DEVLET VE BEN

Son zamanlarda devletle ilişkilerimde başarıdan başarıya koşuyorum. Birkaç çok önemli işimi hallettim: Yeşil pasaportumu uzattım, Nüfus Cüzdanımı değiştirdim, kaybettiğim emekli tanıtım kartımı yeniledim. Sıra uluslararası ilişkilerimi düzeltmeye geldi: İlk kez ABD vizesi almak için başvuracağım. Şimdi bunun ön araştırmalarını yapıyorum.
Hiç belli olmaz: Gazeteden bir yere gönderirken vizen var mı, diye düşünmüyorlar. Falanca uçakla filanca ülkeye gitmen gerek diyorlar. Ben görevlendirildiğim zaman mırın kırın etmeye alıştırmadım kendimi.
Bir de bakarsınız, benim bekar oğlan evlenmeye karar verir. Boston’a Moston’a kız istemeye giderim.
***
“Devlet” dediğim zaman gözümün önüne annem Kör İbram’ın kızı Nasibe gelir. Kör İbram: Galiçya’da, Çanakkale’de savaşmış, CHP tek parti yönetiminin Demirışık köyü (Mersin) muhtarı ve imamı. Caminin önünde ayakta durur, şapkanın yönünü ters çevirir, sağ elini kulağına götürüp “Tanrı uludur, Tanrı uludur, Tanrı’dan başka yoktur tapacak, Tanrı’nın elçisidir Muhammed!” diye ezan okurdu.
Dedem Kör İbram saban yapmakta, katran ocağı kurmakta ustaydı. Arada bir elindeki baltayla ayağını keserdi.
Mersin’e geldiği zaman CHP’ye ve Halkevi’ne uğrar, onların kendisine verdiği broşürleri bana okuturdu. İlkokul birinci sınıftaydım.
Meclis söylevleri “Bravo sesleri ve alkışlar!” açıklamasıyla biterdi.
Annem Nasibe, dedem Kör İbram ve devlet makinesi!
***
Bir de teyzemin kocası Avgan İbram vardı. Mersin limanı yapılırken, kayaları taşıyan ağır yük kamyonlarından birinin çarpmasıyla hastanede öldü.
Avgan İbram, Ziraat Müdürlüğü’nde çalışırdı. Yaban domuzuyla mücadele takımında. Öldürülen yaban domuzlarının sayı ve istatistiklerini bana yazdırırdı.
***
Annemi şöyle anımsıyorum. Sol ayağını altına almış, başında beyaz yemeni, karyolanın altından selesini çekmiş, ağzında İkinci sigarası, ağlamaklı sesle mırıldanarak, homurdanarak kağıtları karıştırıyor. Okuma-yazma yok ama kağıtları, makbuzları biçimlerinden tanıyor. Bu Bekçi Parası, şu Yol Vergisi. “Demir, gel hele bir bak şuna!” Güzel annem benim!
İkide bir kapıya dayanan tahsildarlarla kavga ederdi. Tahsildarların kendisini kandırdığını, ödediği verginin parasını yeniden istediklerini düşünürdü. Devlete ve belediyeye güvenmezdi.
Ağlardı. “Gözü kör olasıcalar!” derdi.
***
Annem yüzünden devleti sevmezdim. “Ana rahmine haklı düşenler”in büyük bir çoğunluğu da dedeleri, babaları yüzünden devleti sevmezler. Benim sevmememe sevmeme denmez aslında, korku denir.
Devlet memurları işlerimi geciktirmeden yaptıkça devlet korkum azalıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne, Beyoğlu Nüfus Müdürlüğü’ne ve Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne çok teşekkür ederim. Devlet korkumu azalttıkları için!