DEVLET DİNGONUN AHIRI DEĞİLDİR!

DEVLET DİNGONUN AHIRI DEĞİLDİR!

Devlet dingonun ahırı değildir! Devlet dingonun ahırı değilse nedir peki?

Bu konuda bir Anayasa Hukuku ders kitabını okumanızı tavsiye edebilirim. Benim bu konudaki başvuru (referans) kaynağım Prof.Dr.Erdoğan Teziç’in Anayasa Hukuku (Beta Yayınları) kitabıdır.

Ancak bu yazıda, anonim ve populer bir kaynağa (Vikipedi, özgür ansiklopedi) başvuracağım. Sizler, internetten bu konuda daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

***

DEVLET (Vikipedi, özgür ansiklopedi)

Devlet, (Arapça: دولة ) toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır.

Devletin gölgesi tüm beşerî faaliyetlerin üstüne düşer: Sosyal refah, iç düzen, halk sağlığı için uğraşır, bundan meşruiyet kazanır. Kural koyar, düzenler, yetkilendirir, yasaklar…

Temel soru ise neler devlet kontrolüne bırakılmalı, neler bireye bırakılmalıdır? Bu sorunun nesnel bir cevabı yoktur. Öznel olarak, “Yalnızca bireyi ilgilendiren konular bireye, birden fazla kişiyi etkileyen konular devlete bırakılmalıdır.” yorumu hakimdir.

Thomas Hobbes, devleti Leviathan canavarına benzetmiştir. Max Weber ise devletin meşru şiddet kullanma aracı olduğunu söylemiştir.

DEVLET ŞEKİLLERİ:

1.Üniter (Tekli) Devletler: Siyasi otoritenin tek merkezde toplandığı, merkezî otoritenin tek bir anayasa ile sağlandığı devletlerdir. Yasama organının yaptığı kanunlar bütün ülkede uygulanır. (Örn.: Danimarka, Fransa, İngiltere, İsrail, İtalya, İrlanda, Norveç, Yunanistan, Türkiye)

2.Karma (Bileşik) Devletler: Birden fazla devletin kendi aralarında gerçekleştirdikleri bir anlaşma ile birleşmeleri sonucu oluşan devletlerdir. İki şekilde olabilir:

-Konfederasyon: Bağımsız devletler tarafından egemenliklerini koruma şartı ile oluşturulan ve üye devletlere diledikleri zaman ayrılma hakkı tanıyan karma devlet biçimidir. (Günümüzde örneği yoktur, eski İsviçre, Almanya ve ABD)

Federasyon: Ortak bir anayasa altında birleşen devletlerin oluşturduğu devlet biçimidir. Bu tip devletlerde ayrıca her federasyonun kendi anayasası, yürütme ve yargı organları vardır. (Örn.: Almanya, ABD, Kanada, Avusturya, İsviçre, Avustralya, Rusya)

EGEMENLİĞİN KAYNAĞINA GÖRE DEVLETLER:

1.Monarşik Devlet: Egemenliğin tek kişiye ait olduğu devlettir.

2.Oligarşik Devlet: Egemenliğin belli bir sınıf veya gruba ait olduğu devlet biçimi.

3.Teokratik Devlet: Egemenliğin kaynağının dine dayandığı devlet biçimi. Din adamlarının sözü geçer. Her şeye din adamları karar verir.

4.Demokratik Devlet: Egemenliğin halka ait olduğu devlet biçimi.

RAKİP DEVLET TEORİLERİ:

  1. Plüralist (Çoğulcu) Devlet
  2. Kapitalist Devlet
  3. Leviathan Devlet
  4. Ataerkil (Patriarkal) Devlet

***

TÜRKİYE CUMHURİYETİ, yukarıdaki tanımlara göre  a) Üniter, b) Demokratik ve c) Plüralist (çoğulcu) bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri Anayasasının Başlangıç Bölümü ile 2.maddesinde belirtilmiştir.

BAŞLANGIÇ

(Değişik : 23.07.1995 – 4121/1 md.) Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;                                                                               Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;                                                                                          Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;                                                                                                                          Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

(Değişik : 03/10/2001 – 4709/1 md.) Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;                                                                           Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;                                                                                                                                                                                                 Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve yurtta sulh, cihanda sulh arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;                                                                                                                                                                            FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,                                                                                                TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

Anayasa`nın 2. Maddesi  (Cumhuriyetin Nitelikleri):

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

NOTA BENE: Başlangıç bölümünde ve 2.maddede  “Atatürk” adının bulunmasını kişisellik bakımından sakıncalı görenler var. Çıkartılmasında (bence) herhangi bir sakınca yoktur. Kapsayıcı “Cumhuriyet” kavramı yeterlidir. Bu durum aşağıda yer alan yeminler için de geçerli olabilir.

Şimdiye kadar yazdıklarımız Türkiye Cumhuriyeti’nin dingonun ahırı olmadığını, tam aksine kurumlarıyla çağdaş bir devlet olduğunu göstermektedir.

Sıra şimdi bir alt düzeyde tanımlamalara geldi: Bir parti nasıl kurulur; milletvekillerinin ve cumhurbaşkanının yaptığı bağlayıcı yeminler nelerdir?

SİYASİ PARTİLER KANUNU MADDE : 4

Madde 4 – Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışırlar. Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

MİLLETVEKİLİ YEMİNİ:

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa‘ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

CUMHURBAŞKANI YEMİNİ:

“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

***

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, Milletvekilleri yukarıda yer alan bütün koşullara yüzde yüz uymak zorundadır. Bu görevlerde bulunan kişiler Anayasa’ya (özellikle 2.maddesine), yasalara (özellikle de Anayasa’nın 174.maddesinin koruması altında bulunan Devrim Yasaları’na, örneğin Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na) saygı göstermek ve uymak zorundadır.

Bu kişilerin, görevleri süresince özel ve bireysel görüşlerini açıklamaları “dşünceyi açıklama özgürlüğü” bağlamında değerlendirilemez. Onların görüşleri, ettikleri yeminlerle sınırlıdır, bu yeminler bağlayıcıdır. Bu yeminlerin sınırlarını aştıkları, aykırı duruma geçtikleri zaman meşruiyetlerini tamamen yitirirler. Görevlerinin sona ermesi ve görevlerinden alınmaları gerekir.

Bir siyasal parti kuruluş kaynağı olan Siyasal Partiler Yasası’na aykırı eylemler içinde bulunamaz. İktidarda bulunan AKP partisi ve hükümeti bu yasaya aykırı eylemler içindedir.

Bu nedenle kapatılması gerekir.

AKP’nin milletvekilleri ve başbakanları ettikleri yemine aykırı davranış ve eylem içindedirler. Milletvekillerinin düşmesi gerekir.

Cumhurbaşkanı, ettiği yemine aykırı davranışlar ve eylemler içindedir, o halde bu görevinden ayrılması gerekmektedir. (Çünkü monarşik ve teokratik bir devletin başkanı gibi konuşmakta ve eylemektedir.)

Bunları yapamayan, yaptır(a)mayan, kendini koruyamayan bir Devlet kusurlu ve eksikli bir devlettir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı uluslar arası görüşme ve tartışmalarda herhangi bir dinin sözcüsü gibi konuşamaz. Çünkü kendileri teokratik değil, ama bir laik devletin cumhurbaşkanıdır. Görüşlerini ancak uluslar arası anlaşmalar, uluslar arası kurumların ve TC.Anayasası’nın ilkeleri bağlamında açıklamak zorundadır. Cumhurbaşkanı herhangi bir olayla ilgili olarak İslami bir kimlikle konuşacak olursa Humeynileşir, teokratik ve monarşik bir devletin başkanına dönüşür.

AKP hükümetleri, AKP kaynaklı cumhurbaşkanları, başbakanları ve milletvekilleri, iktidara geldiklerinden bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu cevherine, Anayasası’na ve devrim yasalarına karşı görüşler dile getirmişler ve eylemler yapmışlardır.

Bunun son örnekleri, Paris’teki ve Sultanahmet’teki suikast saldırılarından sonra iyice ortaya çıkmıştır. Cumhurbaşkanı ve başbakan, laik bir devletin cumhurbaşkanı ve başbakanın olmanın zorunlu kıldığı kimliklerinin dışına çıkmışlar ve teokratik bir devletin,  bir mezhep ve tarikatın temsilcisi ve sözcüsü rolünü üstlenmişlerdir. Bu türden bir rol, ettikleri yeminle çelişmektedir, bu yemin tarafından yasaklanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve bakanları kişisel inançlarını açıklayamazlar ve bu inancı sahip oldukları sıfatla savunamazlar.

Bu yazdıklarımı, nesnellikten uzaklaşmış akademiyanın ve medyanın anlayacağını sanmıyorum.  Ancak ben modern bir devletin ve görevlilerinin nasıl olmaları gerektiğini, hukuk konusunda bir otodidakt yazar ve şair olarak dile getiriyorum.

Bu görüşlerimi 1980’lerden bu yana (dost sohbetlerinde ve kahvehanelerde değil, kitap ve makalelerimde) dile getiriyorum. Bununla ilgili olarak üç örneği bilgi ve ilginize sunuyorum.  2008, 2009 ve 2010’da yayınlanan bu üç yazıda yer alan görüşlerler bugün çok daha anlam kazanmıştır. Özellikle de  “Parti kapatmak zorlaştırılmalıdır klişesine karşı çıkacak birini umutla bekledim.  Boşuna ! İş gene ‘tamirci’ye düştü ! ‘Parti kapatmak zorlaştırılmalıdır’ demenin ‘Sürücü belgelerinin iptal edilmesi zorlaştırılsın’ demekten farkı ne ?  Bence hiçbir farkı yok !”

Günümdeki partiler yasasının devletin şekli ve cumhuriyetin ilkeleri ile ilgili maddelerinin, şoför ehliyetinin iptaline sarhoşluğun yeterli olmamasından herhangi bir farkı bulunmamaktadır.

Buyurun okuyun efendim!

***

PARTİ  KAPATMAK KOLAYLAŞTIRILMALIDIR

“Parti kapatmak zorlaştırılmalıdır” klişesine karşı çıkacak birini umutla bekledim.

Boşuna ! İş gene “tamirci”ye düştü ! “Parti kapatmak zorlaştırılmalıdır” demenin “Sürücü belgelerinin iptal edilmesi zorlaştırılsın” demekten farkı ne ?  Bence hiçbir farkı yok !

Bir siyasal parti neden kapatılır ? Anayasa ve yasalar tarafından saptanmış kurulu düzen’i (müesses nizam’ı) değiştirmeye kalkıştıkları için kapatılırlar.

Bir zamanlar, anayasalar ve yasalar kurulu düzenin seçim marifetiyle değiştirilmesine izin vermedikleri için, aşırı sol parlamentarizme karşı idi; parlamentarizmi kabul eden sosyalist ve komünist partileri aforoz ederlerdi.

Türkiye bunun örneklerini yaşamıştır: Türkiye İşçi Partisi (TİP), TBMM’de legal muhalefet yaparken DEVGENÇ, MDD, THKO ve THKP-C  neden kurulmuştu acaba ?

Paragrafın başına dönelim : Anayasa ve yasalar kurulu düzeni temsil ederler. Yasalar, Anayasa’nın  verdiği sınırlar içinde değişebilir. Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada.

Kafaların anlaması gereken bir şey daha yazacağım :  Parlamenter demokratik düzende  anayasanın değişmez, değiştirilemez maddelerini değiştirmeyi istemek şiddet kullanmak niyetini gösterir. Değişiklikleri türlü çeşitli hile, fitne, fesat ve desise ile değiştirmeye kalkmak da şiddet kullanmakla eşdeğerlidir.

Dil bilincinden yoksun olanlar ne demek istediğimi anlayamazlar. Bu nedenle bir örnek vereceğim:

13 Nisan 2008 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan, Leyla Tavşanoğlu’nun Prof.Dr.Yaşar Gürbüz ile yaptığı söyleşiyi okudunuz mu ? Çağdaş bir bilim adamına yaraşır bir şekilde “Din totaliter bir ideolojidir!” diyor. Bu çok önemli ! Çünkü dini kendine referans yapmış bir siyasal partinin demokratiyi benimsemesi olanaksız ve  totaliter olması kaçınılmazdır. Gizlemek istese de gizleyemez ! Tıpkı AKP gibi.

Yaşar Gürbüz “İngiltere dünyanın en demokratik ülkelerinden birisi. Yazılı bir anayasası yok. İktidara gelenler hatta isteseler diktatorya bile kurabilirler. Ama bunu akıllarının ucundan bile geçirmezler” diyor.

Adım başı İngiltere örneğini vererek Anayasa’yı yol geçen hanına çevirmek isteyenler yukarıdaki cümleyi iyi okumalarıdırlar. Her şey ortada !

İngiltere’de yazılı anayasa yok ama hiçbir parti kurulu düzen’i değiştirecek bir girişimde bulunmuyor.Bizde kurulu düzen’in şekli Anayasa’da yazılı, ama İslamcı Milli Görüş partileri kurulu düzen’i temsil eden, devletin şekliyle, cumhuriyetin nitelikleriyle ve Anayasa’nın değiştirilemeyecek hükümleriyle ilgili 1, 2, 3 ve 4. maddelerine karşı düşmanca düşünce ve duygular beslemekteler. Beslemekten vazgeçmedikleri gibi amaçlarına ulaşmak için Makyavel’e bile meydan okuyorlar. Bu durumda, parti kapatmayı zorlaştırmak Anayasa’nın 1, 2, 3 ve 4.maddelerini rafa kaldırmak anlamına gelmiyor mu ?  Anayasa’ya saygı ve bağlılık bilinci oluşmadıkça bir ülkeye demokrasi yerleşmez. Bu nedenle, Türkiye’de parti kapatmak kolaylaştırılmalıdır ! Efendim ? Buyurun tartışalım !

(Hürriyet, 18 Nisan 2008)

***

AKP İKTİDARI ASLA  BIRAKMAYACAK

Dilerim yanılıyorumdur. İnşallah tarih önünde mahcup olurum ! Ama o zamana kadar bu kanımda ısrarlı olacağım. AKP partiler yasasına göre kurulduğuna göre, kuruluş biçiminde ve programında yasalara ve Cumhuriyet ilkelerine aykırı herhangi bir şey yok demektir.

Biçimsel (usul) olarak doğru bu ! Ama ya içerik (esas) ?

Bir siyasal parti bir eve benzer: Yangın, sel ve zelzele gibi bir doğal afet olmadıkça yerinde durur. Yapı malzemesi de evin ömrünü belirler. Yapı malzemesi yenilenmezse, yapı desteklenmezse doğal ömrünü tamamlar ve yıkılır.

Ancak ev ruhsatsız yapılmış ise kamu yıkımına karar verir. Yapı amaçları dışında kullanılıyorsa, mesken tanımlı konut işyeri olarak kullanılıyorsa bu dönüşüm Belediye tarafından yasaklanır.

Bu emsal, AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) Anayasal statükonun kurallarına göre kurulmuştur. Ancak bu binanın sahipleri, Milli Görüş partilerinin mirasçıları olarak şaibeli maliklerdir. Nitekim bu şaibe bir süre sonra fiile dönüşmüş ve AKP Anayasa Mahkemesi tarafından “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak”tan mahkûm edilmiştir. Ancak, her ne hikmetten ise, AKP’ye kesilen kapatma cezası, para cezasına çevrilmiştir. Bir Anayasal suç işlemiş olan bu parti şu anda ülkenin iktidar dizginlerini elinde bulundurmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin kararını tercüme edelim: “Laiklik”, cumhuriyet ve demokrasi rejimlerinin olmazsa olmaz oluşturanıdır, “oksiyen”dir. Bu karara göre AKP, cumhuriyet, demokrasi ve laiklik karşıtıdır. Ama ne var ki Türkiye otobüsünün ehliyetsiz şoförü olarak şoför mahallinde direksiyon sallamakta ve ülkeyi imam-valilere, imam-kaymakamlara teslim etmeyi normal saymaktadır. İmam-Başbakan döneminde bütün il ve ilçeleri “imamlar” yönetecek, hakim ve savcılarıyla adalet ve polis teşkilatı da imamlaştırılacaktır.

AKP gibi maskeli takiye partileri demokratik seçimlerle iktidara gelirler. Ancak demokratik seçimlerle iktidarı kaybedecek olurlarsa bir daha iktidara gelemeyeceklerini de bilirler. Seçmen halkın “Bunlar gitsin de kim gelirse gelsin!” evresine gelmesi AKP türünden partilerin iktidardan gitmemeye karar verdikleri menzildir.

İktidardan gittikleri an Başbakan’ın ve milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalkacak ve kendilerini Yüce Divan ve bağımsız yargının önünde bulacaklardır. Bu nedenle her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak zorundadırlar.

İktidarda kalmanın bir de ideolojik yanı vardır ki, bu da işleme  koyduğu sivil darbe’nin tamamlanması için, her ne pahasına olursa olsun, iktidarda kalmayı zorunlu kılar.

AKP henüz Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini değiştirme olanağını elde edememiştir. Cumhuriyet’in laik yapılarını tamamen değiştirememiş; Devrim Yasaları’nı yürürlükten kaldıramamış; Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu ilga edecek duruma gelmemiştir.

Türkiye’yi sarıp sarmalayan iç ve dış güçler AKP’nin bu misyonunu tamamlamasını istemektedirler. AKP bu nedenle, misyonunu yerine getirmek için demokrasiyi ve cumhuriyeti, yapılarıyla birlikte tahrip etme girişimini her ne pahasına olursa olsun devam ettirecek ! AKP’ye oy vermeye niyetli (lümpen ve çıkarcı olmayan) demokrat seçmen bu gerçeği görüyor mu ? İşbirlikçi, lümpen kafalı zibidi tayfası televizyonda benimle dalga geçse bile ben uyarılarımı sürdüreceğim !

(Hürriyet,  27 Mart 2009)

***

STATÜKO VE PARTİ KAPATMAK

Adamın biri “Statükocu partiler zafer kazanıncaya kadar tekrar mı edilecek seçimler?” diye soruyor. Şu “Statüko” sözcük-kavramının anlamını bir türlü öğrenemedi yazıcılar. Ama ben öğretinceye kadar yazmaktan vazgeçmeyeceğim.

Latince “Status quo”nun Türkçe anlamı : Var olan durum, mevcut düzen.

Siyasal partiler bağlamında statüko kapitalist düzeni sürdürmeyi savunan sağcı, burjuva partileri işaret eder. Ama bu anlamda kullanmıyorlar. Statüko, karşıtları için, burnu kırılması gereken “Cumhuriyet”, kökü kazınması gereken devrimlerdir. AKP ve yandaşlarına göre “Statüko = laik düzen”dir!  Bu durumu “askerî vesayet” diye ifade ediyorlar. Ayrıca Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi de statükonun temsilcileridir.

Evrensel anlamda “Statüko”, kurulu düzen, kapitalist düzen anlamına gelir. Sol, sosyalist ve komünist partiler statüko karşıtı partilerdir.

Parlamenter demokrasilerde statükoyu vırzırt değiştirilemeyen bir anayasa belirler. ABD’nin, Fransa’nın ve Türkiye’nin siyasal statükosunu anayasaları belirlemiştir.

Sözü Türkiye’ye getirecek olursak : Türkiye’nin siyasal statükosunu mevcut Anayasa’nın 4.maddesi saptamıştır : “Anayasanın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2.maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3.maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

Biraz daha açacak olursak : Anayasanın 2.maddesinde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti….demokratik, laik ve sosyal hukuk devletidir” ilkesi  Türkiye Cumhuriyeti’nin statükosudur. İster anlaşalım, ister anlaşmayalım, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal statükosunu belirleyen ilk dört madde konusunda herkes uzlaşmak zorundadır. Uzlaşanlar legaldir (yasaldır), uzlaşmayanlar illegaldir (yaşa dışıdır).

Durum böyle, ama, illegal demokratörler, anayasanın ilk dört maddesine sıkı sıkıya bağlı olanları statükocu yani legal (yasal) oldukları için suçluyorlar.

Daha önce de yazdım : Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün siyasal partileri Anayasa hükümlerine ve siyasal partiler yasasına göre kurulurlar.

Durum böyle iken Anayasa Mahkemesi’nin statükoyu (kurulu düzeni) yani Anayasa’nın ilk dört maddesini dolaylı ya da doğrudan değiştirmeyi amaçlayan partileri kapatmasına şaşanlar var. Bu şaşkınlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihat kriterlerinden, Venedik kriterlerinden söz ederler. Ama AİHM’nin Refah Partisi kapatılma davasındaki kararının Türkiye Cumhuriyeti anayasasına bakarak vermiş olduğunu hiç dikkate alınmaz.

CHP, Adalet Partisi, MHP, Yeni Türkiye Partisi, ANAP hakkında neden hiç kapatma davası açılmamıştır? Kapatma davası neden hep laiklik karşıtı ve bölücü partiler için açılmıştır? Bu  konuda hiç düşünülmez. Siyasal partileri Anayasa Mahkemesi’nin kapattığı sanılır ama aslında Statüko kapatır.

(Hürriyet 24 Mart 2010)

ÖZDEMİR İNCE

16 OCAK 2015

 

 

 

 

 

“DEVLET DİNGONUN AHIRI DEĞİLDİR!” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.