DİKTATÖRLÜĞÜN SİMGESİ OLARAK MİLLİ İRADE

Bugünkü yazımı, 30 ocak cumartesi günü yayınlanan, “Başbakan’ın Diktatörlük Anlayışı” adlı yazımdan yapacağım iki alıntı üzerine kuracağım:
***
1) “Türkiye’de değişimin lokomotifi olan bir hareketi sivil faşizmle itham ediyorlar. Demokrasinin gelişmesini mi istemiyorlar, demokratik değişime mi tahammül edemiyorlar ?”
Nereden bakılırsa bakılsın kerameti kendinden menkul bir cümle. Dilimizde bir deyim vardır, “Kendin öğünme başkası övsün seni” der. Demez mi ?
Başbakan “Türkiye’de değişimin lokomotifi olan hareket” dediğine göre, ekonomik ve toplumsal yönde değişimleri işaret ediyor olmalı. Gerçekten değişim oldu, ama kötü yönde oldu : Özelleştirilen kamu kuruluşları satın alanlar tarafından kapatıldı, işçileri kapı önüne konuldu. Yabancılara satılan bankalar, kamu kuruluşları kârlarını, Türkiye’ye herhangi bir yatırım yapmadan, kendi ülkelerine taşıdılar. Yoksul kitle, sayısı katlanarak çoğaldı ve daha da yoksullaştı. İşsizlerin oranı yüzde 20’ye dayandı.
Bu değişimin tek doğru yanı var : Ulusüstü (metanational, uluslarüstü) sermaye Türkiye’yi daha çok esir aldı. Yerli ve yersiz zenginler daha da zenginleştiler, daha az vergi verir oldular.
***
2) “Yürütmenin (hükümetin), yasamanın (meclisin) üzerine çıkıp yargıyı denetim altına almasına günümüzde diktatörlük deniliyor.
AKP hükümeti (yürütme erki) TBMM’nin (yasamanın) yetkilerine fiilen el koymuş değil mi ? Yüksek Mahkemelere (Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay) en kısa zamanda el koymak istemiyor mu ? Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu neden çalıştırmıyor ?
Bu özellikleri olan bir iktidarın diktatörlük ve sivil faşizm özentisi içinde olduğunu söylemek, haksızlık mıdır ?”
***
1.Kanıt : İnsanları suçlamak ve “Masum olduğunu” kanıtla demek, faşizme özgü bir yargılama usulü ve zihinsel yapıdır. Demokrasilerde, ister yargıda ister siyasette olsun, iddiayı kanıtlamak iddia sahibine aittir. Türkiye’de hangi tarz egemen ve yürürlükte ?
2.Kanıt : Antidemokratik girişim ve uygulamalarına totaliter ve jakoben “Milli İrade” kaftanını giydirmek sivil faşizm sayılabilir. Türkiye öylesine bir garip ülkedir ki Anayasa Mahkemesi bile bir raportörünün okuduğu bir kararda bu kavramı kullanmakta. Kararı kendi gözlerimle okumadığım için kafamda bir soru işareti var.
Milli İrade hem totaliter ve jakoben hem de soyut bir kavram. Bu nedenle bu kavramı matematikle somutlaştıralım : Milli İrade diye bir şey var ise bunun bir de tamamı vardır. Yüzde yüz milli iradeyi temsil ettiğini sadece hükümdar ileri sürebilir. Demokrasilerde hiçbir siyasal parti seçmenlerin tamamının oyunu alamayacağı için, irade-i milliye partiler arasında bölüşülür. TBMM’de temsil edilen AKP, CHP, MHP, BTP (DTP) gibi partiler aldıkları oy oranı kadar milli iradeyi temsil ederler.
Seçime giren partiler arasında ÖDP, TKP gibi sol partiler var. Aldıkları oy oranı “yüzde” ile değil “binde” ile hesaplansa bile onlar da milli iradeyi temsil ederler.
***
(Varsa) yüzde yüz milli iradeyi, sadece, aralarında Anayasa Mahkemesi olmak üzere “Türk Ulusu Adına” karar veren Yargı Erki temsil eder !