DÜĞÜN EVİ

Kendi yazdığım metinlere  düşünen kalbin, hisseden beynin şiirleri diyorum ben. Düşünen organ hissediyor, hisseden organ düşünüyor. Olmaz mı, olur! Bir çorap gibi kendinizi tersine çevirirseniz olur.
Mallarmé’nin  yıllarca başıma bela kesilen şu cümlesinin günün birinde işime yarayabileceği aklıma bile  gelmezdi. Şiir ve şiirde anlam konusunda başı derde girmiş herkes bilir: Kendi kendine şiirler yazan ressam Degas, günün birinde yazma konusunda karşılaştığı güçlükleri anlatmak için  Mallarmé’ye,  “Sizin mesleğiniz cehennemî bir iş. Yapmak istediklerimi bir türlü gerçekleştiremiyorum, oysa bir yığın düşüncem var” der…
Mallarmé onu şöyle yanıtlar: “Aziz dostum Degas, şiir düşüncelerle değil, sözcüklerle yazılır.” 1

Her sanatsal yaratının bir anlam yaratma serüveni olduğundan habersiz bazı saf kişiler, Mallarmé’nin düşünceyi şiirden kovduğunu sanırlar. Peki, sözcükler bir nesnenin, bir duygu ve düşüncenin anlam içeren işareti (imi) değil mi?
Uzatmayalım, şair için sözcükler araçtır, sonucuna varıyordum. Ressam için desen ve  renk, müzisyen için nota, şair için sözcükler.
Bir süre sonra bu formülden pek emin olmamaya başladım.
Şair sözcüklerden kaçamıyor ama ressam desen ve renkten kaçarak da resim yapıyor, yapabiliyor. Doğada hiçbir nesnel bağlaşığı (objective corrélative) olmadığı sanılan imler, imgeler resim olabiliyor.

Çağdaş resimde “im”e (signe) resim eleştirmenlerinden bir itiraz geleceğini sanmam. Acaba resimde imgeye (image) ne der bu bilgin insanlar?

Ressamlar şairlerden daha özgür. Şairler erselik olabilir, kendi kendini dölleyebilir. Çünkü hem erkeklik hem de dişilik organları vardır.

Uzun yıllar önce Şiir ve Gerçeklik 2 adlı kitabımda yer alan “İmge ve Serüvenleri” adlı bir denemeden bir alıntı yapacağım:

Roger Caillos, Şiir Sanatı 3 adlı kitabında bir öykü anlatıyor: New York’un Broooklyn köprüsünde dilenen bir kör varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri, adamcağıza günlük kazancının ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci, iki dolara zar zor ulaşığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine, kör dilencinin göğsündeki sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra tekrar dilencinin boynuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi artıracak bir yazı yazdım. Bir ay sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana.”
Dediği gibi bir ay sonra gelmiş. “Bayım size nasıl teşekkür etsem acaba?” demiş dilenci, “şimdi günde on-on beş dolar kadar topluyorum. Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız?”
“Çok basit” diye yanıtlamış adam, “tabelanızda doğuştan kör yazıyordu, onun yerine bahar geliyor  ama ben gene göremeyeceğim” diye yazdım.
“Sanırım söz sanatının, dolayısıyla yazın ve şiirin başlangıcı, kaynağı buradadır” diyor Roger Caillois.

***

Ben resimlere bakarak şiir yazdım. Abidin Dino’nun kimi tablolarına bakarak: “Abidin Dino’nun Çiçekleri” 4: Ama itiraf  edeyim ki çerçeveli tablolardan çok o tabloların adlarından etkilendim. Bunda şaşırtacak bir yön yok. Çünkü adlar resimlerin özünü, özündeki anlamı imliyordu. İşaret ediyordu.
Bu böyle olmayabilir de… Tabloya kendim bir ad verebilirim ve o adın lokomotifine takılacak vagonlar yapabilirim.

Fakat, elinizdeki kitapta her şey benim anlattıklarımın tersine olmuş, olması gerekir. Çünkü özne (fail) ressam. Ressamın karşısına koyduğu şiirin metnine ne yaptığını, metni ile ne yaptığını kendisinden başka kimse bilemez. Bazen kendisi de bilemez.

Ressamın bir şiir metnine bakarak yaptığı resim, şiirden resme, sözcükten resim elemanlarına ve bu elemanlar aracılığıyla yaptığı bir çeviri (tercüme) değildir. Peki nedir? Elbette resimdir ve bir çeviri değildir. Tersine: Benim Abidin Dino’nun resimlerine bakarak yazdığım şiirler de resimden sözcüklerle yapılan bir çeviri değildi. Bir kez daha böyle bir şey yapsam, gene çeviri olmayacak.

Şiirin anlamı soldan sağa doğru yazılan satırların oluşturduğu yüzey yapıda değildir; yukardan aşağı doğru inen dizelerde de değildir. O şiir sayfasının üzerine yapışmış olduğu şiirin derin yapısındadır. Anlam şiirde yazılı değildir. Anlam okurun kafasındadır, imgelemindedir. Ancak, her okurun imgelem gücü eşit ve aynı olmadığı için, eriştikleri anlam birbirine benzer olamaz.

Bir şiirin ressamın kafasında resme dönüşümünü sağlayan simyayı, boş mekanın üzerinde oluşan kimyanın formülünü vermem mümkün değil. Ben yapsam yapsam el yordamıyla yaparım.

Ama bir “Şeytan Dölü” var, adı Arthur Rimbaud. Yapsa yapsa o yapar, zaten yapmıştır. 1870-1871’de 17-18 yaşında yazdığı, çağdaş şiirin anıt ve başlıca kaynaklarından Cehennemde Bir Mevsim’de yer alan Sözün Simyası (Sayıklamalar II)’nda kendi yöntemini açıklıyor. Bizim işimize yarar mı, bilemem.

“Dinleyin beni. İşte çılgınlıklarımdan birinin öyküsü.
Bütün olası görünümleri nicedir elimde bulundurmakla böbürleniyordum, ve gülünç biliyordum çağcıl resmin ve şiirin ünlülerini.
Seviyordum saçmasapan resimleri, kapı aynalıklarını, sahne dekorlarını, cambaz perdelerini, dükkân tabelalarını, halk bezemelerini; modası geçmiş yazını, kilise Latincesini, imlası bozuk aşk kitaplarını, atalarımızın serüven kitaplarını, peri masallarını, çocukluğun küçük kitapların, eski operaları, budala nakaratları, yapmacıksız ahenkleri.
Seferler düşlüyordum, öyküsü yazılmamış keşif yolculuklarını, hırgürsüz cumhuriyetleri, bastırılmış din savaşlarını, töre devrimlerini, ırkların ve anakaraların yer değiştirmelerini: İnanıyordum bütün büyülere.
“Rengini buldum sesli harflerin! – A kara. Ö ak. İ kırmızı. O mavi. Ü yeşil. – Saptadım her sessiz harfin biçim ve devinimlerini, ve, içgdüsel ahenklerle, ergeç bütün duyulara ulaşılabilecek bir şiirsel dil bulmakla gururlandım. Saklı tutuyorum çeviri hakkını.
Bir deneyimdi bu başlangıçta. Sessizlikleri ve geceleri yazıyordum, not ediyordum dile sığmazı. Saptıyordum baş dönmelerini.” 5

Rimbaud kardeşimizin günümüzden yaklaşık 140 yıl önce bulduğu formül ya da reçete bu. Ressam, galiba, bu formülü tersine çevirecek. Ben olsam tersine çevirmem aynen uygularım.
Okurlar mı? Bakarlar mı?
Kendi başlarının çaresine baksın!

Özdemir İnce
(Cihangir, 4 Ocak 2014)

Notes:

  1. “Votre métier  est infernal. Je n’arrive pas à faire ce que je veux et pourtant, je suis plein d’idées…” Et Mallarmé lui repondit: “Ce n’est point avec des idées, mon cher  Degas, que l’on fait des vers. C’est avec des  mots.” (Paul Valéry, Variété III, IV et V, Folio essais Gallimard,2002, p.671)
  2. Özdemir İnce, Şiir ve Gerçeklik, Broy Yayınları, 1985; Can Yayınları, 1995; İş Bankası Kültür Yayınları, 2001; İmge Yayınları, 2011, s.21.
  3. Roger Caillois, Art Poétique, Gallimard, Paris, 1958.
  4. 1977 yılının mayıs-ekim aylarında Ankara’da yazılan “Abidin Dino’nun Çiçekleri” beş şiirden oluşur. 1979 yılında  Cem Yayınları tarafından yayınlanan Rüzgâra Yazılıdır’da ve bütün “Toplu Şiirler”de yer aldı. En son bulacağınız yer:: Rüzgâra En Yakın Yerde, Toplu Şiirler 1, Kırmızı Yayınları 2010, S.308-312.
  5. Arthur Rimbaud, Ben Bir Başkasıdır, Çeviren: Özdemir İnce, Kırmızı Yayınları, 2008, S.104. Aynı şiiri önce Can Yayınları tarafından yayınlanan Cehennemde Bir Mevsim, sonra Gendaş yayınevleri tarafından yayınlanan  Ben Bir Başkasıdır adlı çeviri kitaplarımda bulabilirsiniz.