DEMOKRASİSİZ DEMOKRASİ VE CHP  (4)

Efendim, bitpazarından sunduğum turfanda yazılar (aslında bitmiyor ama) burada, bu yazı ile bitiyor. Ama bitirirken Trump  ile Erdoğan müptelaları (tiryakileri) arasında trajikomik bir bindirme (televizyon deyimidir) yapacağım.

ABD senatosunun Demokrat Parti  Vermont senatörü Bernie Sanders bizim memlekette pek tanınmaz.  Öyleyse tanıtalım:  Bernie Sanders,  2016 yılında Hillary Clinton  karşısında ön seçimi kaybettiğinden bu yana sanki  seçim  kampanyasını  hiç bırakmamış, 2020 seçimlerinde de aday olacakmış gibi… Televizyonlarda, açık ve kapalı alanlarda, üniversitelerde konuşuyor. Her gün gündemde.

2020 Başkanlık seçiminin şimdiden en önemli adayı sayılan Bernie Sanders örneğinde Muharrem İnce’nin çıkartması gereken çok önemli dersler var.

ABD senatosunun sosyalist olduğunu gizlemeyen senatörü Bernie Sanders, bir toplantıda, Trump’a oy vermiş seçmenlerle buluşuyor. Bir kadın seçmen içinde bulunduğu kötü durumdan şikayet ediyor. “Niçin her şeyin bedelini yoksullar ödüyor?” diyor. Bernie Sanders hemen atılıyor. Yıllardır zenginlere para aktarıldığını, orta sınıfın kalmadığını, ücretlerin sürekli düştüğünü falan söylüyor, “Demek ki yanlış adama oy vermişsiniz. Aday size yalan söylemiş” diyor. Seçmen şaşırıyor “Ben yanlış adaya oy vermedim. Trump bu durumu değiştireceğini söyledi” diyor. Bernie Sanders “Değiştireceğini söylemiş ama tam tersini yapmış” diye açıklama yapıyor. Seçmen neredeyse aptallaşıyor. Durumu bir türlü kavrayamıyor.

Programı yöneten, “Bu tür Trump seçmeninin yanıldığını anlatmaya çalışmak boşunadır” diye yorum yapıyor. 

ABD’den bir başka örnek: Bir televizyon sokak röportajı yapıyor. Trump’a oy vermiş olanların  bugün ne düşündüğünü öğrenmek istiyorlar. Daha önce Trump’a oy vermiş   kadına “Bugün seçim olsa bugün oy verir misiniz?” diye soruyorlar.

-Veririm, diyor.

-Peki Trump ne yaparsa oy vermekten vazgeçersiniz? diye soruyorlar.

Kadın düşünüyor, düşünüyor, bir cevap bulamıyor.

“Peki,” diyorlar, “Trump seçim konuşmalarından birinde, «Ben şimdi sokağa çıksam, oradan geçen birine  ateş edip öldürsem benim seçmenlerim bana oy vermekten vazgeçmez” demişti. Siz de vazgeçmez misiniz?»

Kadın “Vazgeçmem!” diyor.

Tıpkı AKP seçmeni değil mi? Ehliyetsiz adamın sürdüğü otobüs hız yüzünden kaza yapmış. 15 ölü, 20 yaralı var ama o suçu yağan yağmura, kabak lastiğe yüklüyor. Yolculardan bazıları da “Mukadderat, her şey Allah’tan!” diyor. Ne yaparsın, öfeler misin yoksa sabaha mı bırakırsın? 

Ekonomi dersinden sıfırdan yukarı alamayacak adamlar, memleketi bataklığa gömmüşler “Vallah suç bizde değil, billah suç ABD’de, bizi kıskananlarda” diyorlar. “Bu da geçer” diyorlar. Nezle mi bu? Geçer de dinamit gibi parçalayarak geçer. Bu ne mahalle kahvesi kaderciliği, bu ne sorumsuz laubalilik!

Bunlara inananların zekâ düzeyi Bernie Sanders’in konuştuğu kadından, televizyonda konuşan Trump seçmeninden de beter. Tamamı geri zekâlı.

Kıssadan Hisse 1: Bu tür insan yığışımlarını seçmen olarak muhatap almayacaksın. Vakit  ve nefes tüketmeyeceksin. Senin seçmenin soğuk ve sıcaktan etkilenen insanlar arasındadır.

Kıssadan Hisse 2: Kılıçdaroğlu  ve Muharrem İnce;  görevlerin, liyakate, layık olana verilmesi gerektiğini söylediler seçim kampanyalarında, söylüyorlar. Oysa, 99’u liyakatsiz, ancak biri liyakatli insan yığışımında, liyakatin tek ölçü yapılacağını söylemek çok yanlış. Akrabalar, yakınlar bile oy vermez!

Özdemir İnce

3 Eylül 2018

***

KARŞI DEVRİM’İN İLK ZAFERİ

25-26 Şubat 2011 günlerinde İzmir’de yapılacak olan “Hasan Ali Yücel Sempozyumu” için içimi acıtan bir bildiri yazdım. Yaram bir kez daha kanadı.

Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüleri projesi ve uygulamalarıyla toprak ağalarının, mütegalibenin, karşı-devrimcilerin hedef tahtası olmuştu. CHP içinden ve Demokrat Parti saflarından üzerine benzeri görülmemiş bir kin ve nefret saldırısı başladı.

Hasan Ali Yücel 28 Aralık 1938 günü Milli Eğitim Bakanı olmuştu. 5 Ağustos 1946 günü istifa ederek bu görevden ayrıldı. Komünist olmakla, komünistleri korumakla suçlandığı için bakanlıktan istifa etmişti. 1947 yılında, Demokrat Parti İl Başkanı Kenan Öner’i mahkemeye verdi. Üç yıl süren dava sırasında sanık Kenan Öner’in ve onun milliyetçi-Turancı-kafatasçı tanıklarının sanki kendisi sanıkmış gibi saldırılarına hedef oldu. Sanık ve tanıkların ırkçı ve antikomünist saldırılarına tek başına göğüs gerdi. Asla komünist olmamıştı!

Hasan Ali Yücel, Cumhuriyet Devrimi’nin Karşı Devrim karşısında verdiği ilk kurbandır. AKP’yi iktidara getiren süreç Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı’ndan istifa etmesiyle başlamıştır. Bu iddianın ip uçları 1 Aralık 1947 günü başlayan, CHP 7. Büyük Kurultayı’nda görülür. “Görüşmeler, daha önce kurulmuş olan Program Komisyonu’nun  hazırladığı taslak üzerinden yapılacaktı. Önce Komisyon’un taslak için bir gerekçe niteliği taşıyan raporu okundu. Bu raporda, II.Dünya Savaşı’ndan  sonra açılan yeni dönemin ortaya çıkardığı siyasal, ekonomik ve toplumsal gereksinmelerinin göz önüne alındığı belirtiliyordu. Ayrıca, CHP’nin dinamik bir kuruluş olduğu, bu nedenle ‘donmuş fikirler ve prensipler’den, soyut dogmalardan kaçınıldığı, gerçekçi olunduğu yazılıydı. Programın ana ilkeler bölümünde, bu nedenle ‘milliyetçilik, devrimcilik, laiklik umdeleri yeniden tarif edilmiştir’ denilmekteydi. (Çetin Yetkin, “Karşıdevrim, 1945-1950, S.401 ve sonrası).

Rize delegesi Dr.Fahri Kurtuluş ve Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi CHP’nin karşı devrimcileri utanç verici konuşmalar yaptılar, yapılan devrim ve uygulamaları neredeyse komünistlikle suçladılar. Bu kurultaydan sonra imam-hatip okullarının kapısı açıldı ve köy enstitülerinin kazanı kaynamaya başladı. Behçet Kemal Çağlar’ın 7.Büyük Kurultay’da yaptığı konuşma ve kurultayın bütün tutanakları günümüz CHP yöneticileri tarafından mutlaka okunmalıdır. Çünkü günümüz için alınacak onlarca dersler var:

“Bir kere şurasını açıkça belirtmeliyiz: Memlekette böyle temayüller farzı mahal ekseriyete hâkimse, Parti’nin bugünkü durumunu kurtarmaktansa memleketin yarınını kurtarmak için bu kurtarıcı prensiplerimize sımsıkı sarılmalıyız. Ahdine sadık ve şerefli, ekalliyette (azınlıkta) kalmak hepimizin tereddütsüz tercih edeceği tek yoldur.// Taassup, şehirlerin Sünnî ve Hanefî mahdut kalabalıklarında varsa vardır. // Veyl o gafillere ki kendi batıl zanlarını çok anlayışlı, çok görgülü bir milletin mutlak arzusu zan etmektedirler: Biz hepimiz Atatürk’ün çocuklarıyız. Kurtarıcı devrimleri beklemek için yaşıyoruz. Hayatımızın başka bir hikmeti yoktur” (S.415)

Hamdullah Suphi Tanrıöver 1950 ve 1954’te Demokrat Parti’den milletvekili seçildi. (Hürriyet, 16 Ocak 2011)

***

GUGUK KUŞU

Eski Tüfeklerden bir militan dost, CHP üzerine yaptığımız derin bir sohbetten sonra, bana Guguk Kuşu’nun öyküsünü anlatan bir metin göndereceğini söylemişti. Gönderdiği metin epeydir bilgisayarımda bekliyor. Birlikte okuyalım:

“Sovyetler Birliği dağılmadan önce diğer ülkelerin komünist partileri üyelerini Moskova Parti Okulu’na siyasi eğitim için gönderirlerdi ve komünist hareketin önde gelen isimleri oraya seminer ya da konferans vermek için giderdi.Anlatacağım olay ABD Komünist Partisi Başkaıi Gus Hall’la ilgili.

Bu arada kısaca ABD KP tarihine göz attığımızda görürüz ki bu parti İkinci Dunya Savaşı sonrasında ağır bir likidasyon (tasfiye) geçirmiş ve sonra kendisini toparlaması uzun yıllar almıştır. Gus Hall celik işçiliğinden gelme bir komünisttir, kendisi yaşamı boyunca ilkelerine sadık kalmaya özen göstermiş ve bu uğurda mücadele etmiştir. ABD gibi bir ülkede Komünist Partisi’nin saygınlığını korumanın her seyden önemli olduğunu düşünmüştür.

Gus Hall 70’li yilların sonunda Sovyetler’e gider ve Moskova Parti Okulu’nda bir konferans verir,ancak diğer partilerden farklı olarak ABD KP Moskova Parti Okulu’na eğitim için üye göndermez. Konferans sırasında bunun nedeni sorulur. Bu arada Gus Hall’un Sovyetler Birliğini savunmakla birlikte SSCB parti yönetimine ideolojik eleştirilerinin olduğu da bilinmez değildir. Gus Hall soruya şöyle cevap verir: “Siz guguk kuşunu bilir misiniz? Bu kuş Macaristan’da yaşar ve en önemli özelliği yumurtlama döneminde diğer kuşların yuvasına gider, ana kus yuvadan ayrıldığında  onun yumurtalarını atar kendi yumurtalarını koyar”

Senin CHP’nin tavizleri ile ilgili yazılarını okuyunca bu olayı hatırlamıştım.”

CHP kuruluşundan itibaren parti içi demokrasiyi en üst düzeyde uygulamış bir partidir. Tek parti dönemi CHP kongre tutanaklarını, parti meclisi tutanaklarını okuyanlar bunu çok iyi bilir. Konuşmaları okuyanlar, ister istemez, bu karşı devrimcilerin CHP’de ne işi var, diye düşünür.

Zamanı gelince bu zevat CHP’den ayrılmış ve Demokrat Parti’yi kurmuştur. Aynı sıkıntı Ortanın Solu döneminde de yaşandı. 2011’de de yaşanıyor, yaşanacak!

“Limonluk” metaforu yaparak 1950’den önce CHP’de yuvalanan karşı devrimci akımların öyküsünü birkaç kez yazmıştım. Karşı devrimci nereden çıktı, CHP’nin limonluğundan (yani folluğundan, kuş yuvasından) değil mi?

CHP yenilenme ve yenileşme programı çerçevesinde dışarıya açılıyorum derken, yanlış yumurtalardan yavru çıkartmamalı. Kuluçkaya yatmadan önce mutlaka yumurta testi yaptırmalı. Testin ölçüsü çok basit: 6 Ok testi! Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik ! 6 Ok’un hiçbir okunun miadı dolmuş, eskimiş ve ölmüş değil. Bu altı ilkeyi sarmalayan iki ilke vardır ki bu iki ilke 6 okun can suyudur: Tam Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma! Çağdaşlaşma 6 Ok’u da kapsar. Çağdaşlaşma sayesinde altı ilke çağa uyum sağlar. Ancak altı ilke sil baştan yeniden yorumlanamaz.

Kim ki başta laiklik olmak üzere bu altı oku,  “küreselleşme” ve “liberal demokrasi” adına, yeniden yorumlamak istemektedir, biliniz ki Guguk kuşu yumurtasından çıkmıştır! (Hürriyet, 15 Şubat 2011)