“DONUN TEMİZ Mİ”, YA ELLERİN ?

(Myriam ve Magnus arasında demiryolu köprüsünde intiharlarından az önce şöyle bir diyalog geçer) :
MYRIAM : …Gömleğin temiz mi ?
MAGNUS : Evet.
MYRIAM : Ya iç donun ? O da temiz mi ?
MAGNUS : Myriam !
MYRIAM : Niçin Myriam’mış ? Annem bana hep derdi: “Myriam, kızım, sokakta bir kaza geçirdiğini ve külotunun kirli olduğunu düşün ! Ailemiz için ne utanç verici bir şey!”
MAGNUS : Myriam, gıcır gıcır yeni para gibiyim !
MYRIAM : Güzel ! Öyleyse içim rahat ! (Sessizlik) Güzel bir hayat yaşadık Magnus.
MAGNUS : Evet. Ama hiçbir şeye yaramadık.
MYRIAM : Elimizden geleni yaptık biz. Hiçbir işe yaramadığımızı kim söyleyebilir? Yirmi yıl, otuz yıl, elli yıl sonra bir gün, insanlar Gottchalk adlı bir Alman tiyatro sanatçısının, zorladıkları halde karısından ayrılmaktansa onunla birlikte ölmeyi tercih ettiğini öğrenecekler. Ve o zaman, “İşte kendi tarzında hayır diyen dürüst bir adam” diyecekler. Ve bir an bizi düşünecekler, bu süre içinde biz tekrar yaşayacağız Magnus.
MAGNUS : Evet, belki…
(El ele tutuşurlar. Demiryolu köprüsünün korkuluğuna oturmuşlardır. Gülümserler. Uzaktan bir tren düdüğü.)
***
Engin Yıldızoğlu’nun “Liberal Entelijansiya ve Herr Höfgen’in Trajedisi” (Cumhuriyet, 30.01.08) başlıklı yazısının son paragrafını okuyunca aklıma yukarıdaki diyalog geldi. Ama ilkin Engil Yıldızoğlu’nun satırlarını okuyalım: “Liberal entelijansiyanın halini, liberalizmin toplumsal süreçleri anlamaktaki yetersizliği ile ancak bir yere kadar açıklayabiliriz. Ondan ötesi için benim aklıma, AKP için anayasa taslağı hazırlayan Prof.Özbudun ve ekibinin şimdi kaygılanmaya başladıklarına ilişkin haberleri okuyunca, Istvan Szabo’nun Mefisto filmindeki Hendrik Höfgen geliyor, sanatını icra etmek için bilincini terk eden artist…”
***
Istvan Szabo’nun filmi gerçekten güzeldir ama filmin gerisinde Klauss Mann’ın 1930’ların Nazi Almanyasında geçen Mefisto adlı muhteşem romanı vardır. Ariane Mnouchkine romanı tiyatroya uyarladı ve ben de oyunu 1980’lerde Türkçeye çevirdim (Can Yayınları, 1990).
Önsözde şöyle yazıyorum : “Mefisto, roman ve oyun olarak, zorbaya hizmet etmemeyi seçen,
işkencelerde, ölümlerde, sürgünlerde, yoksunluklarda özgürleşen bireyleri, La Boetie’nin ‘Hizmet etmemeye karar verin ve özgürleşin!’ diye uyardığı insanları, zorbanın ellerini ve bu ellerin marifetlerini sergiliyor.”
Devrimci Hambourg Tiyatrosu’nun komünist oyuncularının kaderleri sergileniyor : Ya Naziler tarafından öldürüldüler, ya eşi Myram Yahudi olduğu için onunla birlikte intihar etmek zorunda kalan Magnus’un kaderini paylaştılar ya da Herr Höfgen gibi sanat aşkı yüzünden Nazilere hizmet ettiler. Sanat (meslek) aşkı kutsaldır, ama hangi bağlamda olduğu da önemlidir. Şu anda Türkiye’de sahnelenmekte olan Karşı Devrim oyununu dikkate almadan meslek ve sanat icra edilemez ! Türban gibi Mefistoluk da bir simgedir !