DOM HELDER CAMARA

“Yoksulların, açların karnını doyurduğum zaman benim bir aziz olduğumu söylüyorlar. Ama yoksulların neden yiyecekleri olmadığını, açların neden aç olduğunu sorduğum zaman da benim bir komünist olduğumu söylüyorlar”
Bu cümle Dom Helder Camara’ya ( 1909-1999) ait.
2010 yılında bazı çevrelerde “Sol İlahiyat”tan söz edilir oldu. Şimdi bana “Nedir bu sol ilahiyat?” diye sorabilirsiniz? 22 aralıktan bu yana onun ne olduğunu anlatıyorum zaten.
Sorunun Türkiye’ye düşen payını basitleştirecek olursak, “sol ilahiyat” gereksiniminin kökeninde “Türkiye’de sol neden iktidar olamıyor? sorusu var. Bu saçma sorunun da yanıtı bir o kadar saçma: “Çünkü Türk solu halkı tanımıyor, halkın gereksinimlerini bilmiyor, halkın değerlerine saygı göstermiyor, çünkü Jakoben!”
Bu saçmalığı siyaset bilimciler de, sosyologlar da ve siyasetçiler de yapıyorlar
Ben size bugün bir sol halk önderi Latin Amerikalı rahibi tanıtacağım:
***
Yoksulların savunucu-sözcüsü (avukatı), Kurtuluş Teolojisi ve şiddet karşıtlığı havarisi olarak ünlenen Dom Helder Camara, halk kitleleri tarafından Kurtarıcı İsa’nın imgesini yansıtan biri olarak kabul edildi. Bir genç rahip olarak Brezilya’nın aydın katmanıyla ilişki kurdu. Yüksek Öğrenim Kurulu’na üye seçildiği için Rio de Janerio’ya gitti. Karizması ve sayısız nitelikleri medyayı, Milli Eğitim Bakanlığı ve belediyeyi etkiledi. Böylece başkentin en tanınmış insanlarından biri oldu. Ama o, Kilise’ye hizmet etmeyi tercih etti: Brezilya Piskoposlar Örgütü’nü kurdu ve örgütün başkanı oldu. 1955 yılında Rio’nun Başpiskopos Yardımcılığı’na getirildi. Bu görevde, bir Kilise mensubu olarak, başkent yoksullarının durumuna toplumun dikkatine sundu ve kendisine hemen “Gecekonduların Piskoposu” adı tıkıldı. Bu arada, “Tanrı’nın Bankası” adlı bir yardım kuruluşu kurdu.
***
1964 yılında, ordunun iktidarı ele aldığı ve “yıkıcılar”ın peşine düştüğü dönemde, Olinda ve Recife Başpiskoposlukları Başpiskoposluğuna getirildi. Yoksulların haklarını savunmak için Sivil Toplum ile Kilise’yi birleştirmeye çalıştı, ülkesindeki toplumsal eşitsizliklere eleştirdi, yoksulları eğitmeyi amaçlayan “Umut Hareketleri”ni başlattı. Kurtuluş Teolojisi ile şiddet karşıtlığından esinlenen Adalet ve Barış hareketini kurdu. İşte bu sırada kendisini “Kızıl Piskopos” olmakla suçladılar, o da yanıt olarak yazımın başında yer alan cümleyi söyledi.
Yakın dostu Rahip Pereira Neto’nun öldürüldüğü sırada, zenginliklerin en adil bir biçimde bölüşülmesi gerektiğini vaaz etti, yoksullar için evler inşa etti ve yoksullar için “enformasyon servisi” kurdu.
Dom Helder Camara’yı merak edenler artık kendileri araştırma yapsın. Benim amacım, Latin Amerika’da solun Kilise’ye sığınmadığını, tam tersine Kilise’nin sol ile buluştuğunu, gidip yoksulları ve solu bulduğunu göstermek. Türkiye solu, tesbih çekerek, namaz kılıp oruç tutarak, içki içmeyerek ya da ortalıklarda türbanlı kadınlarla dolaşarak avantacı ve hurafeci Müslüman kesimi etkileyemez. Tam tersine yozlaşır! Yoksul halk, bir gün, ihtiyacı olduğu zaman Sol’u bulacaktır. Ama o zamana kadar sol vakur ve saygın kalmayı başarmalı!