DİNİ DEĞERLERİ ALENEN AŞAĞILAMA DAVASI

 

 Hürriyet (2000-2012) ve Aydınlık (2012-2014) gazetelerinde yazdığım yazılarla ilgili olarak İslamcı çevreler ve Adnan Oktar tarafından hakkımda birçok daha açıldı. Savcılıklar bunların büyük bir çoğunluğu hakkında “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar” verdiler. Açılan az sayıda davalar ise aklanma ile sonuçlandı. Bu kararların hiçbiri ne çalıştığım gazetelerde ne de öteki basın organlarında yer aldı. Yer almaları için de hiçbir özel çaba sarfedilmedi. Ancak günümüzde düşünceyi açıklama özgürlüğüne karşı olağan eleştiriye kapalı çevrelerin, zihniyet dünyasına tanıklık etmesi için, bunlardan birini bilginize sunuyorum.

Özdemir İnce

14 Ocak 2015

***

CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI BASIN BÜROSU

Soruşturma No   : 2014/273

Büro No             : 2014/273

Karar No            : 2014/6673

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR

DAVACI         : K.H.

MÜŞTEKİ      : YALÇIN KARABİNA

ŞÜPHELİ        :ÖZDEMİR İNCE

MÜDAFİİ       : Av. MEHMET NURİ AYTEKİN,

SUÇ                : Basın Yoluyla Dini Değerleri Alenen Aşağılama

SUÇ TARİHİ   : Eylül 2013

Soruşturma Evrakı İncelendi:

Müşteki tarafından verilen şikayet dilekçesinde. Eylül 2013 tarihinde yayınlanan. Ozdemir Ince’nin yazdığı “Cehaletin Rönesansı” isimli kitapta Bediüzzaman Said Nursi, Şeyh Nazım Kıbrisi, İskilipli Atıf Hoca gibi din büyükleri hakkında (meczup, devrim düşmanı, megolaman, mitoman, zır cahil…) gibi sözler kullanılarak, ifade ve eleştiri hakkının sınırları aşılıp, milyonlarca insanın bağlı olduğu, gönülden sevdiği, saydığı İslam büyüklerine hakaretler edilerek, dini değerlerin aşağılandığı, şüphelinin daha öncede muhtelif yazılarında dini değerlere yönelik hakaretlerde bulunduğu belirtilip, bilgisayar çıktıları sunulmuştur.

Şüpheli Özdemir İnce savunmasında, bir bölümü yabancı dillere çevrilmiş 130 civarında kitabı bulunan bir yazar ve şair olarak, ömrünün Cumhuriyeti ve Atatürk devrimlerini savunmakla geçtiğini, ana fikri arka sayfasında kısaca aktarılan “Cehaletin Rönesansı” isimli kitabında, daha önce yazılmış makaleleri doğrultusunda: AKP iktidarının eğitim, insan hakları ve pek çok konudaki Cumhuriyet’.değerlerine aykırı uygulamalarını. Başbakanın Tcvhid-i Tedrisat Kanunu ile İmam Hatip okulları konusundaki ısrarlarını eleştirdiğini, kitabın bütünlüğü dikkate alındığında, dini değerleri aşağılayıcı ifadelerinin ve kastının bulunmadığının görüleceğini, şikayetçinin kendine göre din büyüğü saydığı kişilerin, tarafsız ve bilimsel görüşe sahip kişilerce din büyüğü kabul edilmediğini, Said Nursi ve İskilipli Atıf Hoca’nın biyografilerini okumak ve hangi gerekçelerle mahkum olduklarını görmek, bu üç kişinin kimlik ve kişilikleri hakkında bilgi veren eleştirel görüşlerin de herkesçe kabul edilen din büyüğü olmadıklarını ortaya koyduğunu, dolayısıyla bu kişilerin kişilik haklarına saldırıldığından bahisle müştekinin şikayet hakkının da bulunmayacağını, sözlük anlamları dahi hakaret olarak değerlendirilmeyen, şikayet konusu sözcükleri (isim ve sıfatlar) bir edebiyat yazarı olarak, üslubu renklendirmek ve canlandırmak için kullandığını, düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığını belirterek, din büyüğü olarak gösterilen kişiler hakkında yazılmış, Mustafa Yıldırımın kaleme aldığı “Meczup yaratmak”. Turan Dursun’un “Müslümanlık ve Nurculuk” isimli kitapları, internet çıktılarını delil olarak sunmuştur.

Anayasamızın 90/5. maddesinde yer alan “usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa mahkemesine başvurulamaz. Usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas olun” hükmü uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası haline gelmiştir.

Anayasamız 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu açıkladıktan sonra , 12. maddesinde yurttaşların kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip bulunduğunu belirterek, bunlar arasında saydığı düşünce özgürlüğünü 25 ve 26.ıncı maddeleriyle koruma altına almıştır. Ayrıca, 24. maddede yer alan, ” herkes , vicdan , dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.” kuralı çerçevesinde, bireyin “dinleri tartışmak, eleştirmek” , “dine İnanmamak” , ” din sistemlerini toplumsal gelişme açısından değerlendirmek” türünden davranmak , görüş açıklamak hakkı da vardır, imzaladığımız uluslararası sözleşmelerde de , AİHS 10. maddesi, Birleşmiş Milletler Dinsel Hoşgörüsüzlüğün Önlenmesi Bildirgesi gibi , din özgürlüğü ve dinsel görüş açıklamak hakkı temel insan haklarından sayılmaktadır. Düşüncenin açıklanması hürriyeti kişiye, beğenmediği uygulamaları tenkit etme, düşüncelerine uygun şekilde davranabilme ve doğru olduğuna inandığı fikirlerini başkalarına kabul ettirme imkanlarını da vermektedir.

AİHS 10. maddesi ile ilgili olarak AİHM’nin birçok kararında vurgulandığı üzere “ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir, bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendisinı geliştirmesinin temci koşullarından birini oluşturur.” (Lingens-Avusturya davası), AIHS’nin 10. maddesindeki koruma küçük gruplar veya tek bir kişi tarafından dile getirilen bilgi ve kanaatleri de, bunlar çoğunluğa sarsıcı gelecek türden bile olsa bunları da kapsar. (On Liberti-1859), (Thorgeirson-Izlanda 1992), (Handside v.Birleşik Krallık) görüşlerinin daima gözetilmesi gerekir.

Keza, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.11.2004 tarih 2004/206, 15.3.2005 tarih 2005/30, 29.04.2008 tarih 2008/92 sayılı kararlarında işaret edildiği gibi, eski TCK.nun 175.inci , Yeni TCK.nun 216/1-3 maddesinde düzenlenen halkı din ve mezhep farklılığına dayanarak kin ve düşmanlığa tahrik, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçunun oluşabilmesi için, kışkırtmanın farklı halk topluluklarını birbirine karşı düşmanlığa sevk etmesi ve “kamu güvenliği” için tehlikeli olabilecek yeterlilikte olması, tehlikenin somut ve yakın tehlike olması, kışkırtmanın şiddet içermesi, fiilin “kamu banşını ” bozmaya elverişli olması gerekmektedir. Öngörülen suç unsurlarından herhangi birinin eksikliği durumunda suç oluşmayacaktır. Toplum kesimleri arasında oluşmuş ve ortaya çıkan bir infial, herhangi bir taşkınlık saptanmamış, kamu güvenliğini ve kamu banşını bozan herhangi bir somut olgu da meydana gelmemiştir.

Demokratik toplumlarda varlığı tartışmasız kabul gören “eleştiri yapma hakkı” anayasada kişinin hak ve ödevleri başlığı altında yer alan “düşünce açıklama ve yayma hürriyetinin” bir parçası ve uzantısı olup, AIHM ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.7.2006 tarih,2006/181 sayılı kararlannda değinildiği gibi; eleştirinin, ancak toplumu irkiltmesi ve yanılgılan çarpıcı bir biçimde ortaya koyabilmesi için yapılması ve bir ölçüde saldırıyı içermesi doğaldır. Bunun sonucu olarak onurları vc saygınlıkları örselenecek kadar şiddetli olsa bile, eğer eleştiri hakkının kullanılması söz konusu ise, suçta hukuka aykırılık öğesi oluşmayacaktır. Zaten, TCK 216. madde açısından, 218. maddede eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağı da hüküm altına alınmıştır.

Şikayete konu. Kaynak Yaymlarınca Eylül 2013 tarihinde basım ve dağıtımı yapılan, 290 sayfadan ibaret “Cehaletin Rönesansı” isimli kitap incelendiğinde; şiir, roman, çeviri , deneme, eleştiri ve siyasi kitapları bulunan, bir çok ulusal ve uluslararası ödül sahibi olan yazar ve şair Özdemir İnce’nin pek çok konu hakkında yazılmış makalelerinden oluştuğu, yazıların önemli bir bölümünün, Türkiyc’de insan yetiştirme politikaları ile ilgili, bu politikaya egemen olan zihniyetin uygar dünya kriterlerinin nasıl gerisinde kaldığını, bilimsellikten uzaklığını irdeleyip, cehaletin sözde dinsel eğitim sistemiyle beslenip haşır neşir olduğunu vurguladığı, “yeniden doğuş” anlamındaki rönesansı, sözcük vc tarihsel çerçevesinin dışında kullanarak, cehaletin yaygınlaşmasma, bütün iktidar erklerini ele geçirmesine dikkat çekmek istediği, “Cumhuriyetin saatini bozma mezhebi” bölümünde. Türk sağının daha Cumhuriyet devrimi ile birlikte feodal ve dinci gericilikle nasıl yıkıcı bir işbirliği içerisine girdiğini ve neden gerçek anlamda merkez sağ partinin oluşamadığını açıkladığı, “İslamcı Mitoslar ve Solcu Dindarlık” bölümünde ise, dincilik üzerinden siyaset yapanların açmazlarını ortaya koyup, ahlak , vicdan ve bilimin yanına uğramayanların dini topluma bir afyon olarak sunduklarım, üçüncü bölüm olan “Siyasal İslam Öldü, Yaşasın İslamcılık” da ise, rcel islam pratiğinin sorgulandığı, kız ve erkek lise öğrencilerinin birbirlerine 45 cm’den daha fazla yakınlaşmalarını İslam adına yasaklayan müdürden, Türkiyenin buhranım islam birliği ile aşabileceğini iddia eden Mehmet Şevki Eygi’ye kadar çeşitli kesimler ve düşüncelerle girilen polemiklerin yer aldığı, yeni “Osmanlıcılık ya da mutsuz sefalet ” isimli bölümün de giriş anahtarı niteliğinde olup bu bölümde Cumhuriyet devriminden rövanş alma üzerine kurulu bir hesaplaşmayı gösterdiği, kitabın son bölümünün ise, Arap dünyasındaki gelişmelerle ilgili olup, “Arapların gerçek baharı: Laiklik” adlı bu bölümde,Arap ülkelerindeki ayaklanmaların ancak laiklikle birleştiğinde anlamlı olabileceğini ve halkın yaşam koşullarının gerçekten değişebileceğine vurgu yapıldığı, bilim dışılığın egemenlik sahasının genişlemesiyle dincilik referansh cehaletin artmasının paralel gelişme gösterdiğinin ortaya konulup, “Cumhuriyete kıymayın!” yazısı ile son bulan kitapta, doğrudan din büyüklerinin hedef alınıp, aşağılanmadığı, gerek bu kişiler hakkındaki eleştiriler gerekse delil olarak sunulan kitaplardaki tespitler doğrultusunda, siyasilerin dahi referans aldığı, peygamber, sahabe, dört mezhep imamı, hadis alimi, Silsile-i Aliyyc büyüklerinden de olmayan kişilerle ilgili bir kaç cümlelik saptamalara yer verildiği, şüphelinin kendi bilgi birikimi, dünya görüşü, değer yargıları doğrultusunda ifade özgürlüğü kapsamında . düşüncelerini açıkladığı kanaatine varılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlere şüpheli hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığıa, kararın bir örneğinin ifadesi alınan şüpheliye ve tebliğinden itibaren  15 gün içinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine itiraz hakkı saklı kalmak üzere müştekiye tebliğine CMK 172-173 madde uyarınca karar verildi.23/01/2014

***

NOTA BENE:  Yazıyı aynen taramayı beceremediğim için, üzerinde savcının adını imzasını ve savcılık mührünü taşıyan son sayfayı tarayarak aynen ekliyorum: SAVCILIK KARARI

“DİNİ DEĞERLERİ ALENEN AŞAĞILAMA DAVASI” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.