DEMOKRASİNİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL : TARİKATLAR (2006)

ÜSTAT Abdülbaki Gölpınarlı, ilk basımı 1969 yılında yapılan “100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatler” (Gerçek Yayınevi) kitabını şöyle bitiriyordu:

“Tarikatler kalkmıştır, fakat gene de yer yer, tarikatlerin bulunduğunu, tarikatçilerin faaliyetlerini duyuyor, öğreniyoruz. Bunu bir irfan yahut bir bilgi, bir inceleme ve eleştirme yapanların, bunu bir zevk ve neşe halinde yaşayan ve yaşatanların toplumumuza zararları değil, faydaları dokunur. Fakat şeyhliği, bir gericilik vesilesi, bir sömürme, bir nüfuz sağlayış aracı olarak yürütmek, inananları rüsuma, şekle bağlamak, onları ayrı bir sınıf haline getirip bağnazlaştırmak, şüphe yok ki zararlı bir şeydir.”

“Bizce tarikatler ve tasavvuf, bugün bir irfan zevkidir, devrini yaşamış, artık gönüllere mal olmuş, tarihe intikal etmiştir, son sözümüz ancak budur.”

* * *

Bir tarikat ehli olması nedeniyle, üstat Abdülbaki Gölpınarlı’nın kitabının son paragrafında, içten olduğu kanısında değilim. Gölpınarlı düzeyinde birinin 1969 yılında tarikatların çalışmalarından habersiz olduğuna inanmak saflık olur.

Ama tarikatların tehlikelerini haber vermekten de geri durmuyor. Fazla uzatmadan şunu yazacağım: Cumhuriyet’ten yana, Cumhuriyetçi olan bir tek Sünni tarikat bulamazsınız. Gelenekleri ve misyoner ilişkileri dolayısıyla Cumhuriyet karşıtıdırlar.

Cumhuriyet, geçmişte arada bir askıya alınmış da olsa demokrasiyi kurmayı ve yaşatmayı amaçlamıştır. Oysa tarikatlar için demokrasi, bir küfürdür!

* * *

Nedense gizlenmek istenir, ama çok partili düzene geçtiğimizden bu yana cemaat ve tarikatların siyasetin göbeğinde yer aldığı biliniyor. 1950’den önce de CHP ve Cumhuriyet’e karşı muhalefet halindeydiler. Nakşibendiler, Nurcular, Süleymancılar ve Fethullahçılar, politikanın içinde olacaklar da ötekiler olmayacak, olur mu?

Günümüzde tarikat ve cemaatler artık sadece inanç toplulukları değiller, aynı zamanda holding nitelikli sermaye grupları halinde örgütleniyorlar. Amaçları, demokrasinin olanaklarından yararlanarak toplumu kendi İslamcı anlayışlarına göre yeniden inşa etmek. Müslüman Kardeşler gibi paramiliter alana kaymaları da her an mümkün.

* * *

Ancak inanç olarak bir şeyhe tamamen teslim olmuş bir müridin özgür iradesiyle politik yönelim göstermesi de beklenemez. Çünkü tarikat ve cemaatlerin kendi yapıları, demokrasiyi kabul etmeyen totaliter bir örgütlenme biçimi. Tarikat ve cemaatlerin kendi hiyerarşileri her türlü hiyerarşinin üzerinde. Bir devlet dairesinde evrak memuru olarak çalışan tarikat ileri geleninin görev yerindeki üstlerine, şeflerine, müdürlerine hükmettiği görülmemiş bir şey değil. Şeyhin başkan olduğu prototipi çağdaş demokrasi yıkamıyor.

Tarikat ve cemaatlerin egemen olduğu bir toplumda, siyasal yapı içinde gerçek demokrasinin yerleşmesi mümkün değil. Bu nedenle, sol partilerin cemaat ve tarikatlara karşın ve onlara karşı ve onlarla birlikte nasıl politika yapabileceklerini çok iyi düşünmeleri gerekiyor.

1978’den bu yana oy kullanmayan Alevilerin 16 Ağustos 2005’te yayınladıkları ortak deklarasyondan sonra önümüzdeki ilk seçimde oy kullanmaları bekleniyor. Aleviler kitle halinde oy kullanırlarsa Türkiye’de çok şey değişebilir.

Son olarak: İlk yazımda tarikatların Sivil Toplum Örgütleriyle en küçük bir ilişkisi olmadığını yazmıştım. Önce dernekler yasasına uygun, seçime dayalı demokratik dernek olmaları gerekmiyor mu? Tarikatları bir şeye benzetmek gerekirse, mafyalara benzetebiliriz. (İlk yayın : 01.10.2008)