DEMOKRATİK MERKEZİ İNŞA ETMEK

“[AKP’nin ve İslamcı fanatizmin toplumu] İslamlaştırmaya hakları yoktur. O zaman onlara karşı kendi haklarımla karşı koymak hakkımı kullanırım. Kullanırım ama karşıma ‘Yüce dinimize karşı mısın?’ ihtarı çıkar.Böyle bir ortamda yaşamak da, çalışmak da, siyaset yapmak da artık işkence haline döner. Ki bu hegemonya giderek dinsel-faşist-bir-diktatoryaya dönüşmekte.

Böyle bir diktatoryanın yürüttüğü politikanın karşısında, ancak, 180 derece zıt bir politika ile ayakta kalınabilir. Yoksa ezer geçer, yutar !”

Biraz sonra okuyacağınız yazıda yer alan bu bölümü okuyunca yüreğim titredi. 6 yıl önce yazılmış, geçmişi 25 yıla dayanan bir kara öngörünün tekrarı. Bu satırları yazarken bir de “zombi entellekdübekler”le uğraşıyordum

“Rejimin teminatı merkez sağ ile merkez soldur. Ve siyasette merkez diye bir şey yoktur” ve Türkiye’de ahlak sahibi, evrensel sağa uygun bir sağ asla var olmamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 günü kuruldu.  Ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisidir. Cumhuriyet’in  kuruluşundan 1 yıl  19 gün sonra, 17 Kasım 1924’te kurulmuştur. Bu acele Sağ’ın DNA’sındaki fesadı kanıtlamıyor mu? Parti tüzüğünde cumhuriyet ilkesinin, liberalizmin ve demokrasinin benimsendiği belirtilirken aynı zamanda dini inançlara da saygılı olunduğu açıklanmıştır ve AKP’nin doruklara çıkardığı dinin siyasetin emrine girmesi işte o gün başlamıştır.

ÖZDEMİR İNCE

6 ARALIK 2015

***

 DEMOKRATİK MERKEZİ İNŞA ETMEK (1)

Dinlerini yaşamak isteyen dindarlara saygı duyuyorum. “Bu iş tamam inşallah. Hafız oluyorum” diyen imam hatip öğrencisinin özgür seçiminin bir hak olduğunu kabul ediyorum. “Babacığım, Felak-Nas’ı ezberledim. Babacığım, Ayet-el Kürsi’yi ezberledim” diyerek yanına koşan kızlarının sevincinden mutluluk duyan  İslamcı yazarı anlamaya çalışıyorum, anlıyorum. Ne mutlu çocuklarıyla mutlu olan babalara !

Ama o kadar ! Eşit olduğumuz için, ben kimseye hoşgörü ile bakmam. Hakları vardır. Yasal haklarını kullanırlar. Ama bu insanların, içinde yaşadığım toplumu, toplumun yapılarını, devletin yapılarını kendi inançlarına göre yapılandırmaya hakları yoktur. Türkiye’yi İslamlaştırmaya hakları yoktur. O zaman onlara karşı kendi haklarımla karşı koymak hakkımı kullanırım. Kullanırım ama karşıma “Yüce dinimize karşı mısın!” ihtarı çıkar.

Böyle bir ortamda yaşamak da, çalışmak da, siyaset yapmak da artık işkence haline döner. Ki bu hegemonya giderek dinsel-faşist-bir-diktatoryaya dönüşmekte.

Böyle bir diktatoryanın yürüttüğü politikanın karşısında, ancak, 180 derece zıt bir politika ile ayakta kalınabilir. Yoksa ezer geçer, yutar !

Hüsamettin Cindoruk’un Genel Başkanlığı’nı yaptığı Demokrat Parti’nin Genel Başkan Yardımcılığı görevini Devlet eski Bakanı Ufuk Söylemez’in üstlendiğini öğrendiğim zaman çok sevindim. Bu sevinçle düşünmeye başladım ve 21 Temmuz tarihinden başlayan 6 yazıyı (bu yedinci) kaleme aldım. Temel sorum şu idi : 1950’den bu yana İslamileş(tiril)en, 2002’den itibaren AKP ile militanlaşan bir toplum ve siyaset ortamında bir merkez sağ politika yapmak mümkün müdür ? Bu soruyu bir kez daha, siyah harflerle yazıyorum :

1950’den bu yana İslamileş(tiril)en, 2002’den itibaren AKP ile militanlaşan bir toplum ve siyaset ortamında bir merkez sağ politika yapmak mümkün müdür ?

Keşke mümkün olabilseydi ! Türkiye öylesine bir yere gelmek üzere ki orada sadece  İslamcı bir referans içinde siyaset yapılabilir, yapılabilecek.

Diyelim ki yeni Demokrat Parti gerçekten bir merkez sağ ya da Ufuk Söylemez’in dediği gibi bir demokratik merkez partisi oldu.

Bu partinin, Cumhuriyet’in laiklik ilkesini ve  Cumhuriyet’in devrim yasalarını asla tartışmaması; yasalar gereği, tartışmadan kabul etmesi ve uygulaması gerekecek. Bu parti (DP), demokratik bir merkez partisinin mutlaka yapması gereken (bu) şeyi yapacak mı ?

Yani tarikat ve cemaatlerin etki ve yönlendirmelerinden uzak durabilecek mi ? Yani imam-hatipleri kuruluş amaçlarına göre döndürebilecek mi ?

1951-1993 arası 42 yıl içinde imam-hatiplerin orta ve lise bölümlerinde toplam 2 milyon 801 bin 310 öğrenci okumuş, bunların 1 milyon 377 bin 310’u mezun olmuş. Toplam 3 milyona yakın  siyasal İslam militanı. 2009 yılında bu çoktan 4 milyonu bulmuştur.

Her yıl resmi ve kaçak Kuran kurslarında siyasal İslamın tornasından geçen milyonlarca çocuğumuzun zehirlendiği ortamda demokratik merkez politika nasıl yürütülecek ?

Devleşen siyasal İslamcı sermayeyi, dernekleri ve vakıfları, Diyanet İşleri Başkanlığı imparatorluğunu saymıyorum bile… Dezenfekte edilmesi gereken bir siyaset ortamı…

(HÜRRIYET, 31 TEMMUZ 2009)

***

DEMOKRATİK MERKEZİ İNŞA ETMEK (2)

Günlerdir yazmakta olduğum yazıların amacı Demokrat Parti’nin adresini bulmak ve olası müşteri kitlesinin kimler olabileceğini tartışmaktı.

DP’nin Genel Başkan Yardımcısı, Devlet eski Bakanı Ufuk Söylemez ile yaptığım telefonla kutlama görüşmesinde, kendisinden DP ile ilgili bir açıklama göndermesini rica ettim. Zarif düşünceli Ufuk Söylemez bana aşağıdaki açıklamayı gönderdi:

 “DP, bize göre, keskin ve azgın bir hesaplaşma ve rövanş motivasyonuyla şekillenen ve insanımıza büyük değişim olarak sunulan bir süreci sonlandırmak bakımından çok önemli bir şans. AKP zihniyetinin yandaş medyasında, DP’de yönetimin, bu geleneğin asli aktörlerine geçmiş olmasından duyulan büyük rahatsızlık bu tesbitin doğruluğunun en açık kanıtı.”

“Şimdi bizlere düşen, önümüzdeki bu çok önemli ama belki de son  şansı iyi değerlendirmek. Türk toplumunun geçmişte büyük çoğunluğunun desteğini almış olması anlamında sosyal ve demokratik merkezini temsil ettiğini düşündüğümüz siyasi geleneğimizin yeniden canlanmasını sağlamak. Onu baştan aşağı, yeni gerçeklerimizi de doğru okuyarak, yeniden inşa etmek. Bu, elbette, yaşanan yıkıcı süreçler nedeniyle kolay bir teşebbüs değil. Ancak, bazılarının öyle olmasını arzuladıkları için iddia ettikleri gibi, olağanüstü zor ve neredeyse imkânsız bir teşebbüs de değil. Aksine gerekenleri gerektiği şekilde yaparsak önümüzdeki ilk seçimlerde tarihi bir başarıya imza atacağımızdan hiç şüphe duymuyoruz.”

“Demokratik ve sosyal merkez geleneği, karakterize eden temel nitelik sağduyu, makul olma ve kapsayıcılıktır. Ayrıca onun Türkiye cumhuriyetinin kurucu değerleriyle hiçbir zaman meselesi olmamıştır. Geleneğin bu niteliklerinin ne kadar hayati bir önem taşıdığı, sanıyoruz, bugün hiç olmadığı kadar anlaşılıyor: merkez geleneğinin yerine ikame edilen rövanşistlerin her geçen gün eylemli olarak açığa vuran asli niyetleriyle.”

“Bu konuda yardımcımız olacak diğer faktör, ekonomimizi getirdikleri hazin nokta olacak. İnsanımız, Türkiye’de sadece küresel bir kriz değil, aynı zamanda, kendi iktisadi krizini yaşadığını ve bu krizin tamamen AKP zihniyetinin ekonomi yönetiminde benzeri görülmemiş başarısızlığının eseri olduğunu kısa bir süre iyice anlamış olacak. O zaman, işte, her şeyi gözden geçirecek ve tercihlerini yeniden şekillendirmek zorunda olduğunu görecek. Bütün bu yaşadığımız olaylar, hukukun yerle bir edilmesi, sahte gündemler, hep insanımızın görüşünü bulandırmak, onun çıplak gerçeklerle yüzleşmesini engellemek için.”

“Ama nafile, insanların gerçeklerle buluşmasını belki geciktirebilirsiniz; ama zamanı gelmişse, engellemeniz mümkün değildir. AKP zihniyeti, genel seçimler kapımıza dayandığı zaman, seçim tarihini öne çekmiş olsa bile, tam dokuz yıl iktidar olmuş olacak. Bu, insanımızın çıplak gerçeklerin sorumlulukları için hak ettikleri demokratik cezayı kesmesi için yeterli bir süredir. Yeter ki, biz, DP olarak, bu gerçeklerle yüzleşme ve onları anlama sürecini katalize edecek  bir kapsayıcı organizasyonu gerçekleştirmeyi başaralım.”

“Tekrar etmeye gerek var mı bilmiyorum ama tekrarlamak isterim, sosyal ve demokratik merkez geleneğinin asli kurumsal aktörü olarak Demokrat Parti, bunu başarma kararlılığına ve bu kararlılığı hayata geçirecek güce fazlasıyla sahiptir.”

DP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez’in partisiyle ilgili açıklamasını okudunuz. Benim dikkatimi çeken yer, “Demokratik ve merkez geleneğinin Türkiye cumhuriyetinin kurucu değerleriyle hiçbir zaman meselesi olmamıştır” cümlesi.

(HÜRRİYET, 1 AĞUSTOS 2009)

***

 DEMOKRATİK MERKEZİ İNŞA ETMEK (3)

Askeri darbelerle ilgili yanılsamalardan (illusion) kurtulmamız gerek :

1.Askeri darbe iktidarın temsil ettiği  ideoloji ve uygulamalara karşı yapılacağı gibi;

2.İktidara karşı olmamakla birlikte, iktidar, darbenin gerçek hedefine karşı etkili bir varlık gösteremediği için de yapılır.

Bu bağlamda, 1961 Anayasası dışında, 27 Mayıs epeyce karışıktır. Bulanıktır!

Ama 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri sanıldığı gibi Adalet Partisi iktidarına karşı olmayıp, darbenin hedeflediği düşmanla iyi mücadele edemediği (edebilmek) için yapılmıştır.

Yani 12 Mart ve 12 Eylül iktidar partisine karşı değil ama muhalefetteki, sokaktaki sola (sosyal demokrasi, komünizm) karşı yapılmıştır.

12 Eylül’ün Süleyman Demirel başta olmak üzere öteki parti liderlerini gözaltına alması, partilerini kapatması ileri sürdüğüm gerçeği değiştirmez.

Partiler kapatılmış, liderleri de göz altına alınmıştır, çünkü bu partiler kendi aralarında dalaşırken büyük ve geleneksel düşmana, sola karşı etkili bir politika üretememişlerdir.

12 Eylül ve Kenan Evren çok etkili (!) bir politika icat edip bizzat kendileri siyasal İslamı temsil etmişlerdir. 12 Mart’ın Erbakan’a Milli Selamet Partisi’ni yalvararak kurdurduğu dikkate alınırsa, iki darbenin birbirinden farklı olmadığı görülür.

Bu da gösteriyor ki 12 Mart ve 12 Eylül kesinlikle (toptan) sola karşı, onu ezmek için yapılmıştır. Sonuç olarak tekmil sağa ve Siyasal İslam’a hizmet etmişlerdir.

1980’lerin başından itibaren her şey öylesine bir yalana büründü ki her yazıdan önce bir yalan kırma paragrafı yazmak gerekiyor. Tıpkı kar temizler gibi.

6 Kasım 1983’te iktidara gelen ANAP’ın  12 Eylül darbecisi cumhurbaşkanı Kenan Evren’e ‘şükran plaketi’ vermiş olduğunu söylesek günümüzün demokrasiperest sağcılarını inandıramayız.

Aynı şey AKP için de söz konusu. AKP’nin muhafazakar demokrat bir parti olduğu söyleniyor. Önce kendisi söyledi bunu !  Kesinlikle bir merkaz sağ parti değil. O,  DP, AP, YTP, ANAP ve DYP içinde, merkez sağ elmasının içinde, siyasal İslam kurdu olarak yaşadı. Çürük elma yere düşerken zehirli bir kelebeğe dönüştü. AKP nasıl bir parti ?

İdeoloji olarak Cumhuriyet karşıtı siyasal İslamcı bir parti. Kimse başka sıfat aramasın! ABD, AB ve küresel kapitalizm (Dünya Bankası ve IMF) dışardan  dayattığı için ekonomi anlayışı liberal görünüyor. Biri siyasal İslamcı, ikincisi muhafazakar İslamcı iki tabanı var. (Avantacı göçebe seçmen ile “cezalandırmacı”, “tepkici” saçma seçmenleri saymıyorum. )

Hiçbir iktidar bu ikili tabanın giderek daha da sekterleşmesini, radikalleşmesini kontrol edemez. Bu sekterlik ve radikallik kesinlikle kozasından çıkacak ve demokrasinin sınırları iyice daralıp şeriatın kapısı açılacak.  O zaman da “Ne yapalım millet iradesi!” diyecekler.

AKP’nin yere düşen çürük elmanın çekirdeğinden büyümüş, büyüyecek yeni bir merkez sağ elmasına ihtiyacı yok. Böyle bir şey olanaksız. Olsa olsa onu bir stepne olarak kullanır.

AKP elmasının içinde de bir kurt var, ama bu kurt demokrasi kurdu değil, İslam devleti kurdu. O zaman kurtuluş askeri darbede mi ? TSK demokrasi ve laiklik için darbe yapmaz; hiçbir zaman yapmadı zaten. Bu nedenle bir daha askeri darbe olmayacak ! Ergenekon’un yapmak istediği temizlik askeri darbeye karşı değil, Cumhuriyet’e karşı !…

(HÜRRİYET, 2 AĞUSTOS 2009)

***

DEMOKRATİK MERKEZİ İNŞA ETMEK (4)

Merkez sağın akademik bir tanımını yapmaya gerek yok. Google tanımı yeter : Politikada muhafazakarlığa, dindarlığa, maneviyatçılığa, gelenekçilik ve milliyetçiliğe önem veren, liberal siyasette muhafazakar görüşe önem veren anlayışa merkez sağ denir.

Yani 1950’den bu yana ve özellikle de Milliyetçi Cephe hükümetleri (Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Milli Hareket Partisi) döneminde uygulanan Milliyetçi Muhafazakar politika !…

Kuruluşundan bu yana AKP’yi destekleyen travesti (“travesti”nin burada eşcinsellikle ilişkisi yoktur. Sözlüklere bakıla!) solcular artık Türkiye’nin muhafazakarlaşmaya başladığını yazıyorlar. Günaydın, tünaydın !

Türkiye, AKP tarzı modernleşme sürecine “Muhafazakar modernite” niteliği kazandırabilirmiş. Peki bu muhafazakar modernite Cumhuriyet’in laiklik ilkesiyle bağdaşacak mı ? Gerçek demokrasiyi kurabilir mi, mevcut demokrasiyi sürdürebilir mi ? Her zaman olduğu gibi bu soruların yanıtı yok !

Her zaman olduğu gibi burada da denge uzmanlığı yapıyorlar :  “Rejimi koruma amacını demokratikleşmenin önüne koyan, ve bu temelde de, siyasette siyaset dışı askeri ve yargısal müdahaleleri büyük ölçüde destekleyen CHP ve laik orta sınıf muhafazakarlığı”… Kambersiz düğün olmuyor tabii… El insaf ! Siyasal İslamcı AKP’nin muhafazakar modernitesi demokrat, ama CHP ve laik orta sınıf demokrasi karşıtı.  Utanmaz herifler !…

Gelelim yeni Demokrat Parti’ye ! Yeni Demokrat Parti’nin ve AKP’nin ataları aynı : Adnan Menderes’in Demokrat Parti’si !

AKP, iktidarda bulunduğu 6 yıl içinde, eskiden siyasal İslamın gizlice, takiyye ile yaptığı şeyi (devletin yapısını İslamiye çevirme operasyonunu) sürdürmüş; yüksek yargı organları dışında devletin bütün organlarını ele geçirmiş durumda. (TSK, Harbiyelere sivil liselerden öğrenci almayı sürdürürse yakında o da teslim bayrağı çeker. Tek kaynak askeri liseler olmalı.)

Türk-İslam sentezci ve aynı zamanda ümmetçi (ikisi birlikte nasıl oluyor ?) AKP !

AKP’nin iç destekçileri : Tarikat ve cemaatler; İslamileştirilmiş varoşlar, gençler, kadınlar; iktidarın nimetlerinden yararlanmak isteyen Anadolu İslami sermayesi; laiklik karşıtı dindar, muhafazakar kitle; İslamcılaşmış işçi sınıfı, İslamcılaşmış orta sınıf, İslamcılaşmış Kürtler.

Yurt dışında göçmen-işçi konumunda yaşayan siyasal İslamcı TC vatandaşları.

AKP’nin dış destekçileri : Laik Türkiye toplumunun ılımlı İslama dönmesini programlayan ABD, AB, uluslararası kuruluşlar (Dünya Bankası, İMF), küresel sermaye.

Merkez sağı temsil eden partiler (Eski Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, Doğru Yol Partisi) 1950’den bu yana, bir yandan laik Cumhuriyet’e sadık olduklarını ilan ederken bir yandan da toplumu ve devlet yapılarını İslamileştirmek için ter döktüler. Doğrusu neredeyse başardılar.

Genel Başkan Yardımcısı H.Ufuk Söylemez’e göre Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle hiçbir zaman meselesi olmamış bir gelenekten (?) gelen  Demokrat Parti böyle bir ortamda nasıl siyaset yapacak, yapmayı düşünüyor ? Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle çatışmayan bir siyaset yüce halkımızın kutsal değerleriyle (!) çatışmayacak mı ?

Cumhuriyet’in kurucu ilkeleriyle çatışmayan bir merkez sağ partisinin sol karşısında iktidara gelmesi tedirgin etmez beni. Demokrasi devam eder !

(HÜRRİYET, 4 AĞUSTOS 2009)

***

DEMOKRATİK MERKEZİ İNŞA ETMEK (5)

DEMOKRATİK MERKEZİN ŞANSI

Demokratik sağın, merkez sağın ya da demokratik merkezin önündeki en büyük engel demokrasi ile hiçbir ilişkisi olmayan tarikat ve cemaatler. Bilimkurgu filmlerinin sürü psikolojisi ve disiplini içinde yaşayan robotlar bunlar. Bireysel düşünme yetenekleri yoktur. İsterlerse “Prof.Dr” olsunlar, bireysel bilinçleri yoktur. Ortak akıl  (!) ile idare edilirler. O akıl da şeyhin, liderin, hocanın, hoca efendinin kafasının içindedir.

1 Ağustos yazımda DP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez’in partisiyle ilgili açıklamasını okudunuz. Benim dikkatimi çeken yer, “Demokratik ve merkez geleneğinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerleriyle hiçbir zaman meselesi olmamıştır” cümlesi. Oysa ben bu yazı dışında yayınladığım 10 yazıda bu ilişkiyi anlattım.

Yeni Demokrat Parti romantik saplantısından kurtulup kendini doğru tanımlaması ve programına  “Demokrat Parti”nin Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle bir sorunu yoktur, olmayacaktır” cümlesini yazması. Böylece ayıplı merkez geleceği özgürleşmiş, çağdaşlaşmış ve gerçekten demokratik olacaktır.

“Olmadı” demenin hiçbir önemi yok. Önemli olan “olmayacak” sözünü vermek(ti). Beklediğim açıklığı DP lideri Hüsamettin Cindoruk “Ilımlı İslam devletine geçit yok” cümlesi ile getirdi (Cumhuriyet, 03.08.09)

Türkiye’nin siyasal ortamını kirlerinden temizlemeye DP büyük katkıda bulunabilir. DP’nin en büyük hedefi, dindar, muhafazakar ama laik ve demokrat olup AKP’ye oy veren kitle olmalı. 1923 cumhuriyetini yıkmak isteyen, demokrasiyle en küçük ilişkisi bulunmayan, bütün iradesini “führer”in (şeyhin, şefin, liderin, hocanın, hoca efendinin) eline teslim etmiş tarikat ve cemaatle hiçbir ilişki kurmamalı. Zaten kuramaz !

Önemli olan, ilk seçimde AKP’ye ait olmayan oyları onun elinden almak. Bu yüzde 10 olur, yüzde 15 olur ! Önemli değil. Allah bereket versin !

Laikliği yeniden tanımlamadan, türbanperestlik yapmadan, imam-hatip goygoyculuğuna sapmadan, dindar, muhafazakar, liberal düşünceli pasif kitleyi, laik, demokrat ve sosyal cumhuriyetin ilkeleriyle (merkez sağda) ilk kez buluşturmak mümkündür.

Halkımızın değerleri, kuşkusuz, siyasal İslamın, tarikatların, cemaatların temsil ettiği değerler değildir. O değerler demokratik merkez sağ ve solun temsil ettiği değerler olmalı !

Merkez sağın, demokratik merkezin insanı bireydir, kendinin ve toplumun bilincinde olan bireydir. Hiçbir şeyhin, hiçbir führerin müridi olmadığı gibi, kendisi de mürit peşinde koşmayan özgür ve demokrat insandır. Merkez sağ dindarı kendine dindardır. Dininin ilkelerini devletin ilkeleri haline getirmez, getirmek isteyenlere karşı çıkar. Bunun sonu demokratik menzildir.

Tarikatlara, cemaatlere, siyasal İslama teslim olmuş bir rejim, demokratik gücünü mutlaka yitirir ve teokratik bir mutlakiyet rejimine dönüşür. AKP hükümetinin içinde yürüdüğü, gittiği yol, teokratik mutlakiyetin yolu. Bunun somut kanıtlarını son bir yıl içinde bol bol vermiştir.

Dolayısıyla, AKP zihniyeti rejimin  teminatı değil, rejimin mezarını kazan bir fesattır.

Rejimin teminatı merkez sağ ile merkez soldur. Ve siyasette merkez diye bir şey yoktur.

Demokrat Parti’nin şansı açık olsun !

(HÜRRİYET, 5 AĞUSTOS 2009)