DENİZ YÜCEL’İN TAHLİYESİNDEN ÇIKAN DERS

Pek geveze ABD Başkanı Trump’ın, Fetullah Gülen’in iadesi ya da Reza Zarrab ve Halk Bankası davaları hakkında konuştuğunu, görüş bildirdiğini, açıklama yaptığını hiç duydunuz mu? İngiltere Kraliçesi ya da başbakanının aynı düzeyde bir konu hakkında? Devlet ricalinin geleneksel bir konuşma, söz alma ve cevap verme protokolu vardır. Her görevli buna göre davranır. Örneğin Rusya, Suriye’de bir harekât yapsa, Putin ya da Rusya Başbakanı bu konuda ağızlarını bile açmazlar, gerekli açıklamaları başkanlık, başbakanlık ya da savunma bakanlığının güzel (kadın) sözcüleri yapar.

Bizde bu protokolun tam tersi yapılıyor: Cihangir Mahallesi Muhtarı’nın yapması gereken açıklamayı büyüklerden, kodamanlardan kim erken davranırsa o yapıyor. Bu misal, Rus uçağının düşürülmesi emrini hangi kodamanın verdiğini  hâlâ anlamış değiliz. Sahibi çok!

Örneğin TSK Suriye’de Afrin’de bir harekât  yapıyor ve bunun sonucunda doğal olarak şehitler ve yaralılar oluyor. Bunların sayısı ve durumu hakkında savaşan birlikte belli bir görevli ve Genel Kurmay Başkanlığı’nda gene bir görevli subay konuşur, açıklama yapar. Açıklama yapmak partili Cumhurbaşkanı’nın, partili bir bakan ya da başbakanın işi ve görevi değildir. Trump’ın böyle bir evecenlik yaptığına tanık oldunuz mu?

“Devlet” bir gelenekler toplamıdır!

Alman Die Welt gazetesi muhabiri, Almanya ve Türkiye vatandaşı Deniz Yücel’in Türkiye serüvenine getirmek istiyorum sözü. Deniz Yücel bir yıl kadar önce tutuklandı ve mapus damına atıldı. Deniz Yücel 27 Şubat 2017 tarihinde tutuklanmıştı. Hakkındaki iddianame ancak salıverildiği gün açıklandı: İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi, Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel hakkında hazırlanan iddianameyi kabul ederek, tahliyesine karar verdi. Terör örgütü propagandası yapmak suçundan 27 Şubat 2017’de tutuklanan Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel hakkında meğer  “terör örgütü propagandası yapmak” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlarından 4 yıldan 18 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlanmış.

İddianamede Deniz Yücel’in kaleme aldığı yazılarda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ve PKK/KCK’nın propagandasını yaptığı kaydedilmiş.  Deniz Yücel’in evinde yapılan aramalarda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen’in yazdığı bir kitabın ele geçirildiğine yer verilen iddianamede, Yücel’in telefon kayıtlarındaki incelemelerde ise 59 PKK/KCK üyesi ile de telefon görüşme kayıtlarının tespit edildiğine yer verilmiş. Ama sonunda bir şey olmuş, incelemesini tamamlayarak iddianamenin kabulüne karar veren İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi, Yücel’in tahliyesine karar vermiş. Adı üstünde, bir iddianamede her şey bulunabilir. Ama mahkeme, böyle bir iddianameye muhatap olan şüpheli kişiyi duruşma bile yapmadan sokağa sal(a)maz. İşin içinde elbette bir skandal kokusu var: Bu ülkede mahkemeler aklanmış insanları bile salıvermiyor. “Terör örgütü propagandası yapmak”  ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla 4 yıldan 18 yıla kadar hapis istenen  birini sorgusuz sualsiz nasıl serbest bırakacak? Nerede o yoğurdun bolluğu?

Bitmedi: AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan alışık olduğumuz üzere bu konuda da söz aldı ve  Nisan 2017’de Yücel’in PKK ile bağlantısı olduğunu açıkladı. Erdoğan, “Elimizde görüntüler, her şey var. Bu tam bir ajan terörist” demişti. Erdoğan’a ve elindeki bilgilere göre Deniz Yücel tam anlamıyla bir ajan terörist! Ama mahkeme buna karşın bu şüpheli ya da sanığı duruşma bile yapmadan serbest bırakıyor. Bu durum, Türk yargısının dünyanın en bağımsız ve en tarafsız yargısı olduğunu kanıtlamaz mı?  Ne yazık ki durum böyle değil, tersine bir çok sağlam kuşku kaynağı var:

Gene basından aktarıyorum: [Bir yıldır tutuklu olduğu Silivri Cezaevi’nden tahliye edilen 44 yaşındaki gazeteci Deniz Yücel, artık Almanya’da. Yücel, İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan havalanan Aerovvest Havayolları’na ait özel uçak ile önceki akşam Berlin Tegel Havalimanı’na indi. Yücel’in arkadaşlarının Twitter’da oluşturduğu #FreeDeniz hesabından gazetecinin video mesajı yayınlandı. Yücel, serbest bırakılmasına tam sevinemediğini belirterek, “Neden bir yıl önce tutuklandığımı, bir yıl önce rehin alındığımı bilmiyorum ve aynı şekilde neden bugün serbest bırakıldığımı da bilmiyorum. İddianameyi hâlâ almış değilim. Elbette seviniyorum ama buruk bir tat var. Tutuklanmamın hukuk, yasa ve hukuk devleti ile ilgisi olmadığı gibi serbest bırakılmamın da bunlarla ilgisi yok” dedi. • İSTANBUL / Cumhuriyet]

Deniz Yücel açıkca Türkiye’yi ve Türk yargısını suçluyor. Bununla, serbest kalmasının “Dünyanın en bağımsız, en tarafsız” yargısının marifeti olmadığını söylüyor. Biz de Deniz Yücel’in serbest bırakılmasının bir “Deus ex machina” (Bunalımı çözmek için dışarıdan müdahale) marifeti olduğunu kuşkusuz tahmin ediyoruz.

Bir ip ucu: [Başbakan Binali Yıldırım Almanya temasları sırasında 14 Şubat’ta Alman ARD televizyonunda katıldığı Tagesthemen programında Deniz Yücel’in serbest kalıp kalmayacağı konusunda bir soruyu şu şekilde yanıtlamıştı: “Onun kararını ben vermiyorum, mahkemeler o kararı veriyor. Ümit ederim kısa sürede serbest kalmış olur. Kısa sürede bir gelişme olacağı kanaatindeyim”] (Basından)

Hakkında “Terör örgütü propagandası yapmak”  ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla 4 yıldan 18 yıla kadar hapis istenen  biri”nin kısa bir süre içinde serbest kalacağını nasıl tahmin edebiliyorsunuz Bay Başbakan? Amma velakin, sizin “tahmin ve temenni”nizin bir emir olduğunu bağımsız yargı (!) elbette biliyor.

Deniz Yücel “Kirli pazarlıkların konusu olmak istemiyorum” diyordu ama basına göre Almanya/Türkiye arasındaki silah krizi tatlıya bağlanmış; Türkiye, Almanya ile Altay tankı üretmek istiyormuş.

R.T.Erdoğan’a gelince, “Elimizde görüntüler, her şey var. Bu tam bir ajan terörist” dememiş. Tam tersine “Yargının işini yargıya bırakalım” demiş. Belki de dememiştir!

Özdemir İnce

20 Şubat 2018