DEMOKRATİK MERKEZİ İNŞA ETMEK (1)

Dinlerini yaşamak isteyen dindarlara saygı duyuyorum. “Bu iş tamam inşallah. Hafız oluyorum” diyen imam hatip öğrencisinin özgür seçiminin bir hak olduğunu kabul ediyorum. “Babacığım, Felak-Nas’ı ezberledim. Babacığım, Ayet-el Kürsi’yi ezberledim” diyerek yanına koşan kızlarının sevincinden mutluluk duyan İslamcı yazarı anlamaya çalışıyorum, anlıyorum. Ne mutlu çocuklarıyla mutlu olan babalara !
***
Ama o kadar ! Eşit olduğumuz için, ben kimseye hoşgörü ile bakmam. Hakları vardır. Yasal haklarını kullanırlar. Ama bu insanların, içinde yaşadığım toplumu, toplumun yapılarını, devletin yapılarını kendi inançlarına göre yapılandırmaya hakları yoktur. Türkiye’yi İslamlaştırmaya hakları yoktur. O zaman onlara karşı kendi haklarımla karşı koymak hakkımı kullanırım. Kullanırım ama karşıma “Yüce dinimize karşı mısın!” ihtarı çıkar.
Böyle bir ortamda yaşamak da, çalışmak da, siyaset yapmak da artık işkence haline döner. Ki bu hegemonya giderek dinsel-faşist-bir-diktatoryaya dönüşmekte.
Böyle bir diktatoryanın yürüttüğü politikanın karşısında, ancak, 180 derece zıt bir politika ile ayakta kalınabilir. Yoksa ezer geçer, yutar !
***
Hüsamettin Cindoruk’un Genel Başkanlığı’nı yaptığı Demokrat Parti’nin Genel Başkan Yardımcılığı görevini Devlet eski Bakanı Ufuk Söylemez’in üstlendiğini öğrendiğim zaman çok sevindim. Bu sevinçle düşünmeye başladım ve 21 Temmuz tarihinden başlayan 6 yazıyı (bu yedinci) kaleme aldım. Temel sorum şu idi : 1950’den bu yana İslamileş(tiril)en, 2002’den itibaren AKP ile militanlaşan bir toplum ve siyaset ortamında bir merkez sağ politika yapmak mümkün müdür ? Bu soruyu bir kez daha, siyah harflerle yazıyorum :
1950’den bu yana İslamileş(tiril)en, 2002’den itibaren AKP ile militanlaşan bir toplum ve siyaset ortamında bir merkez sağ politika yapmak mümkün müdür ?
Keşke mümkün olabilseydi ! Türkiye öylesine bir yere gelmek üzere ki orada sadece İslamcı bir referans içinde siyaset yapılabilir, yapılabilecek.
Diyelim ki yeni Demokrat Parti gerçekten bir merkez sağ ya da Ufuk Söylemez’in dediği gibi bir demokratik merkez partisi oldu.
Bu partinin, Cumhuriyet’in laiklik ilkesini ve Cumhuriyet’in devrim yasalarını asla tartışmaması, yasalar gereği, tartışmadan kabul etmesi ve uygulaması gerekecek. Bu parti (DP), demokratik bir merkez partisinin mutlaka yapması gereken (bu) şeyi yapacak mı ?
***
Yani tarikat ve cemaatlerin etki ve yönlendirmelerinden uzak durabilecek mi ? Yani imam-hatipleri kuruluş amaçlarına göre döndürebilecek mi ?
1951-1993 arası 42 yıl içinde imam-hatiplerin orta ve lise bölümlerinde toplam 2 milyon 801 bin 310 öğrenci okumuş, bunların 1 milyon 377 bin 310’u mezun olmuş. Toplam 3 milyona yakın siyasal İslam militanı. 2009 yılında bu çoktan 4 milyonu bulmuştur.
Her yıl resmi ve kaçak Kuran kurslarında siyasal İslamın tornasından geçen milyonlarca çocuğumuzun zehirlendiği ortamda demokratik merkez politika nasıl yürütülecek ?
Devleşen siyasal İslamcı sermayeyi, dernekleri ve vakıfları, Diyanet İşleri Başkanlığı imparatorluğunu saymıyorum bile… Dezenfekte edilmesi gereken bir siyaset ortamı…
(Yarın devam edeceğim).