DÜŞÜNDÜM : BİR VEDA DENEMESİ

(AYDINLIK, 2 HAZİRAN 2014)

2 Mayıs 2014 tarihli son yazımda, “Düşünmek istiyorum” diye yazmıştım.

Düşündüm: Aydinlık’tan aldığım ya da başka bir gazeteden alacağım ücrete ihtiyacım olmasına rağmen artık bir gazetede yazı yazmak istemiyorum.
Neden mi?
Çünkü ben bir gazeteci, bir gazete yazarı değilim, bir gazetede yazan edebiyatçıyım. Bir edebiyatçının gazetede yayınladığı yazılar, bir kitabın parçalarıdır. Hiçbir ciddi edebiyatçı 24 saat ömürlü bir metni yazmak istemez. Bir edebiyatçı ile gazetecinin farkı budur.
2000 yılından önce dergi ve gazetelerde yayınladığım yazılar 6 kitaba (Söz ve Yazı, Tarih Bağışlamaz, Çile Törenleri; Dinozorca, Bu Ne Biçim Memleket, Yaşasın Cumhuriyet) dönüştü. Daha sonra iki kitapta birleşti: Yazmasam Olmazdı, Mahşerin Üç Kitabı.
***
2000-2010 yılları arasında Hürriyet gazetesinde yazdığım yazıların çok büyük bir bölümü kitap olarak yayınlandı: Pazar Yazıları, Tersi Yüzü, Yedi Canlı Cumhuriyet, Fesatlar Sarmalında Türkiye, Cumhuriyetsiz Demokrasi, Demokrasisiz Demokrasi, Direnen Cumhuriyet, Demokrasi ile Diktatorya Arasında.
2010-2012 yılları arasında Hürriyet’te, 2012’te Aydınlık’ta yazdiğim yazılar da kitap olarak yayınlandı: Cehaletin Rönesansı, Egemenlik Cehaletindir.
Bütün kitaplar 4.141 (Dört Bin Yüz Kırk Bir) sayfa ediyor.
2013-2014 yıllarında Aydınlık’ta yayınlanan yazılar 2015 yılında üç kitap halinde yayınlanacak. Bu kitaplar da yayınlanınca, gazetede yayınlanan yazılarım aşağı yukarı 5.000 (Beş Bin) sayfa dolaylarında olacak.
Bu beş bin sayfanın beş bini de düşünce yazılarıdır. Gazete haberi, gazete gevezeliği değildir.
***
13 edebiyat teorisi ve eleştirel deneme kitabı: 3400 (Üç bin dört yüz) sayfa.
Henüz kitaplaşmamış yazıları, şiir kitaplarını ve çeviri kitapları yazmıyorum.
Hepsi tahminime göre 15.000 (On beş bin) sayfalık bir külliyat.
Bunlardan 8.400 (Sekiz bin dört yüz) sayfa, doğrudan gazete okurlarını ilgilendirir.
***
Bu 8.400 sayfalık toplamda genel tarih, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi, devrimler ve yasaları, devrim tarihi, dinler, tarikatlar, ekonomi, sosyoloji, felsefe, eğitim-öğretim, okullar, dış politika, işçi sınıfı ve sendikalar, Anayasa, yasalar, demokrasi ve diktatorya, dinler ve din ticareti, üfürükçülük vb., konularda düşünce yazıları yer alıyor.
Yazmayı sürdürsem gene aynı şeyleri yazıp kendimi tekrarlayacağım.
***
Melih Cevdet Anday ve Oktay Akbal’ın yıllar süren Cumhuriyet gazetesi yazarlığının, onların edebiyat okurları sayısını arttırmadığını gözlemlemiştim. Gazete okurları onların şiir, öykü, roman ve deneme türündeki eserlerine ilgi duymuyorlardı. Gazete okurluğundan edebiyat okurluğuna geçiş hemen hemen hiç olmuyordu. Bunun aksine iki yazarın edebiyat okurları, onların gazetede yayınlanan yazılarını okumak için Cumhuriyet gazetesi alıyorlardı.
Aynı şey benim de başıma geldi: 12 yıl, 500-600 bin dolaylarında satılan ve okur sayısı milyonu bulan Hürriyet gazetesinde yazdım. Ama şiir, edebiyat teorisi ve eleştirel deneme kitaplarımın satışında binde bir bile artış olmadı. Aynı şey Aydınlık gazetesi için de söz konusu. Okur, edebiyat alanındaki kitaplarımı umursamıyor.
Sadece onu mu? Gazete yazılarımdan oluşan tematik kitaplarımı da okumak istemiyor.
Ama her gün gazetede yazmamı istiyor. İşte bu saplantıyı anlamak çok zor.
***
Benim yazılarım, yazıişleri toplantısından çıkıp gündemin peşine takılan yazılar değil. AKP ve onun Başyücesi R.T.Erdoğan’ın vardığı faşizan-halife siyasetinin kökenini geçmişte arayıp bulan, referanslar veren, kitaplar öneren düşünce yazıları. Ömrü 24 saat olan yazılar değil. Kitaba dönüşmek üzere yazılmış yazılar.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan R.T.Erdoğan’ın, Necip Fazıl Kısakürek ile olan ideolojik akrabalığı birkaç kez yazdım. Bu ilişki ne siyasetçilerin ne de köşe yazıcılarının ilgisini çekti. Bu nedenle, ilişki ve etkinin gerici kökenine inmeyip iki siyasetçinin gündelik laflarının üzerine atıldılar.
Aynı şey, imam-hatip okulları, Tevhid-i Tedrisat kanunu, devrim yasaları, anadilde eğitim-öğretim konularında da oldu. Bu konularda yüzlerce kanıtlı-belgeli yazılar yazdım.
Bu yazılar yüzünden hakkımda davalar açıldı, karşı devrimci, İslamcı basından küfürler yedim, tehditler aldım ama kendilerine ilerici denen siyasetçilerin, yazıcıların verdiğim bilgileri kullandıklarına tanık olmadım. Kitaplarım hakkında köşe yazıcılarının tek satır yazı yazdıkları, gazetelerin haber yaptıkları görülmedi.
***
Bunların yanı sıra, Cumhuriyet düşmanlarının, karşı devrimcilerin, İslamcıların, sadaka ekonomisinden ziftlenen avantacıların düşünce yazısı ile aydınlanmalarının olanaksız olduğunu anlamak da bir başka yürek acısı. Ancak büyük bir felaket bunların (varsa) aklını başına getirebilir.
***
Böyle bir durumda ve ortamda gazetede yazı yazmakta ısrarın acımasızca komik olacağını düşünüyorum ve daha fazla komik olmak istemiyorum.
17 Aralık 2013’den bu yana yaşananlar ve tanık olduğumuz hukuk ve yasa dışı polis devleti uygulamaları; soygun ve rüşvet düzeninin vukuatlarını polisiye zorbalıkla kapatma girişimleri; Danıştay yıldönümünde Başbakan’ın Türkiye Barolar Birliği Başkanı karşısında sergilediği saldırgan üslup ve ardından gelen Soma faciası ve sonrasında yaşadığımız zorbalık düzeni, Türkiye’de söz ve yazıyı işlevsiz kılmış, aklı yürürlükten kaldırmıştır.
Böyle bir düzende ve bu düzenin çürümüş basın ve yayın ortamında düşünce yazmayı sürdürmek artık iyice anlamsızlaşmıştır.
Yaşanan bunca felakete karşın okurun kaşarlanmış gevezeliğin peşinde gittiğini görmek acı verici.
Bu nedenle, düşüncemi alıp bu iğrenç ve onur kırıcı ortamdan göçmeye karar verdim. Bundan böyle kendime ait bir ortam ve mecrada kendimi ifade etmeyi sürdüreceğim. Bana gereksinim duyanların, beni okumak ve izlemek isteyenlerin beni bulacakları yerin adresini veriyorum: (ozdemirince.com).
***
Veda ederken, bana iki yıl kucak açan Aydınlık gazetesine ve okurlarına çok tesekkür ederim.