DÜZEN PARTİLERİ

Lütfen dikkat! Biraz sonra okuyacağınız yazının (Milliyet gazetesi, 7 nisan 1994) sonuna doğru  şöyle bir cümle okuyacaksınız:

“Böyle bir kaosun sonucu olarak antilaik Refah Partisi’nin bir köktendinci İslamcı partiye dönüşmesi ya da bölünerek böyle bir partiye analık etmesi beklenebilir. Merkez sağ, düzene sahip çıkmazsa düzen karşıtı parti(ler) karşısında gerçekçi, olumlu ve etkin bir politika üretebilir mi?”

Yazı, 7 Nisan 1994 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmış ve 28 Şubat 1997 “kaos”u ile AKP’nin kuruluşunu (14 Ağustos 2001) haber veriyor.

“Postpodern Darbe” (28 Şubat 1997) lakabıyla anılan ve Kemalist subaylara fatura edilen darbe (!) Fettullah  tarafından onaylanmıştı ve  birinci FETÖ darbesi idi.

Bir zamanlar, “bön” solcular ve Cumhuriyetçiler arasında Türkiye’nin partiler mezarlığı olduğu efsanesi ve tevatürü dolaşırdı. Askeri darbelerin siyasal partileri kapatmasından daha doğal ne olabilir. Darbe olmaz ise siyasal partiler de kapatılmaz.

Partiler mezarlığında  (!) yatan öteki partilere gelince: İnceledim: Çok büyük bir çoğunluğu kongrelerini zamanında yapmadıkları için kapatılmış. Mahkeme tarafından kapatılan birkaç partiye gelince:  Şu ya da bu şekilde komünizmle ilişkilendirilen partiler ya da dinci partiler.

Kurnaz AKP iktidara gelince, solcu ve cumhuriyetçilerin saflığından yararlanarak, siyasal partilerin kapatılmasını zorlaştıracak bir yasa tasarısı getirdi. AKP’nin amacı kendisinin kapatılmasına engel olmaktı. O, aslında bir anayasal statüko partisi değildi. Cumhuriyetin partisi değildi. Kendisini güvenlik zırhıyla koruyarak, Cumhuriyet düzenini iptal ve ilga etmek istiyordu. Saf ve idraksiz sol ve cumhuriyetçiler, yiğitliğe bok dürdürmemek (!) için onun getirdiği sinsi önerinini üzerine sazan balığı gibi atladılar. Oysa ben parrti kapatılmasının kolaylaştırılmasını savunuyordum.

ÖZDEMİR İNCE

24 Haziran 2017

***

DÜZEN PARTİLERİ [i]       

Tuhaftır: sanki herkes koro halinde ve kendinden geçmişçesine, “Birleşin, birleşin!” diye yalvarıyor DYP ile ANAP’a. Yerel seçim sonuçlarına göre yüzde 41-42 dolayında bir oy toplamını temsil eden bu iki parti bir koalisyon kurarsa ya da “umumî arzu üzerine” birleşerek bir hükûmet kurarlarsa sanki bir mucize olacak ve Türkiye düze çıkacak. Sanki bu iki partinin atası olan iki başka parti bu ülkeyi on yıllarca yönetmemiş gibi.

Ortanın merkezinde, sağında ve solunda yer alan partilerin kendi aralarında birlik kurmaları elbette doğal. Ama bakıyoruz, özellikle merkez sağda birleşmeyi hararetle öneren kalem ve ağızlar bu iki partinin Anayasa doğrultusunda “gerçekten” demokratik, “gerçekten” laik, “gerçekten” sosyal hukuk devletinden yana olmalarının gereklilik ve zorunluluklarından hiç söz etmiyorlar. Milletvekillerine yıllar önce, “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” diyebilen Adnan Menderes’ten ve 14 mayıs 1950’de başlayan çok partili siyaset döneminden bu yana ne Demokrat Parti’nin ardılı partilerde, ne de Adnan Menderes’in ardılı olan sağ politikacılarda demokrasi, laiklik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine sahip çıkma ve bunun gereklerini yerine getirme çabası görüldü. İşlerine geldiği, kendileri için çıkar gördükleri zamanlar güya demokrasi, laik ve sosyal hukuk devletinden yana göründüler. Gerçekte ise, Batı tipi demokrasiyi özümseyemediklerini siyasal davranışlarıyla kanıtladılar. Bunun en son örneği DYP-SHP koalisyon protokolünde yer almasına karşın, DYP’nin ülkenin demokratikleşme sürecine durmadan engel çıkarmasında görülebilir.

1950’den bu yana, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi gibi merkez ve merkez sağ partiler bir anayasal zorunluluk olmasına karşın laikliğe gerçekten sahip çıkmadılar. 1924 tarihli Öğrenim Birliği Yasası’nı (Tevhid-i Tedrisat)  fiilen yürürlükten kaldırarak, anayasal laik eğitim-öğretimin karşısında antilaik, şeriatçı bir başka eğitim-öğretim sisteminin kurulmasına yardımcı oldular; değiştirilemez bir Anayasa hükmü olmasına karşın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik olma niteliğini tartışılır duruma soktular; ezici bir çoğunluğu laik bir devletin yasal koşullarında yaşamaya alışmış olan Müslüman bireylerin inançsal, zihinsel ve ruhsal huzurlarının bozulmasına yol açtılar. Bugün içinde bulunduğumuz bunalım ortamı bu Anayasa karşıtı davranışın doğal sonucudur. Bugün, gerçekte, Türkiye’nin laik yapısının olası bir tehlike karşısında bulunmasından değil, ama ülkeyi yönetme tekelini ellerinden kaçırmak olasılığıyla karşı karşıya bulundukları için, kendi politikalarının ürünü olan antilaik görünümlü Refah Partisi’nin karşısında güçlerini birleştirme ya da birleştirememe sancısı içinde kıvranıyorlar.

ANAP lideri Mesut Yılmaz birkaç gün önce, 27 mart seçimlerinden düzen partilerinin yenik çıktığını ve aşırı sağ partilerin oylarını çoğaltmış olduklarını açıkladı. Doğrudur, “düzen”in partileri söz konusu seçimlerden yenik çıkmıştır. “Düzen” kavramı bütün kategorilerde “var olan durum” yani “status quo” anlamına gelir; düzen demek anayasal düzen demektir. Bir zamanlar sosyalist eğilimli partiler Türkiye’nin ekonomik düzenini kökten değiştirmeyi öneriyorlardı ve bu nedenle düzenin partileri değildiler. Günümüzde ise Refah Partisi devlet yapısının kökten ve toptan değiştirilmesini öneriyor ve kendisi dışında kalan partileri “düzen partisi” olarak tanımlıyor. Refah Partisi’nin değiştirmeyi amaçladığı düzenin yapısının nitelikleri Anayasa’nın ilk on bir maddesinde yer alan genel esaslar tarafından saptanmıştır. DYP ve ANAP gibi düzen partisi olarak tanımlanan partilerin, misyonları gereği, birçok çağdaş devletin anayasasında yer alan bu on bir madde doğrultusunda davranmaları ve bu maddelerin savunuculuğunu yapmaları gerekmektedir. Ama ne geçmişte, ne de günümüzde böyle bir misyonun bilincinde olduklarını doğrulayacak politikalar izlediler. Çünkü bunların “düzen” anlayışları yalnızca liberal serbest piyasa ekonomisiyle sınırlı; düzenin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti özellik ve ilkelerini içtenlikle kabul ettikleri, dahası kavradıkları da söylenemez.

Türkiye’nin içine düştüğü bunalımın gerçek kaynağı, 1946’dan bu yana merkez sağın çağdaş devletin nitelikleri karşısında yaşadığı çelişkide, bu çelişkinin sonucu olan kimlik bunalımında yatmaktadır. Bu nedenle, DYP ile ANAP partilerinin birleşmeden ya da koalisyon kurmadan önce, başta Anayasa’nın ilk dört maddesi olmak üzere genel esasları oluşturan on bir maddesi karşısındaki özel durumlarını içtenlikle saptamak ve bunu açıklamak zorundadırlar. Bizim kanımıza göre, merkez sağ partiler gerçekten “düzen” partisi olma niteliğini kazanmadan Türkiye içinde bulunduğu bunalımdan çıkamayacak ve bunun sonucu olarak “düzen”e karşı olan partilerin de katkısıyla içinden çıkılması olanaksız bir kaosun içine düşecektir. Böyle bir kaosun sonucu olarak antilaik Refah Partisi’nin bir köktendinci İslamcı partiye dönüşmesi ya da bölünerek böyle bir partiye analık etmesi beklenebilir. Merkez sağ düzene sahip çıkmazsa düzen karşıtı parti(ler) karşısında gerçekçi, olumlu ve etkin bir politika üretebilir mi?

Türkiye’nin şimdisi ve geleceği geleneksel merkez sağ partilerin “düzen” içinde ortaya çıkan kimlik bunalımlarında düğümlenmiştir: DYP ile ANAP gerçekten düzen partileri oldukları zaman, yani gerçekten demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini savunan partiler oldukları zaman Türkiye düzlüğe çıkabilecektir, çünkü “düzen” yalnızca ekonomik düzen değildir.

                                                                       &

PARTİ  KAPATMAK KOLAYLAŞTIRILMALIDIR[ii]   

İslamcıların, Kürtçülerin ve kafalarının arkasında özel programları olanların “Siyasal Partilerin Kapatılması Zorlaştırılmalıdır” sancağı altında toplanmalarına hiç mi hiç  şaşırmam. Ayrıca, kendilerince haklıdırlar. Ama bu saf tutmaları, aynı zamanda, parti kapatmayı gerektirecek iş yaptıklarının ve yapma niyetinde olduklarının da bir itirafıdır. Ne var ki AKP’nin “Siyasal partilerin kapatılması zorlaştırılmalıdır” kervanının önünde yer almasını şaşkınlıkla izlemekteyim. Ayrıca bu türden bir zorlaştırma ayrıcalığının demokrasiye hizmet edeceğine de ancak saflar ve ham hayalciler inanır !

AKP’nin seleflerinin sabıkası ne ? Bizzat AKP’nin sabıkası ne ?

“Laikliğe karşı eylemlerin odağı olmak!”

Bu karara Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 10’u olumlu oy verdi. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 6’sı partinin kapatılmasını değil para cezasına çarptırılmasını tercih etti.  AKP’nin laikliğe karşı eylemlerin odağı (merkezi) olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından saptanmış durumda.

Bu parti, şimdi, bu ve benzer eylemlerinden dolayı ilerde kapatılmasının zorlaştırılmasını istiyor. Dikkat ederseniz, laikliğe karşı eylemlerin ocağı, odağı olmaktan vazgeçmeye niyetli olduğunun en küçük bir belirtisi yok. Bu sakıncalı saplantının, uyuşturucu kaçakçılığının serbest ticaret sayılmasını ve ceza yasasından çıkartılmasını istemekten hiçbir farkı yok !

Anayasa’nın 68.maddesini birlikte okuyalım :

“Siyasal partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre  diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”

Siyasal Partiler Kanunu’nun “Bir Siyasal Partinin Yasak Eylemlere Odak Olması Hali” ile ilgili 103. maddesi de, bir siyasi partinin Anayasanın 68.inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığı hususu Anayasa Mahkemesi’nde belirlenir demektedir.

Peki güzel kardeşlerim, herhangi bir siyasal partinin herhangi bir fitne ve fesadın ocağı olması şart mıdır ki parti kapatmanın zorlaştırılması istenmektedir.

Eroin mafyasının temel insan haklarıyla, düşünceyi açıklama özgürlüğüyle ilgilendiğini gördünüz mü, duydunuz mu ? Aklıma, 12 Mart’tan birkaç gün önce ya da sonra, Ankara’da Yılmaz Güney ile birlikte gittiğimiz Aras adlı bir özel klüpteki kabadayıların sorusu geliyor:

“Abi yahu, biz bu sosyalizmi kurduğumuz zaman bizim delikanlılık işleri ne olacak ?”

Kendilerini Robin Hood sanan “delikanlılar”a verdiğim cevabı bir başka yazımda anlatırım.

Anayasa’nın 68.maddesinde yazılı kurallara yüzde yüz uyan ve uymaya niyetli siyasal partinin kapatmayla ilgili bir sorunu olamaz ve bize kumarhane kabadayılarının sorduğu soruyu sormaz. Siyasal partilerin kapatılması kolaylaştırılmalı ve seçimlerde yüzde on barajı kaldırılmalıdır. İşte size bir gerçek demokrasi programı !

Galiba “şeriatçı ve bölücü partiler hiçbir şekilde kapatılamaz!” yasasının çıkması isteniyor. Ya  da şeriatçı sivil darbe hayallerinin önünü açmak !

                                                             &

PARTİ KAPATMAK NİÇİN KOLAYLAŞTIRILMALIDIR? [iii]

18 Nisan 2008 tarihli Hürriyet gazetesinde  “Parti Kapatmak Kolaylaştırılmalıdır” adlı bir yazı yayınlamıştım. Bu yazıyı o zaman gazetede okuyan var mı, bilemem, ama şimdi buyurun ve okuyun!

Bazı uyanıklar siyasal partilerin her ne olursa olsun kapatılmamasını, ama olmazsa, zor kapatılması gerektiğini  demokrasinin onuru (!)  için savunurlar. Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin partiler mezarlığı haline geldiğini ileri sürerler. Cumhuriyet’in 1970’lere kadar türlü çeşitli sol partileri statükoyu koruma bahanesiyle vırt-zırt kapattığı doğrudur. Anayasa ve Siyasal Partiler yasasının “laiklik” koşuluna bağlı olarak kurulan ama fırsatını bulunca demokrasiyi, laik devlet düzenini İslamileştirmek suretiyle rejimi değiştirmek isteyen partilerin suçüstü kapatıldığı da doğrudur.

AKP iktidarı da kanıtlamıştır ki, Anayasa’ya bağlı ve bağımlı olarak kurulan siyasal partiler Cumhuriyet’in eğitim-öğretim sistemini anayasa ve devrim yasalarına karşın çiğnemektedir. Bu nereye kadar devam edecek? Bu gidişi durdurmak gerekmez mi? Elbette gerekir! Hükümet darbelerine, halk ayaklanmalarına engel olmak için bu türden partilerin kapatılması mutlaka kolaylaştırılmalıdır. AKP, parti kapatılmasının neden daha da zorlaştırılmasını istemektedir? Armudun pişip ağzına düşmesi için!

Demokrasi ve cumhuriyet, kendilerini ortadan kaldıracak tuzağa düşecek kadar enayi olmamalıdır.

Buyurun 7 yıl önce yayınladığım yazıyı taze taze okuyun!

                                                             &

PARTİ  KAPATMAK KOLAYLAŞTIRILMALIDIR [iv]  

“Parti kapatmak zorlaştırılmalıdır” klişesine karşı çıkacak birini umutla bekledim. Boşuna ! İş gene “tamirci”ye düştü ! “Parti kapatmak zorlaştırılmalıdır” demenin “Sürücü belgelerinin iptal edilmesi zorlaştırılsın” demekten farkı ne ?  Bence hiçbir farkı yok !

Bir siyasal parti neden kapatılır ? Anayasa ve yasalar tarafından saptanmış kurulu düzen’i (müesses nizam’ı) değiştirmeye kalkıştıkları için kapatılırlar.

Bir zamanlar, anayasalar ve yasalar kurulu düzenin seçim marifetiyle değiştirilmesine izin vermedikleri için, aşırı sol parlamentarizme karşı idi; parlamentarizmi kabul eden sosyalist ve komünist partileri aforoz ederlerdi.

Türkiye bunun örneklerini yaşamıştır: Türkiye İşçi Partisi (TİP), TBMM’de legal muhalefet yaparken DEVGENÇ, MDD, THKO ve THKP-C  neden kurulmuştu acaba ?

Paragrafın başına dönelim : Anayasa ve yasalar kurulu düzeni temsil ederler. Yasalar, Anayasa’nın  verdiği sınırlar içinde değişebilir. Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada.

Kafaların anlaması gereken bir şey daha yazacağım :  Parlamenter demokratik düzende  anayasanın değişmez, değiştirilemez maddelerini değiştirmeyi istemek şiddet kullanmak niyetini gösterir. Değişiklikleri türlü çeşitli hile, fitne, fesat ve desise ile değiştirmeye kalkmak da şiddet kullanmakla eşdeğerlidir.

Dil bilincinden yoksun olanlar ne demek istediğimi anlayamazlar. Bu nedenle bir örnek vereceğim:

13 Nisan 2008 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan, Leyla Tavşanoğlu’nun Prof.Dr.Yaşar Gürbüz ile yaptığı söyleşiyi okudunuz mu ? Çağdaş bir bilim adamına yaraşır bir şekilde “Din totaliter bir ideolojidir!” diyor. Bu çok önemli ! Çünkü dini kendine referans yapmış bir siyasal partinin demokratiyi benimsemesi olanaksız ve  totaliter olması kaçınılmazdır. Gizlemek istese de gizleyemez ! Tıpkı AKP gibi.

Yaşar Gürbüz “İngiltere dünyanın en demokratik ülkelerinden birisi. Yazılı bir anayasası yok. İktidara gelenler hatta isteseler diktatorya bile kurabilirler. Ama bunu akıllarının ucundan bile geçirmezler” diyor.

Adım başı İngiltere örneğini vererek Anayasa’yı yol geçen hanına çevirmek isteyenler yukarıdaki cümleyi iyi okumalarıdırlar. Her şey ortada !

İngiltere’de yazılı anayasa yok ama hiçbir parti kurulu düzen’i değiştirecek bir girişimde bulunmuyor.Bizde kurulu düzen’in şekli Anayasa’da yazılı, ama İslamcı Milli Görüş partileri kurulu düzen’i temsil eden, devletin şekliyle, cumhuriyetin nitelikleriyle ve Anayasa’nın değiştirilemeyecek hükümleriyle ilgili 1, 2, 3 ve 4. maddelerine karşı düşmanca düşünce ve duygular beslemekteler. Beslemekten vazgeçmedikleri gibi amaçlarına ulaşmak için Makyavel’e bile meydan okuyorlar. Bu durumda, parti kapatmayı zorlaştırmak Anayasa’nın 1, 2, 3 ve 4.maddelerini rafa kaldırmak anlamına gelmiyor mu ?  Anayasa’ya saygı ve bağlılık bilinci oluşmadıkça bir ülkeye demokrasi yerleşmez. Bu nedenle, Türkiye’de parti kapatmak kolaylaştırılmalıdır !

Efendim ?

Buyurun tartışalım !

——————————————————-

[i] Milliyet gazetesi, 7 nisan 1994

[ii] Hürriyet, 7 Temmuz 2007

[iii] Site, 18 Nisan 2017

[iv] Hürriyet, 18 Nisan 2008