DURUMUN VAZİYETİ

Benim bir tekerlemem vardır: “Vaziyetin durumu Et veBalık Kurumu”. “Saçma”nın, “Saçmalama”nın, “Saçmalama yüzünden açmaza düşmenin” ifadesi olarak kullanırım. 1 Kasım seçiminden sonra hödük tayfası hemen “Bu CHP neden halkın oyunu alamıyor?” diye bilgiçleşmeye başladı. Yanlış soru! Soruyu aslında şöyle sormak gerekir: “CHP’ye oy vermeyenler neden oy vermiyor; bu yığışımın özellikleri ne ola?”

Bu soruya cevap vermek için adam gibi tarih-coğrafya-yurtbilgisi donanımı ve ciddiyet ister. CHP ve MHP liderlerini değişmesi, yerlerine gençlerin gelmesi isteniyor. Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli’nin başarısız oldukları için görevden ayrılmaları isteniyorsa bile ikisini aynı kefeye koymak mümkün değil. Siyasetine bakarak Devlet Bahçeli’ye Başyüce RTE’nin MHP’deki “ajanı ve adamı”  damgası vurulabilir.

Kılıçdaroğlu’nun durumu başka: Gezi olaylarına, Soma ve Ermenek trajedilerine, Zonguldak madencilerine, Karadeniz ahalisinin çevre direnişlerine, AKP’nin partizanlığına, bürokrasi, adalet ve polisin AKP’lileşmesine, Suriye politikasına ve Suriyeli mültecilere, memurlara, işçilere ve bunların emeklilerine, omuz boyu yoksulluğa, iktidar mensuplarının yalan, iftira ve yolsuzluklarına bakıp, seçmenin yüzde 99’unun AKP’ye değil, başta CHP olmak üzere muhalefete oy vermesi gerektiği düşünülüyor. Ama böyle olmuyor. Seçmen halk bir mazoşik (eziyet sever) köle gibi gene AKP’ye oy veriyor. Neden? İrdelenmesi gereken işte bu durum.

Size geçmişten iki örnek vereceğim: Çarlık Rusya döneminde, Narodnik genç mahkumlar St.Petersbourg’un caddelerinden yürütülerek Sibirya’ya gönderilmek üzere istasyona götürülüyor. Entellektüeller, aydınlar, halkçılar ve öğrenciler bu geçidi hüzünle seyrediyor. Derken, çarşı esnafı, küçük burjuva ve lümpen ahali devrimci mahkumların üzerine saldırıya geçiyor.

Dev-Genç duruşmalarında yapılan savunmada “İbne halkımız” dendiği de söylenir.

Bu işleri televizyon bülbülleri ve gazete papaganları anlayamaz. Bu iş üniversitenin ve özgür düşünürlerin işi.

Dün gazetelerde bir haber vardı ve haberin fotoğrafı. Bunlardan birini bilgi ve ilginize sunuyorum:

SİVAS'IN KÖYÜ

Fotoğrafın alt yazısı şöyle:

[Sivas’ın Suşehri ilçesinde arazi suyunu komşu köylerle paylaşmak istemediği için gaz ve sulu müdahaleyle karşılaşan Tatar köyünde, 1 Kasım’da yapılan seçimde AK Parti birinci çıktı. Biri asker 4 kişinin yaralandığı ve 15 köylünün gözaltına alındığı olayların ardından kaymakamlığın devreye girmesiyle köyler arasında protokol imzalanarak su sorunu çözülmüştü. 15 köylü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Bu olayın ardından köydeki seçim sonuçları merak konusu oldu. Toplam 182 seçmenin oy kullandığı sandıkta AK Parti’ye 155, CHP’ye 10, MHP’ye 8, BBP’ye 4, SP’ye 2, Vatan Partisi’ne 1 oy çıktı. 2 oy ise geçersiz sayıldı.](Hürriyet, 6 Kasım 2015; Bülent Tatlı /DHA)

***

Bu, kendi varlığına ve çıkarına ihanet ile kronik köle mazoşizmi örneği ülke nüfusunun %60’nın vaziyetinin durumunu simgeliyor. AKP’nin “Dindar ve Kindar” nesil yetiştirmek ideali, bu durumu ebedileştirmek amacını gütmüyor mu?

Benim İMAM-HATİP SALTANATI : İMAMOKRASİ adlı kitabımda bunların hepsine cevap veriliyor ama adam gibi bir yayıncı yok memlekette!..

ÖZDEMİR İNCE

7 Kasım 2015

***

İNSANDA GENÇLİK NE İŞE YARAR ?

Yazdıklarıma bozulan, yazdıklarımı hazmedemeyen ham okurlar bana “Moruk” derler, “Yaşını başını almışsın torunlarına bak !” derler. İyi de, torun yok ki bakayım. Atama yoluyla dedesi olduğum, Orhan Alkaya’nın kızı Asûde de taa Anadolu yakasında oturmakta !

İslâmcılar “Eski şair”, “Beşinci Sınıf Şair” derler. “Senin kuşağının hepsi döndü sen hâlâ marksizm otlağında otluyorsun!” derler. “Ben gencim benim adam olma ihtimalim var ama sen ihtiyarsın, böyle bir şansın yok !” da derler.

Bunlara zaman zaman cevap veririm : “Gençlik sadece yatakta ve idmanda işe yarar! Ama ikisi de yetenek ve teknik ister !” derim.

22 Mart 2009 günü İstanbul’dan sonra Edirne’de miting konuşması yapan  ve CHP lideri Baykal’a saldıran Başbakan Erdoğan, 70-80 yaşındaki insanların siyaset yapmaması gerektiğini belirterek, şunları söylemiş : “Kalk akıl ver, danışmanlık yap, vakıfların başında ol. Yaşın 70 oldu 70. Hâlâ meydanlarda hakaret ediyorsun !” (Milliyet, 23.03.09)

Baykal’ın verdiği aklı başında akılları elinin tersiyle iten Başbakan, (yandaşlarına göre) Sultan ve Halife (!) Recep Tayyip Erdoğan’a da aynı cevabı vereceğim:

“Gençlik sadece yatakta ve idmanda işe yarar ! Ama ikisi de yetenek ve teknik ister !”

Gençlerin büyük bir çoğunluğu cinsel gücü cinsel ilişki sayısına ve kadını hamile bırakma şansına bağlar.

Cinsel gücün bunun ikisiyle de ilişkisi yoktur ! Cinsel güç kadını karada, denizde, havada mutlu etme ve mutlu olma sanatıyla doğru orantılıdır !  Cinsel güç, horozun tavuğa binip inmesi benzeri bir idman anlayışıyla ölçülmez.

23 Mart 2009 tarihli Milliyet Gazetesi’nin  ikinci sayfasında, 90 yaşında son romanını yayımlayan Vedat Türkali ile yapılan bir söyleşi yer alıyor. Vedat Türkali bu yeni romanı “Yalancı Tanıklar Kahvesi”nde 12 Eylül’e giden günleri anlatıyor. Mücadele gücünü yitirmediğini söyleyen Türkali “Devrimci yolun bıkkınlığı olmaz. Yolumda mutlulukla yürüyorum ben!” diyor.

Kasımpaşa delikanlısı Erdoğan bey biraderimize gelince : Gerçekten demokratik bir ülkede politikada bozguna uğrayacak bu zat,  Türkiye gibi demokrasisi engelli bir ülkede demokrasi eksikli bir yığışımın oyuyla  iktidara gelebiliyor.

Halkın değerlerini(!) şerbetleyerek, halkın inanç ve hurafelerine rüşvet vererek kazanılan iktidar demokratik olma şerefine hiçbir zaman erişemez.

Demokrasinin ölçüsü ne genel seçimlerdir, ne parlamentodur; demokrasinin ölçüsü basın özgürlüğü ile düşünceyi açıklama özgürlüğüdür.

Anayasa’ya karşı sabıkası tescilli Başbakan Erdoğan ve AKP’nın bazı Arap ülkeleri dışında bir dirhem saygınlığı bulunmuyor. Hamasçı bir genç olan Başbakan’ın  “Palestinian National Authorty” (yani Filistin Ulusal Yönetimi) nezninde de herhangi bir itibarı yok !

Siyaset âleminde, entelektüel dünyada gençlikten söz etmek çok ayıptır, görgüsüzlüğün belirtisidir. “Gençlik bilseydi, yaşlılık yapabilseydi” diye yağlı bir laf da vardır. İyi de, gençliğin bilmediği kesin ama yapabileceği de şüpheli. Tıpkı AKP’nin Genç (!) ve kibirli Vezir-i Kebir’i gibi.

(Hürriyet, 19 NİSAN 2009)