DERİN TARİH / ÖZDEMİR İNCE DAVASI (2)

Derin Tarih, AKP ideolojisinin dergisi ve Mustafa Armağan da bu ideolojinin silahşörüdür. Arkasında maddî, manevî, hukukî ve adlî alanlarda AKP iktidarı ve Gülen cemaati vardır. Ama ne olduysa oldu, televizyondaki son Derin Tarih programından sonra sağırların kulakları, körlerin gözleri açıldı ve Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti.

 “Derin Tarih’e toplatma kararı – Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret’ suçlamasıyla ‘Derin Tarih’ dergisinin mayıs sayısı hakkında soruşturma başlattı. Nöbetçi Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliği de kuvvetli delilin bulunması ve dergide Atatürk’e hakaret içeren ifadelere yer verildiği gerekçesiyle talebin kabulüne karar verdi. Hâkimlik, derginin mayıs sayısına el konulmasını, toplatılmasını, yayın ve dağıtımının durdurulmasına hükmetti. (Cumhuriyet,  19 Mayıs 2017)

Hay Allah!  Demek ki mühürlü kulak ve gözlerin açılması için 62 ay geçmesi gerekiyormuş. Oysa aynı kararın, başta benimle ilgili davaya konu olan sayı olmak üzere, aynı suçtan bütün sayıların toplatılması gerekirdi. Demek ki titizlikle korunuyormuş.

Derin Tarih dergisi ve televizyon programı konusunda tanık olduğum parsa toplama sevdaları  olmasaydı “Derin Tarih (Mustafa Armağan)/Özdemir İnce Davası”nda verdiğim iki savunma dilekçesini, edep gereği ve  kuşkusuz sitemde yayınlamazdım.  Böylece tarihin bu iki tanığı metin Çağlayan Adliyesi arşivinde unutulup gidecek ve hiç kimse böyle bir dava olduğunu hatırlamayacaktı.

Şimdi, bugün, ilk yazıda değinilen iki metin okuyacaksınız:

1- Davalılar (Aydınlık gazetesi ve Özdemir İnce) Vekili Av. Beste Dönmez’in dava dilekçesine karşı verdiği cevap dilekçesi;

2- Benim ilk cevap dilekçem.

ÖZDEMİR İNCE

20 Mayıs 2017

***

İSTANBUL 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HÂKİMLİĞİ’NE

                                                                                               DOSYA NO : 2013/488E.:

DAVALILAR: 1. Özdemir ince  2. Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. AŞ

VEKİLLERİ : Av. Mehmet N. Aytekin – Av. Beste Dönmez

DAVACILAR: 1. Mustafa Hakkı Armağan 2. Diyalog Dergi Yayıncılık AŞ

VEKİLİ : Av. Ahmet Ali Banzaroğlu

DAVA KONUSU: Dava dilekçesine cevaplarımızı içerir dilekçedir.

CEVAPLAR   :

Davacılar, müvekkil tüzel kişiliğin sahibi olduğu Aydınlık Gazetesi’nde yayımlanan ve müvekkil yazar Özdemir İnce’nin kaleme almış olduğu “Lozan’da Neler Döndü?” başlıklı köşe yazısının kişilik haklarına saldırı teşkil eden ifadeler içerdiği iddiası ile huzurdaki davayı ikame etmiştir.

Davacı yanın ikame etmiş olduğu işbu haksız ve mesnetsiz davaya ilişkin cevaplarımızı sunmaktayız. Evvelemirde belirtilmek gereklidir ki; cevaplarımızın birinci bölümünü, müvekkilimiz Özdemir İnce’nin şahsen kaleme almış olduğu ve işbu dilekçemizin ekinde ibraz etmekte olduğumuz cevabi beyanları içeren dilekçe ve ekleri oluşturmaktadır. Tekrara düşmemek bakımından, müvekkil Özdemir İnce imzalı cevabi beyanların tümünü aynen yinelediğimizi belirtmekteyiz.

Dava konusu yazıyı kaleme alan Özdemir İnce, yaklaşık 35 yıldır çeşitli yayın organları bünyesinde sürdürmüş olduğu köşe yazarlığı ve sayısı 120’yi bulan yayınlanmış kitapları ve sayısız makaleleri bulunan ülkenin tanınan gazeteci-yazarlarından biridir.

Müvekkil yazarın kaleme almış olduğu dava konusu yazı, eleştirel nitelikli bir makale/köşe yazısıdır. Davalı Mustafa H. Armağan’ı ve “Derin Tarih” isimli dergiyi, yapmış oldukları yayınlar ile bu yayınların ortaya koyduğu düşünce ve eylem tarzı açısından eleştirmek amacıyla kaleme alınan bir yazıda son derece doğaldır ki; davalıların şahsını rahatsız edebilecek, kişilik haklarına müdahale teşkil edebilecek bir kısım ifadeler yer alacaktır. Olumsuz yönde eleştiriler içeren eserlerin niteliğini teşkil eden esas unsur, muhatabında rahatsızlık uyandırıcı bir etki yaratmasıdır. Kuşkusuz ki, davacı yanın bu nedene dayalı olarak ikame etmiş olduğu davanın hukuka uyarlı bir yanı bulunmamaktadır.

Davacı yanın işbu davası, alınganlıkla haksız kazanç elde etme ve müvekkilin kendisi hakkında yapmakta olduğu eleştirel yayınlarına engel teşkil  edebilme amacı taşımaktadır. Davacı tarafın, dava konusu köşe yazısında yer alan ifadelerin eleştiri sınırını aştığı yönündeki iddiasının,   demokratik hukuk devletlerinde kabul edilebilir bir yanı yoktur.  Eleştiri, basının demokratik  toplumlardaki vazgeçilmez işlevlerindendir. Basın özgürlüğü aynı zamanda bir derece abartı da içermektedir. AİHM, Tuşalp/Türkiye  ifade özgürlüğü hakkının ihlali iddiasını, bu çerçevede değerlendirmiş ve şu ifadelere yer vermiştir.

“Mevcut davada başvuran     °bir  gazeteci/köşe yazarıdır ve onun tarafından yazılan kuşku uyandırırcı makaleler günlük bir gazetede yayımlanmaktadır. Bu makalede başvuranın güncel olaylar ile ilgili fikir ve yorumları bulunmaktadır; makaleler üst düzey politikacılar ve önemli kişilerin iddia edilen yasaadışı eylemleri ve yolsuzlukları ve yolsuzlukları ve Başbakan’ ın bazı olaylara karşı göstermiş olduğu agresif tutumlar ile ilgilidir. Şüphesiz bunlar halkın bilgilendirilme hakkının bulunduğu  demokratik toplamlarda önemli  konulardır ve siyasi tartışma kapsamında görülmektedir. Mahkeme bu bağlamda basının demokratik toplumlarda önemli bir işlevi olduğunu yinelemektedir.  Her ne kadar  özellikle kişilerin itibarı ve hakları konusunda beli sınırları aşmaması gerekliyse de, basının görevi halkı ilgilendiren tüm konularda sorumlulukları ve görevleri ile uyumlu olarak bilgi ve fikirleri yaymaktır. Gazeteci özgürlüğü, abartı veya hatta provokasyon derecesine olası bir başvuruyu da içerir. ” (Tuşalp/Türkiye, no: 41617/08, para 44)

Müvekkil tarafından kaleme alınan köşe yazısında yer verilen ifadelerin tümü “düşünce ve ifade hürriyetinin” var olma nedenini en iyi şekilde ortaya koyan örneklerdendir. Zira, düşünce ve ifade hürriyetinin varlığı esas olarak “olumsuz ve sert eleştirilerin” vücut bulması hallerinde önem kazanmaktadır. Öyle ki, olumlu bir ifade ve eleştirinin varlığına hiçbir kimsenin zaten itirazı bulunmayacaktır.

Bir yayının basın özgürlüğü ve eleştiri/düşünce ve ifade hürriyetleri kapsamında bulunup bulunmadığı hususunda Yüksek Yargıtay’ca belirlenmiş bulunan “gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık “ şeklindeki hukuka uygunluk ölçütlerin tamamını üzerinde taşıyan dava konusu köşe yazısı, tüm unsurları ile hukuka uygun bir yayın olarak kabul edilmek gereklidir.

Davacılar, kendi eylem ve söylemleri nedeniyle dava konusu eleştirilerin muhatabı olmuşlardır. Davacıların işbu eylem ve söylemleri ile dava konusu edilen eleştirilerin karşılaştırması durumunda, yapılan eleştirinin son derece haklı ve yerinde olduğu sonucu kolaylıkla çıkartabilmektedir. Açıklanan nedenlerledir kı, kişilerin kendi eylem ve söylemleri nedeniyle eleştirilerin muhatabı olmaları halinde; kişilik  haklarına saldırı iddiası ile talep edilen manevi tazminatın, kişilik haklarına saldırı iddiası ile talep edilen tazminatın, hakkaniyete uygun bir talep olarak kabul edilemeyeceği hususu izahtan varestedir.

Davacıların yapmış oldukları yayınlar ile tarihi çarpıtarak, bilimselliği bulunmayan, gerçeklere aykırı ve yanlış bilgiler ile halkı yanıltma amacı güden eylemleri karşısında müvekkil yazar görevini yapmış halkın bilgilendirilme hakkı çerçevesinde gerçek ve doğru bilgiyi okurlarına çarpıcı bir şekilde sunmuştur.

Açıklanan tüm nedenlerle, davacı taraflarca ikame edilen huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın reddi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM : Belirtili tüm nedenlerle, davacı yanın davasının reddi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılması hususlarında karar verilmesini Sayın Mahkemenizden arz ve talep ederiz.

Saygılarımızla. 16.12.2013

                                                                                               Davalılar Vekili

                                                                                               Av. Beste Dönmez

 

EKLER          : 1. Onanmış vekâletname örnekleri.

  1.   Müvekkil Özdemir İnce imzalı cevap dilekçesi ve ekleri

 

****

İSTANBUL 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞl’NE

DOSYA NO : 2013/488

Şikayet ve tazminat talebine konu olan, LOZAN’DA NELER OLDU? (Aydınlık, 23 Temmuz 2013) başlıklı yazı benim Mustafa Armağan hakkında yazdığım ilk ve tek yazı değildir.

Daha önce aynı gazetede Mustafa Armağan ve dergisi hakkında, şikayet konusu yazıdan önce 7, daha sonra 1 olmak üzere 8 yazı yayınladım (bu 8 yazı ek l’de sunulmuştur):

1-“Ayasofya Aslına Rücu etmeli” (14 Haziran 2012)

2-“19 Nisan 1919’da Trabzon’a Çıkmışmış… (15 Haziran 2012)

3-“Erzurum Kongresi” (23 Temmuz 2012)

4-“Lausanne’da Kim Kazandı? (25 Temmuz 2012)

5-“Harf Devrimi Konusunda Zırvalar”(15 Kasım 2012)

6-“Bunu Yazan Tosun” (21 Mayıs 2013)

7-“Erzurum Kongresi’ni Tersinden Okumak” (23 Temmuz 2013)

-Şikayet konusu yazı: “Lozan’da Neler Döndü?” (24 Temmuz 2013)

8-“Türk Harf Devrimi” ( 1 Kasım 2013)

Bu yazıların tamamı, derginin kapağında belirtilen ana konuyla, herhangi bir yazar ve bizzat Mustafa Armağan’la ilgilidir.

Ekte 2’de fotokopisini sunduğum dergi kapaklarının mesajından da anlaşılacağı üzere, derginin yaymak istediği karşı devrimci ideoloji, Cumhuriyet ve kurucuları hakkında yürütülen düşmanca yayın politikasıyla ilgilidir.

Ekte sunduğum belgede (Sinan Meydan, El Cevap,İnkılap Kitabevi, Sayfa: 190-191) de görüleceği üzere Mustafa Armağan’ın kitaplarında ve yazılarında ileri sürdüğü “kurmaca” ve “uydurmaca” yakın tarih tezlerinden bazıları şunlardır (Ek 3):

1.Kurtuluş Savaşı’nı Mustafa Kemal Paşa değil, Kazım Karabekir Paşa başlatmıştır.

2.Vahdettin hain değil kahramandır. Mustafa Kemal Paşa’yı Kurtuluş Savaşı’m başlatması için Samsun’a göndermiştir.

3.Kurtuluş Savaşı yedi düvele karşı verilmiş antiempeyalist bir mücadele değildir.

4.Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında İngiliz valisi olmak istemiştir.

5.Laiklik İngilizler tarafından Lozan’da Türkiye’ye dayatılmıştır.

ö.Sevr, Lozan’a göre daha iyi anlaşmadır. Lozan zafer değil hezimettir. Lozan’ın gizli maddeleri vardır.

7.Vahdettin Sevr’i onaylamamıştır

8.Atatürk, hilafeti İngiltere’ye hediye etmiştir. Hilafetin kaldırılmasını İngilizler istemiştir. 9.0smanlı’yı Atatürk yıkmıştır.

10.Harf Devrimi’nin amacı Müslüman Türk toplumunun OsmanlI’yla, Kuran’la, dinle ilişkisini kesmektir.

11.Harf Devrimi Türkiye’yi bir gecede cahil bırakmıştır.

12.Atatürk’ün antropoloji çalışmaları onun ırkçı olduğunun kanıtıdır.

13.Atatürk ve İnönü camileri yıkmıştır.

14.Atatürk Kurtuluş Savaşı sırasında dini istismar etmiştir.

15.Bursa Nutku diye bir şey yoktur.

16.Atatürk malvarlığını gayri meşru yollardan elde etmiştir

17.Atatürk diktatördür.

18.Atatürk’ün cenaze namazı kılınmamıştır.

19.İskilipIi Atıf Hoca şapka için idam edilmiştir.

20.İnönü Kurtuluş Savaşı kahramanı değildir, sonradan kahraman yapılmıştır.

21.İzmir Suikastı, Menemen Olayı düzmecedir.

Derin Tarih dergisinin kışkırtıcı kapaklarında ilan edilen konular ve Sinan Meydan’ın EL- CEVAP adlı kitabının yukarıda belirtilen sayfalarında yer alan 21 madde, Mustafa Armağan’ın  Cumhuriyet’i ve kurucularını itibarsızlaştırma, Cumhuriyet tarihini tersinden yazma gibi tuhaf amaçları olduğunu göstermektedir. Adı geçen kişi bu amaçlarını gerçekleştirmek için düşünce özgürlüğünden bol kepçe yararlanmaktadır. Bir Cumhuriyetçi yazar olarak benim de, adı geçen kişinin düşüncelerini çürütmek ve itibarsızlaştırmak için onun yararlandığı düşünce ve ifade özgürlüğünden yararlanmam gerekmez mi?

Oysa bu yararlanma özgürlüğünü bana çok görüyorlar ve adı geçen kişinin avukatı, her gün gündelik basında binlerce kez kullanılan sözcüklerle kaleme alınmış “Lozan’da Neler Döndü?” başlıklı yazımın “Tüm içeriği ile müvekkilleri hedef alan, haksız, küçültücü, karalayıcı, ticari itibarı zedeleyici. Saygınlıklarını rencide eder nitelikte somut fiil ve isnatlar, hakaret ve iftiralar içeren bir yazı olmakla müvekkillerin kişilik haklarına doğrudan ve haksız bir saldırı taşımaktadır” iddiasında bulunarak, sonuç olarak benden ve Aydınlık gazetesi yönetiminden faiziyle birlikte 20.000 Tl. tazminat talep etmektedir.

Eleştiri yazılarının, karşı tarafin öznesinin düşünce ve eylemlerini hedef almasından daha doğal ne olabilir? Hamama giren terler!

Aslına bakarsanız, Cumhııriyet’e ve tarihine karşı “haksız, küçültücü, karalayıcı, itibarı

zedeleyici” olan Mustafa Armağan ve Derin Tarih dergisidir.

“Saygınlık”a gelince, Mustafa Armağan ve Derin Tarih dergisinin, nesnel tarih ve tarihçiler nezninde rencide edilebilir nitelikte bir saygınlığı yoktur. (Ek 4, Ek 5)

Basın mesleğinde bulunan bir yazıcının ve avukatının iddia edilen şikayete konu olan yazımın herhangi bir suç unsuru içermediğini bilmesi gerekir. Asıl amaç, bir tazminat davası açarak göz dağı vermek suretiyle haklı eleştirilerime engel olmaktır.

Yazılacak çok şey var ama sayın mahkemenizin vaktini istismar etmek istemiyorum.

*** ”

SUÇLAMALAR VE CEVAPLAR:

  1. Cümle ‘Derin Tarih’ adlı lüks tuvalet kağıdının Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Armağan’a ait…”

 CEVAP:

Şimdiye kadar 120 dolaylarında telif ve tercüme kitabım ve binlerce makalem yayınlandı ama hakkımda hiçbir hakaret ve tazminat davası açılmadı. Yani bu türden bir sabıkam bulunmamaktadır. Bu durum benim edepli bir yazar olduğumun kanıtı olmak gerekir. Polemik üslubu sert bir yazar olarak tanınırım ama yazılarımdan dolayı hiç mahkum olmamam benim yazma sanatım bildiğimi kanıtlar. Bir muarızıma haddini bildirmem için ona hakaret etmem gerekmez. Bilgi birikimimi ve araştırma azmimi kullanırım.

Nitekim, basit bir durum tesbitinden ibaret olan “lüks tuvalet kağıdı” nitelemesi de herhangi

bir hakaret amacı taşımamaktadır. Hakaret etmeye niyetim olsaydı “Kullanılmış lüks tuvalet

kağıdı”  derdim. Kullanılmamış bir tuvalet kağıdı, herhangi bir kağıt rulosudur. Bir tek amaçla

kullanılabilir. Şikayetçi Mustafa Armağan’m çıkardığı dergi de yukarıda açıklamış olduğum

gibi, bir tek amaçla, Türkiye Cumhuriyeti’ni, kurucularını, devrimlerini karalamak amacıyla

kullanılmıştır.

 

  1. “…hasta zihinsel ve ruhsal yapı ile yaklaştığını gösteriyor.”

CEVAP:

Cümlenin tamamı şöyle: “Derginin kapağı ve Mustafa Armağan’ın makalesinin adı, onun Lozan Antlaşması’na karşı iyi niyetli olmadığını, hasta bir zihinsel ve ruhsal yapı ile yaklaştığım gösteriyor.”

Kapakta şöyle yazıyor:

1.“LOZAN VE KÜRTLER. İNGİLİZLER İLE MUSTAFA KEMAL NASIL ANLAŞTI?

(Ek:6)

Derginin 70.sayfasında bulunan, Osman Ali imzalı makalede yer alan “Bu nedenle önce Türkiye’nin Pan-İslamizm politikasını destekleyen Birleşik Krallık (İngiltere), Londra barış görüşmeleri sürecinde Kemalist Türkiye’yi memnun etmek amacıyla Kürt devletinin kurulmasına karşı çıktı. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye,

Irak ve Suriye arasında fiili olarak paylaşılmış olan Kürt yerleşim bölgelerinin durumu resmileşti” cümlesi dikkati çekiyor.

“Kürt yerleşim bölgesi” denen yer Osmanlı Devleti’nin topraklarıdır ve o tarihte bir Suriye ve bir Irak devleti yoktur. Daha sonra “Manda” olacak İngiliz ve Fransız imtiyaz bölgeleri vardır. Yazar Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırlarının günümüzdeki şekliyle kabul edilmesini Kürtlere oynanan bir oyun olarak görüyor. Makalenin tamamı da bu görüşü güçlendiriyor. Okurun aklına ister istemez, İngiltere Lozan’da Türk tarafından nasıl bir taviz kopardı ki Kürtlere bu oyunu oynadı sorusu geliyor.

2.Mustafa Armağan’ın makalesinin başlığı “Lozan’da Neler Döndü?” “Dönmek” fiili “Dolap, dalavere çevirmek” anlamında kullanılmış, yani “Lozan’da ne dalavereler çevrildi?” denmek isteniyor. Lozan antlaşması ve onu imzalayan İsmet Paşa ve Ankara Hükümeti aşağılanıyor. Ancak yazar oynanan oyunları, çevirilen dalavereleri açıklamıyor. Okurlarda, Cumhuriyet’in temelinde bulunan antlaşmaya karşı kuşku uyandırıyor. Bu nedenle, kanıt ve belgeden yoksun böyle bir girişimi, “…hasta bir zihinsel ve ruhsal yapı”nın ürünü olarak görüyorum. Bu bir eleştiridir, saptamadır. Tarihin saptırılmasının, İsmet Paşa ve arkadaşlarının suçlanmasının yanında masum bir itirazdan başka bir şey olmamak gerekir.

  1. “.. .şimdi gelelim Mustafa Armağan’m zırva ve sabuklamalarına…”

CEVAP:

-“Zırva”: (Sözlük anlamı): Saçma sapan, anlamsız, boş, saçma (söz).

-“Sabuklama”: (Sözlük anlamı): Abuk sabuk, saçma sapan konuşma.

Yukarıda sözlük anlamlarını yazdığım sözcüklerde herhangi bir hakaret anlamı bulunmamaktadır. Şikayetçilerin önce sözlüklere bakmaları gerekirdi. Şikayet konusu sözcükleri sözlüklerdeki anlamda kullandım.

  1. “Hayatım boyunca okuduğum en rezil satırlardan biri, utanmazlık anıtı,”

CEVAP:

-“Rezil”: (Sözlük anlamı): Utanılacak davranışları olan, aşağılık, alçak, bayağı.  “Utanmazlık”: (Sözlük anlamı): Utanmak duygusu olmamak durumu.

“Hayatım boyunca okuduğum en rezil satırlardan biri, utanmazlık anıtı” cümlesini, Mustafa Armağan’m şu cümlesini okuduktan sonra yazmışım:

“Bir devlet düşünün savaşa 2,5 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle giriyor, savaşı kaybediyor ve 777 bin kilometrekarelik bölümünü, yani yaklaşık dörtte birini kurtarabiliyor ve ‘vatanımı kurtardım ’ diye zafer çığlıkları atıyor. Peki geriye kalan dörtte üçlük toprak ‘gavur toprağı ’ mıydı ki, elde gittiğine bunca sevinildi?

Halbuki başta bizzat Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Cumhuriyet ’i kuran kadronun tamamı bu sözde ‘gavur topraklan ’nda doğdular. ” (Derin Tarih, S.66)

Ve bu saptırmayı okuduktan sonra, gerçek ve doğrunun ifadesi olarak, isyan içinde şunları yazmışım:

“Hayatım boyunca okuduğum en rezil satırlardan biri! Utanmazlık anıtı!

Osmanh tarihini kısaca anımsayalım: 26 Ocak 1699 Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti’ nin toprak kaybettiği ilk dönüm noktasıdır. O tarihe kadar, etki alanlarıyla birlikte devletin yüzölçümü 24 milyon kilometre kareyi buluyordu. 1914 yılına kadar, Yunanistan (1821), Bulgaristan (1878), Romanya (1878), Sırbistan (1882), Makedonya (1912-13), Arnavutluk (1912), Bosna (1878), Hersek (1877), Mısır (1805), Libya (1911), Tunus (1881) ve Cezayir (1830) Osmanl’dan ayrılmıştı.

Demek kı Mustafa Armağan’ın sözünü ettiği topraklar Anadolu, Suriye, İrak, İsrail (Filistin) Yemen ve Kızıldeniz kıyı bölgesi. Yani Müslüman Arap toprakları.

Lozan’ı imzalayanlar, Osmanlı rezilliklerinden arta kalan, anavatan Anadoluyu kurtardıkları için sevinmeyip de ne bok yiyecekler bre adam? 21,5 milyon metrekare toprağı senin sevgili Osmanlın  kaybetmiş, bunun hesabını Cumhuriyeti kuranlara mı soracaksın?

Senin Suudi Arabistan’ını kuran sevgili Vahhabi Arapların daha 1811 ‘de isyan etmiş.

Orta-Doğu nun Arap topraklarının 1916 ’da Sykes-Picot Anlaşması’yla paylaşılması

planlanmış, Sèvres ile resmileşmiş ve I.Dünya Savaşı ile uygulanmış… Uygulamaya senin

sevgili Arapların, İngiliz Lawrence ’in altınları peşine takılıp Osmanlı ’ya ihanet etmiş…

İş Araplar sayesinde olup bitmiş, sen utanmadan, Araplara rağmen neden Arapbtopraklarını korumadın diye şirretli ediyorsun? Tam anlamıyla bir falakalık durum!”

Kuru deriden bal çıkartmak heves ve gayreti içinde olan müştekilerin, “şirretlik” sözcüğünden şikayetçi olmamaları, “Tam anlamıyla bir falakalık durum! ” cümlesine ses çıkartmamaları beni şaşırtmıştır.

  1. “Lozan’ı imzalayanlar, Osmanlı rezilliklerinden arta kalan, anavatan Anadolu’yu kurtardıklarına sevinmeyip de ne bok yiyecekler bre adam,”

CEVAP:

Bu cümlede yer alan “bok yemek” fiilinin şikayetçi tarafla ilgisi bulunmamaktadır. Cümle “Lozan’ı imza edenler sevinmeyip de ne yapacaklardı?” anlamındadır.

“Osmanlı rezillikleri” ise, adı geçen hanedanın son döneminin sebep olduğu yıkımları işaret etmektedir, ki  “rezillik” sözcüğü hanedanın durum ve davranışlarına pek yakışmaktadır. Ayrıca, dördüncü suçlamaya verdiğim cevap, bu suçlama için de açıklayıcı bir cevap oluşturmaktadır.      ‘

6.“Mustafa Armağan Cumhuriyetin ve kurucularının manyakça düşmanlarındandır. Birkaç aydır pespaye kitapçıklar armağan ediyor.”

ŞİKAYET KONUSU YAZININ İLGİLİ BÖLÜMÜ

[Mustafa Armağan, Cumhuriyet’in ve kurucularının manyakça düşmanlarındandır. Birkaç aydır pespaye kitapçıklar armağan ediyor. Temmuz 2013 ayında Manavoğlu Nevres Bey’in “Yasak Kitap”ı “Son Halife’nin Dramı“nı dağıttı. Nevres Bey adındaki meçhul zat, Mustafa Kemal için şu satırları yazıyor (Ek 7):

“Osmanlı padişahlarının harem hayatına düşkün olduğunu iddia edenler şu kadar insaf etmezler mi ki, bu Osmanlı padişahlarının hiçbiri Ankara Kız Öğretmen Okulu ’nda okuyan hür ve bakire bir kızı gece vakti ve cebren okulundan alıp (….) cebren ırzını mahvetmek kötülüğünü yapmamıştır. Bir gözü frengiden kör olan (…) bir cumhurbaşkanına tapanların artık dünyada hiç kimsenin ahlaklılığını söz konusu etmeye hakları yoktur, “(s. 75)

Bu cümlenin altını Mustafa Armağan da seve seve imzalar.]

CEVAP:

Yazıdan anlaşıldığına göre, bir gözü frengiden kör olan (şeriatçı çevrelerde böyle bir dedikodu dolaşır) ve Ankara Kız Öğretmen Okulu öğrencisi genç kızların ırzına geçen dönemin cumhurbaşkanı M.K.Atatürk’tür.

Böylesine sefil bir iddiayı yayınlamak için, insanın düşmanca saplantılardan mustarip olması gerekir. Dergi, Nevres Bey’in düşüncelerini yayınlayarak onun iddialarını paylaşmaktadır.

İddiaların, Atatürk’ü karalamaktan başka herhangi bir değeri bulunmamaktadır.

***

Davacı tarafın mahkemenize verdiği dilekçenin 2.sayfasında bir Yargıtay kararı aktarılmakta ve ‘Haberde eleştirinin söz konusu olabilmesi için gerçek olgulara dayanması gerekir. Ancak dosya içeriğine göre davacıya yönelik beyan edilen sözlerin gerçekliği kanıtlanmış değildir. Haber bu haliyle davacıyı küçük düşürücü, amacı aşan, abartılı nitelikte olup eleştiri sınırları aşılmıştır…’ şeklinde gerçek olgulara dayanmayan eleştirinin hukuka aykırı olduğu açıkça belirtirtilmiştir” denilmektedir.

CEVAP:

Bir dergi yönetmeni ile avukatının HABER ile KÖŞE YAZISI (FIKRA, MAKALE) arasındaki büyük farkı bilmemesi çok tuhaf bir durum. Benim şikayet konusu olan yazım bir haber değil bir köşe yazısı (fıkra, makale) olup bir eleştirel düşünce ürünüdür. Bu durum bile müştekilerin iddiasını  boşa çıkartır ama ben bununla yetinmeyip “gerçek olgulara dayanmama” iddiasını da ele alacağım. Derin Tarih dergisinin Temmuz 2013 (Sayı: 16) sayısının 66-69 ve 70-79 sayfalarında yayınlanan iki yazı gerçek olgu (belge) değilse nedir?

Dilekçenin gene ikinci sayfasında, müştekiler bir başka Yargıtay kararından medet ummaktadır:

“-‘B.K. 49 maddesine göre sorumluluğun doğması için hakaret kastı gerekmeyip kişisel değerlere el atma, eylemin hukuka aykın olması yeterlidir. Konu ile biçim arasında denge bozularak kaleme alma ve eleştirin sınırlarını aşan yazı sorumluluğu gerektirir’

denilmek suretiyle hangi hallerde tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etme zorunluluğu doğmuştur” denilmektedir.

Yargıtay kararına konu olan içeriğini bilmediğimiz yazı (eser) ile benim eleştirel yazım arasında bir paralellik kurmak elma ile armudu toplayıp çıkarmak gibi bir işlem. Tam anlamıyla karakuşi bir hukuk anlayışı.

Sayın Mahkemenizin bu türden kahve sohbeti hukuk anlayışını ciddiye alacağını sanmıyorum.

SONUÇ OLARAK:

Şikayet konusu yazım, halkın gerçekleri öğrenmek hakkına saygılı bir metindir ve bu nitelikleri haiz olmayan bir dergi ve iki yazıyı bilimsel olarak inceleyen bir makaledir. Yazı, düşünceyi açıklama özgürlüğünün dışına taşıp kimseyi rencide etme amacı taşımamaktadır. Ancak, yanlışlara, saptırmalara ve kışkırtmalara karşı sert bir yazı olduğu söylenebilir.

Şikayet edilen ve kendisinden tazminat talep edilen bir yazar olarak, izin verirseniz, geçmişte yaptığım işleri bilginize sunmak isterim: Fabrika işçiliği, kütüphane memurluğu, orta okul ve lise Fransızca öğretmenliği, Türkiye Televizyonları Program ve Yayın Planlama Müdürlüğü ve Genel Müdür Müşavirliği, Can ve Telos Yayınlarında 10 yıl süren editörlük ve genel

yayın yönetmenliği; aralarında Hürriyet ve Aydınlık gazeteleri olmak üzere gazetelerde ve dergilerde 1980’den bu yana yazarlık.

Bu uzun yazarlık serüvenim süresinde yazımlarım hiçbir zaman dava konusu olmadı, dolayısı

ile herhangi bir sabıkam yoktur.        

Bu onurlu yazarlık geçmişimi misyoner bir dergi yönetiminin iddiasının kirletmesine izin vermeyeceğinize güvenmekteyim.

Saygılanmla,

 Özdemir İnce

———————————————

EKLER:

Ek 1 : Özdemir İnce’nin 8 yazısı

Ek 2; Derin Tarih dergisinin toplu kapak fotokopileri.

Ek 3: Sinan Meydan’ın EL CEVAP adlı kitabının 190 ve 191 sayfaları.

Ek 4: Kürşat U.Pınar’ın Taraf’ta yayınlanan yazısı.

Ek 5: M.Arif Demirer’in Anayurt’ta yayınlanan yazısı.

Ek 6: Derin Tarih dergisinin Temmuz 2013 tanhli 16.sayısının kapağı.       

Ek 7: Manavoğlu Nevres Bey’in Son Halife’nin Dramı adlı kitabının kapağı ve 75. sayfası.