anlamında kullanılmaktadır. Altı Ok, Atatürk İlkeleri anlamında da kullanılmaktadır.

15 Temmuz darbe girişimi de sonuncusu olmak üzere bütün asker darbeleri Atatürk İlkeleri’ni korumak (!) kisvesi altında yapıldı. 27 Mayıs girişimi, hemen bir Kurucu Meclis kurduğu ve dünyanın en mükemmel anayasası olan 1961 Anayasası’nı hazırlattığı için ötekilerden ayrılır. 12 Mart darbesi 1961 anayasasına karşı yapılmış, Kemalizm ve Cumhuriyet karşıtı bir Sağ darbedir. 12 Eylül darbesi gene Cumhuriyet ve Kemalizm karşıtı, sosyal adalet düşmanı DİNCİ bir darbedir. Darbecilerin Atatürk adını kullanmaları bir paravanadır. 12 Mart ve 12 Eylül darbesinden kim zarar görmüş (Kemalist, Cumhuriyetçi, Devrimci ve her türlü sol, işçi ve köylü sınıfı) ve kim sayesinde semirmştir (Sağcılık, gericilik, İslamcılık, tarikatlar, sermeye sınıfı)? Kimi askerlerin başkalarının hesabına yaptığı kesin ve aleni darbeler, Cumhuriyetçiliğin eşanlamlısı olan Kemalizme bağlanamaz. Ne yazık ki bir kısım sol da askeri silme cumhuriyetçi ve Kemalist sanmıştır. Gerçek Kemalistler gerçek cumhuriyetçilerdir, bu nedenle cumhuriyete karşı darbe yapmazlar ve yapmadılar.

İkinci önemli konu da şu: Savunma olarak, “Fethullahçılık AKP döneminde ortaya çıkıp semirmemiştir, bir hareket olarak 1970’lerde falan ortaya çıkmıştır” deniliyor. Doğrudur. 1979’dan itibaren Ege Bölgesi’nde karayolu kıyılarında Sızıntı dergisi reklamları vardı ve 1980’lerde de Fethullahçılığın İzmir’de geliştiğini ve himmet seanslarının ününü duyuyorduk. Başlangıcından 2002’ye kadar hükümetlerin bu harekete  en azından 30-35 yıl ilişmediği de doğrudur. Geçmişe yapılan göndermeler gerçekte CHP’ye bok atmak için yapılmakta. Bunu da biliyoruz. Ecevit’in Fethullah’la görüşmesi olmuştur. Fotoğraf da var. Son 30 yıl içinde CHP tek başına sadece 11 ay iktidar olmuştur. Gerisi koaliyondur. Demek ki Fethullahçılık en azından 30 yıl sağ iktidarların folluğunda ve limonluğunda büyüyüp ortaya çıkmıştır. Erbakan’ın partileri de AKP kadro ve seçmeni de aynı limonluk ve folluklarda büyümüştür. Konuya nokta koymak için, Fethullahçılık ile Tayyipçiliğin ideallerinin  tek yumurta ikizi olduğunu söyleyeceğim.

Evet, 2002’den önce, bir dinci hareket olarak  Fethullahçılığın, sağ iktidarlar tarafından bir tehlike olarak görülmediği doğrudur. Kendi kadroları saydıkları  için onunla sembiyotik ilişki içinde olmamış olabilirler. Ama 2002’de başlayan AKP iktidarından itibaren,  Fethullahçılık & Tayyipçilik tam anlamıyla işbirliği ve işbölümü içindedir. Şimdi FETÖ’ye fatura edilen kumpas davalarının gönüllü savcısı dönemin başbakanı Erdoğan değil miydi, kendini savcı olarak ilan etmemiş miydi? Bozuştukları zaman “Ne istediler de vermedik!” dememiş miydi? Fetöcü Türkçe Olimpiyatları’nda övücü konuşmalar yapmamış mıydı? Abdullah Gül, AKP dışişleri bakanlığı zamanında, dışişleri teşkilatlarına Fetöcülüğün korunması ve protokola alınmasına dair talimatlar göndermemiş miydi?

AKP, öncesini bırakalım, kurulduğu günden itibaren taa 17-25 aralık 2013 tarihine kadar can-ciğer kuzu sarması ortaklık halinde değiller miydi?  Şimdi kalmış, koca koca adamlar aldatıldık diyorlar. Kim yer?! AKP, 2002’den 17-25 aralığa kadar FETÖ’nün bütün yaptıklarının ortak sorumlusudur. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin de sorumlusudur. Mümkün olsa da gerçek, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılansalar  ikisi de “müebbed”le cezalandırılırlar. Bunu çok iyi bilen Başyüce  “Her şeye rağmen bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin.” diyor ve ekliyor: “Peygamberimizin ifadesi ile ‘Müslüman başına sevinecek bir hal geldiğinde hamd eden, sıkıntı geldiğinde sabreden kişidir, çünkü onun böylesi hayırlıdır’.”

Sizin yaptığınız işbirliğinden, içine düştüğünüz gafletten (şimdi) Tanrı’ya ne? Sizin inancınıza göre onun işi ölümden sonra başlar. Önce ölün! Cezanızı bu dünyada vermiyorsa sizin yaptığınız cezalık işlerden o da sorumludur. Ayrıca millet sizi affetse hukuki sorumluluğunuz sona mı erecek? Tanrı’yı ve milleti aldatsanız da, önünde sonunda, hakkınızda yargı karar verecek. Adaletin yerine gelmesi için bunun böyle olması lazım !!!!!!!!!!!!!!!

15 Temmuz darbe girişiminden kim yararlanmış, kim kârlı çıkmıştır? Başyüce ve AKP yararlanmıştır. AKP tarikatının önde gelen şeyhlerinden, eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, FETÖ’nün  devlette yapılanmasında 1970’ten beri herkesin günahı olduğunu belirterek, “Belki bizim günahımız yüzde 90 ama unutmayın ki yüzde 1 de zehirlemek için yeterlidir” buyurmuş. (Hürriyet, 13 Ağustos 2016) Aferin! Ama yüzde 1 bir kez zehirlerse yüzde 90 doksan kerre zehirler. Bunlar böyledirler, bunlara göre  bir (1) doksandan (90) büyüktür.

15 Temmuz girişimi olmasaydı, AKP hükümeti, her kapıyı açan Kanun Hükmünde Kararname maymuncuğuna sahip olabilir miydi? 15 Temmuz sayesinde ele geçirdiği maymuncuk sayesinde, 14 yıldır hayal edip de  yapamadığı her türlü melaneti yapabilir artık. Zaten gösteri çoktan başladı bile! Ne anayasa, ne yasalar, ne insan hakları, ne AİHM! Tamamı çöpe!

Kuruluş gününü kutlamak için  AKP Genel Merkezi’nde yapılan törene canlı yayınla bağlanan  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada 15 Temmuz darbe girişimi sonrası artık hiç kimsenin aynı şekilde davranamayacağını vurgulayarak, “Bu millet varsa, biz varız. Bu ülke varsa, biz varız. Bu devlet varsa biz varız. Bu bayrak varsa biz varız. Bu ezanlar varsa biz varız. 15 Temmuz’da hepsine birden saldırdılar. Meclis’e, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, polisimize, askerimize, insanlara saldırdılar. Tüm bunlara şahit olduktan sonra artık 15 Temmuz öncesi gibi davranamayız. En başta ben davranamam. İktidar partisi olarak AK Parti böyle davranamaz” demiş. Ne demek bu? Son olarak, başkalarının “Külliye” benim “Akkondu” dediğim yerin önündeki alanda yaptığı som miting şokuna Kuran okutarak başlamıştı. Artık toplantılar Kuran tilavetiyle mi başlayacak? Antalya valiliği bütün ilkokul ve ortaokullara gönderdiği yazı ile yeni öğrenim yılında  okul binalarında imam hatip okulları da açılmasını buyurmuş (Aydınlık, 18.08.2016), aynı hamam aynı tas! 15 temmuzdan sonra da imam hatip yobazlığı artarak sürmekte.

FETÖ’cülük suçlamasıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan, aralarında müftüler, imamlar, vaizler olmak üzere birkaç bin din adamı görevden alınmış ve atılmış.  Demek ki sünni İslamın kalesi de FETÖ’nün eline geçmiş. Müftüler, imamlar, vaizler İmam-Hatip okullarında ve İlahiyat Fakültelerinde imal edilmiyor mu? Bu durumda,  Kuleli türü askeri okullar ve Harbiyeler gibi İmam-Hatipler ve İlahiyat Fakülteleri de kapatılacak mı? Benzer işler yapanlar hakkında yargı kılıç çekerken başta Abdullah Gül olmak üzere AKP kadrosu hakkında yargı harekete geçirilecek mi?

Demokratikleşmek için genellikle ilkin iktidarın demokratikleşmesi gerekir. AKP’nin 14 yıldır böyle bir sorunu, sorunsalı olmadı. Tam tersine! AKP için demokrasi tam anlamıyla “kızoğlan kız ama altı aylık gebe” durumu. Demokrasi, iktidarla metres hayatı, kapatma hayatı, kuma hayatı yaşayamaz. Medeni nikah gerekir ama AKP imam nikahını dayatıyor. Bu nedenle, demokrasinin önündeki en büyük engel Başyüce Erdoğan ile AKP  kadrosu ve oy tabanı. Oy tabanın AKP ile ilişkisi tarikat ilişkisi. AKP oy tabanı için R.T.Erdoğan bir tür Fethullah Gülen. Bu nedenle, AKP’nin tarikatlıktan çıkıp partileşmesi zorunlu. Başyüce’nin, AKP’nin böyle bir değişim ve evrime yatkın olmadığını düşünüyorum.  Başyüce ve AKP bir yol ayrımında bulunuyor: Ya tam demokrasi ya da şeriat devleti!  Demokrasi kılıklı şeriat melezi devlet olamaz. Tarikatlara, tekke ve zaviyelere dayalı demokrasi olamaz. Böyle bir anlayış Osmanlı Devleti’ni yıktı. Başyüce ve AKP’nin yarattığı kaosa bu cumhuriyet de dayanamaz.  Fakat ve ne yazık ki Numan Kurtulmuş’a göre “Osmanlı’dan sonrası” yani Cumhuriyet, bir “zulüm tarihidir!” (Birgün, 26 Haziran 2016).

AKP ve AKP’ciler, ülkeyi ordusuz, polissiz, yargısız, bürokrasisiz bıraktıktan sonra; ülkenin ekonomisini, dış siyasetini, okul ve eğitim-öğretim düzenini  darmadağın ettikten sonra; ülkeyi kendi eliyle PKK, İŞİD, FETÖ karşısında çaresiz duruma soktuktan sonra, Cumhuriyet’in ekonomik (iktisadi) ve sanayi eserlerini üç kuruşa sattıktan sonra; ülkeyi irticaya teslim ettikten sonra, bütün bunları yaparken adam yerine koymayıp alay ettikleri muhalefetlere, şimdi, iş işten geçtikten sonra,  “Haydi gelin, uzlaşalım, kucaklaşalım, devleti birlikte kurtaralım!” diyorlar. Partiyi kurarken “Milli görüş gömleğimizi çıkardık!” diyerek takiyye yapıyorlardı, şimdi gene takiyye yapıyorlar. Benimle de uzlaşmak ve kucaklaşmak istediklerini düşünerek, bunu yapmak için, şartlarımı açıklıyorum: Zahmet olmazsa, önce karşısında durduğun ve harabeye çevirdiğin Cumhuriyet’in yanına geleceksin; Devrim Yasaları’na karşı olmadığını noter aracılığıyla ilan edeceksin; Tevhid-i Tedrisat kanununa aykırı ne yaptıysan hatalarını hemen düzelteceksin; 12 Eylül yasalarını hemen demokratikleştireksin; kadın hakları başta olmak üzere insan haklarına saygı göstereceksin; Diyanet İşleri’nden, Cami’den elini çekeceksin, cumhuriyet karşıtı din adamlarını temizleyeceksin; Devlet tiyatrolarını, operaları, orkestraları, Türk Dil Kurumu’nu ve devlet malını torbaya doldurup haraç mezat satışa çıkarmayacaksın! Allah’tan önce Cumhuriyet yargısına hesap vermeyi kabul edeceksin! Bunları yerine getireceğine dair bir senet imzalayıp notere tasdik ettireceksin! Ancak o zaman seninle masaya otururum! Bana kanmanı değil, düşünüp bana inanmanı istiyorum!

AKP ve AKP’cilerin Türkiye’nin içinde bulunduğu çok kötü durumu anladıkları kanısında değilim.Türkiye’nin demokratikleşerek kurtulması için AKP’ye demokrasiyi içine sindirmiş bir “kafa nakli” zorunludur.

Özdemir İnce

17 Ağustos 2016