DEMOKRASİSİZ DEMOKRASİ VE CHP (3)

Şaşıracağınız bir şey yaptım. Şimdi okuyacağınız siyah italik satırlar “Gençler İçin 50 Turfanda Miir” adlı şiir kitabımda yer alan 48.inci şiirin başlangıç bölümüdür:

 «Türkiye’de merkez sağ yoktur, ortanın sağı yoktur, orta da yoktur orta yapacak oyuncu da… Irkçı-milliyetçi sağ ile selefî  İslamcılık vardır: Al  para, çal para… Paranın dini ve imanı yoktur,derler ama,dini de imanı da vardır Türkiye’de..

Yanlış soru soruyorlar dini ve imanı eksik halkımıza: Güdük ve kadük! Solunun soğan, sağının sarımsak olduğunu öğretmeden önce acemi eratın  yanaşık düzen eğitiminde:»

Böyle şiir mi olur sorusunu savuşturmak için “miir” dedim.

Bir ülkede merkez sağ ve merkez sol seçmen kitleleri yoksa o ülkede demokrasi tohumu  toprakla anlaşamaz, filizlenemez. Demokrasi kuşunu merkez sağ ve merkez sol kanatları  dengede uçurur. Ortanın sağında ve solunda sağlam yelkenler de varsa teknenin keyfine deme gitsin. Demokrasi kuşu özgürce uçar göklerimizde, hiçbir yere göç etmez.

Demokrasi kuşunun Türkiye’de merkez sağ kanadı yok. Demokrasi teknesinde, demokratik orta sağ yelkeni ile teokratik İslamcı yelkeni var. Kural dışı bir durum. Tekne limana varamaz ve batar.

Türkiye’de “Demokratik Merkez” de yoktur CHP’den başka. CHP aynı zamanda ortanın solunu da temsil ediyor. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (17.11.1924-03.06.1925), Serbest Cumhuriyet Fırkası (12.08.1930-17.11.1930) ve Demokrat Parti (07.01.1946-29.09.1960)  bile merkez sağ partiler değildi. Dinci partilerdi. Varın gerisini siz düşünün!

 Özdemir İnce

27 Ağustos 2018

***

7-AMA NASIL ?..  NE YAPMALI ?…

Ülker’in yolculuk ettiği taksinin şoförü şikayet ediyor: Beli ağrıyormuş, bel ağrısı sırtına vuruyormuş, ağrı iyice çoğaldığı zaman burnu kanıyormuş, burnu kanayınca sırt ağrısı azalıyormuş, on beş yıllık şoförmüş ama sağlık sigortası yokmuş, zamanında sigortanın kıymetini bilememiş, şimdi bir yolunu bulup sigortalı olmaya çalışıyormuş, sigortalı olunca doktora gidecekmiş…

Şoförlerin, serbest meslek erbabının çoğu bu durumda. Bu nedenle doğuda bazı kentlerin tamamına yakın kesiminin yeşil kartı var.

Emeğin ücretle değerlendirilmediği, adil bir ücretli emek sistemi kuramamış, vergi vermemenin, sigorta primi ödememenin dünya görüşü haline geldiği, kayıt dışı ekonomiyle beslenen ve bu ekonomiyi besleyen, insanların Fak Fuk Fon, avanta, haraç, sadaka ve zekat sistemini içselleştirdiği bir toplumda politika yapmak, politika aracılığıyla seçim kazanmak mümkün müdür ? Mümkün değildir efendim ! O halde ne yapmalı ?

3 Mart 2007 tarihli “Cemaat İdeolojisi ve Demokrasi” başlıklı yazımda, sağ ve solda bulunan ve “seçmen” özellik ve niteliklerine sahip bir kitlenin ortak noktasının laik dünya görüşü olduğunu yazmıştım.

İşte bu kitlenin, AKP’yi destekleyen cemaatlere, tarikatlara ve lümpen kitleye karşı birleşmesi gerekiyor. Seçmen ile seçmen olmayanın mücadelesi bu. Seçmenin amacı demokratik rejimin gelişerek devamı ama seçmen olmayan kitlenin demokrasi umurunda bile değil. Türkiye’nin somut ortamında, demokrasinin laiklik ile dirimsel ilişkisi ortaya çıkıyor.

Şimdi “Toplumu laik olan ile laik olmayanlar diye ikiye bölmeyin” diyen ukala dümbeleklerini duyuyorum.  Demokrasi mücadelesinde kuşkusuz laik olan ve laik olmayan ayrımı mutlaka yapılacak. Çünkü laik olmayan düşünce demokrasiyi toplumu dinselleştirmek için istiyor; toplumu özgürleştirmek değil İslamileştirmek istiyor.

Bu nedenle 2007 seçimlerinde laik sağın  sol bir partiye ya da sol ittifaka oy vermesinin Cumhuriyet için son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

Cumhurbaşkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’nın, Başbakanlık ve hükümetin AKP’nin eline geçmesi Türkiye’nin anayasal cumhuriyet düzenin tehlikeye girmesine ve kapıların teokratik-totaliter bir rejime açılmasına yol açar.

Çünkü, Çankaya Noteri’ne dönüşen Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı ve Başbakanlığı elinde bulunduran bir parti, iktidarın iktidarını denetleyip sınırlandıran Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve YÖK’ü ele geçirerek demokratik rejimi işlemez hale getirebilir. Hele bu parti İslamcı gelenekten gelen ve böyle bir niyeti olduğunu gizleyemeyen AKP ise.

2007 seçiminin son seçim olmaması ve toplumsal barışın devamı için herkes gözünü açmak zorunda. ( Hürriyet, 17 Mart 2007)

***

 8-NONDURMALI  NEMOKRASİ

Aklımızı başımıza toplayalım : Bir siyasal partiyi ancak Anayasa, Cumhuriyet ve demokrasi ilkeleri, programı ile uygulamaları arasındaki tutarsızlık bakımından eleştirebiliriz. Ama kuruluşunun tüzel kimlik ve kişiliğinde bulunmayan nitelikler dolayısıyla eleştiremeyiz.

Örneğin, AKP hükümetini, Anayasa, Cumhuriyet ve demokrasi ilkelerine saygısızlıkları yüzünden eleştirebiliriz.. Ama ekonomik programını “Sol” açıdan eleştiremeyiz. Fakat ve ancak liberal ekonominin uygulamaları açısından eleştirebiliriz.

CHP’yi de Anayasa’ya, cumhuriyet ve demokrasi ilkelerine uyumsuzlukları dolayısıyla eleştirebiliriz. Bir de programını uygulamalarına bakarak eleştirebiliriz. CHP kendisinin de ilan ettiği gibi “Ortanın solu”nda  bir parti. CHP’yi Marksist ve evrensel sosyal demokrat sol bağlamında eleştirmek mümkün değil. Adamın dediği gibi “Ben hadımım diyorum, sen benden erkek uşak bekliyorsun!” Tıpkı böyle !

İslamcı gazeteleri bir yana bırakıyorum, Yeni Mürtecilere, Radikal ve Birgün gazetelerinde yazan kimi arkadaşlara göre  CHP bir sol parti değilmiş. Değil tabii !

Gerçek solcular memlekette gerçek bir sol parti olmadığı için oylarını bağımsız adaylara vereceklermiş. Ama o adaylar kim olursa olsun herhangi birine  oy vermeyecekler var !

Ey 24 ayar solcu arkadaşlar ! SHP sol parti değil mi, ÖDP sol parti değil mi, TKP sol parti değil mi, EMEP ve İP sol parti değil mi ? Aralarında kendinizce “sol” saydığınız bir parti varsa neden o partiyi desteklemiyorsunuz, neden o partiye oy vermiyorsunuz ? CHP gerçekten sol parti olmuş-olmamış size ne, bize ne… Kendi partinizi sizin için “gerçek sol” ne ise öyle bir parti yapın ! Kimilerine göre cumhuriyet tarihinde örnek alınacak bir sol-demokrat parti vardı: Şaban Yıldız’ın, Rıza Kuas’ın, Mehmet Ali Aybar’ın, Behice Boran’ın, Çetin Altan’ın  Türkiye İşçi Partisi, yani TİP… İllegal TKP’yi bir yana bırakalım şimdi bir legal TKP var.

Siz bunların hiçbirini beğenmiyorsunuz. Sadece kendiniz ve  üç buçuk  kişilik klanınız var. 1970’lerde yazdığım bir cümleyi tekrar yazacağım: Sol, psikiyatri kliniği değildir ! Ama sizler o kliniğin içinden solun bağımsız adayını TBMM’e sokacaksınız. Tuzlayım da kokmayın bari !

Türkiye’de TİP gibi bir partinin eksikliğini iliklerine kadar duyan bir seçmen var: Çalışan sınıfları, emekçileri, aydınları, cumhuriyetçi demokratları kucaklayan; varoşlara emek ve işçi  sınıfı bilinci veren; bu kesimi avanta ve sadaka politikasına karşı donanımlı,  bilinçli bir kitleye dönüştüren bir parti… TİP gibi bir parti! İşçi sınıfıyla, çalışan sınıflarla birlikte. “Nondurmalı Nemokrasi” yerine gerçekten bir “Sol” parti demokrasisi… Devlet ve düzen partisi olmayan, elit partisi olmayan… Buyurun!

CHP sol olmuş, devlet partisi olmuş, elit partisi olmuş size ne, bize ne ? Ne demiş adam : “Ben hadımım diyorum, sen benden erkek uşak bekliyorsun !”

Haa bir de şu var : Çoğunuz İdris Küçükömer’in “Türkiye’de sağ soldadır, sol sağda”  vecizesine inandığınıza göre AKP’den aday olabilirsiniz, AKP’ye oy verebilirsiniz ! (Hürriyet, 30 Mayıs 2007)

***

9-CHP GÖRÜLDÜĞÜ YERDE EZİLMELİDİR

Türkiye’nin içinde bulunduğu topludurumda (konjonktürde), CHP’nin varolduğu ve sürdürdüğü politikalarla yetiniyorum. Dikkat ederseniz, “Hoşnutum, beğeniyorum, destekliyorum” demiyorum. “Yetiniyorum” diyorum. CHP elbette bir sosyalist parti değil, kendine göre bir sosyal demokrat parti. Bu bile, günümüzde, Türkiye için bulunmaz bir nimet.

Bunları söyledikten sonra, iç ve dış “mihraklar” tarafından hedef tahtası ve vur abalıya muamelesi gören CHP karşıtı yürütülen psikolojik savaş ve  beşinci kol faaliyetleri hakkındaki gözlemlerimi yazabilirim:

Şu anda SHP Genel Başkanı olan eski bir devrimcinin (!), Hüseyin Ergün’ün dediklerine bakın (Taraf, 16.06.09):

“AKP, CHP’den çok daha özgürlükçü bir parti. CHP, AKP’yle MHP arasında duruyor. CHP, AKP’nin sağında kalıyor.”

Hüseyin Ergün’ün benzeri eski solcu örneği Türkiye’de mebzul miktarda var. AKP, hangi alanda CHP’den daha solcu ? Ekonomik programı söz konusu ise liberal ekonomi ne zamandır solda ? İnsan hakları konusunda mı, sosyal devlet konusunda mı, eğitim ve öğretim konusunda mı, dış siyaset tercihleri bakımından mı, altı yıldır çıkartılmayan sendikalar yasası yüzünden mi ?  Avrupa Birliği politikasının bir göz boyama olduğu son beş yılda ortaya çıkmadı mı ?  Bırakın katmerli yalanları Allahaşkına !

AKP, CHP’den daha fazla oy oranına sahip olduğu için mi daha solda? Öyle ise oyu binde bir bile olmayan bir SHP’nin genel başkanı hangi hakla CHP’yi beğenmiyor ?

Sağa kayan bir Avrupa Birliği’nin gelişmesini sürdüreceğini ve daha da güçleneceğini ileri süren bir aymazlıkla konuşuyor Hüseyin Ergün !

Türkiye’nin eski, sabık ve sakıt solcularının hal-i pür melali işte böyle !

Gelelim yurtdışına :  Haziran  başlarında bir grup Türk gazeteci ile konuşan Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) lideri ve Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier CHP konusunda yandaş medya ağzıyla konuşuyor (11-15 Haziran 2009 tarihli gazeteler) :

“CHP’nin Avrupa’dan yana tavır almama, iç reform sürecine karşı çıkma, düşünce özgürlüğünün genişletilmesine muhalif tavrını anlamakta güçlük çekiyorum” (Milliyet,12.06.09)  diyor. Zaman gazetesi (11.06.09) Steinmeier’in ağzından, Sosyalist Enternasyonal’in CHP’yi izlediğini yazdı.

CHP, Onur Öymen ve Mustafa Özyürek’in demeçleriyle Steinmeier’in ağzının payını verdi.

Onur Öymen’den, Steinmeier’in Türkiye’ye birkaç kez gelmesine karşın kardeş parti CHP’yi ziyaret etmediğini öğreniyoruz. Mustafa Özyürek daha acıtıcı : “SPD bizim sicil amirimiz değil….Cumhuriyetin temel değerlerine, laikliğin, Atatürk ilkeleri ve çağdaş sosyal demokrasinin gereklerine sahip çıkıyoruz. AB konusunda CHP’nin tavrı çok net : Teslimiyetçi olmadan tam üye olmak istiyoruz.”

Daha ne söylesinler !  AB, karşısında “enseye tokatlık”  bir Türkiye istiyor. Özgür basın bu saldırgan tavrı değerlendireceğine, CHP’ye arka çıkacağına, İdris Küçükömer’in “Türkiye’de sol sağdadır, sağ soldadır” zırvasını tekrarlamayı sürdürüyor (Derya Sazak, Milliyet, 13.06.09).

Zırvalar zırvadır, ama 24 haziran tarihli Radikal’in “Nihayet Baykal da darbe karşıtı oldu” manşetinin anlamı ne ? Şimdiye kadar darbeci miydi ?  İnsaf bre ! İnsaf yahu ! (Hürriyet, 26 Haziran 2009)