EGEMENLİK CEHALETİNDİR – önsöz

ÖNSÖZ
Egemenlik cehaletin midir? Evet, egemenlik cehaletindir! TBMM’nin duvarında “Egemenlik Milletindir!” yazdığına bak- mayın, egemenlik cehaletindir! İyi de millet kendi kendine egemen mi bakalım? Hamlet’in dediği gibi: İşte sorun burada!
Milletin “Halk” hali benim için kutsal değildir.
İçi boş kavramlara, içi boş lakırdılara, eskiler “lafügüzaf” derlerdi. Ama el-Hakk, Kamu Vicdanı, Milli İrade, Halk İradesi, Ortak Bilinç, Ortak Akıl, Ortak Vicdan gibi faşizm kokan “lafügüzaflar”ın okkalı sanal ağırlıkları var. Eskiden, ağırbaşlı insanlar, karar verilmesi gereken durumlarda, ne denli düşünceli ve tedbirli olduklarını sezdirmek için “mülahazat hanesini boş bırakmak” deyimini kullanırlardı. Yani, bir konu hakkındaki düşüncelerin yazılacağı yeri, sütunu boş bırakmak. Eskinin ağır top politikacıları, fıkra ve makale yazarları ne kadar “dûrendiş” (ilerisini düşünen, tedbirli, akıllı) olduklarını göstermek için bu haneyi daha sonra dolduracaklarını ima ederlerdi. Ama daha sonra da o haneyi boş bırakırlardı.
En bozulduğum içi boş kavramlardan biri Milli İrade.
İlkin şu “Milli İrade”yi Türkçe sözlüklerde, ansiklopedilerde bir arayalım, daha sonra yabancı dillere bakarız… Milli İrade’nin karşılığı “Milli”de de var, “İrade”de de… “Milli”deki tanım şöyle: “Bir halkın tümünün veya büyük bölümünün duygularını, eğilimlerini yansıtan, onların onayına da- yanan irade.” “İrade”deki tanım da şöyle: “İrade-i milliye: Milli irade, mille- tin isteği, arzusu.” Bizdeki gibi ağızlara sakız olmasa da “Milli İrade”nin Fransızcası şöyle: “La Volonté nationale.” 1789 Büyük Fransız Devrimi’nden sonra kullanılmaya başlanmış ve devrimin gerekçesi olarak gösterilmiş. Daha sonra iktidarı zorla ele geçirip Cumhuriyet’i yıkan Louis Napolyon kendisini “Tanrının ve milletin iradesi ile Fransızların imparatoru” (Empereur des Français par grâce de Dieu et volonte nationale) ilan etmiş. Görüldüğü gibi Fransızlar bu kavramı bizdeki anlamında kullanmıyorlar. Ayrıca 19. yüzyılın dinci felsefecileri ve metafizikçileri “Bireysel Bilinç”i kapsayan “Üst-Bilinç”i yani Tanrı’yı işaret etmek için kullanmışlar bu kavramı.
Bizim siyasetçilerin kullandığı anlamda milli irade, bireysel iradelerin üzerinde ve onlardan bağımsız ve onları içeren bir iradeyi işaret ediyor. Bu irade herhangi bir ulusun, milletin iradesi olamaz. Tek tek bireylerin iradelerini ancak Tanrı iradesi içerir. Bu, işin metafizik yanı. Siyasal bağlama gelelim. Milli irade eğer politikacıların dediği gibi TBMM’de tecelli ediyorsa, tek parçalı, yekpare bir milli irade olamaz. Meclis’teki milli irade, parçalı ve yüzdelerle ifade ediliyor. Daha açık söylemek gerekirse, milli iradenin yüzde 34,27’sini AKP ve yüzde 0,19’unu ise TKP temsil etmektedir. Ama TKP’nin payı ne kadar küçük olursa olsun, herhangi bir parti onun temsil ettiği milli iradeye sahip çıkamaz. Bütün milletvekilliklerine sahip olsa bile hiçbir parti TBMM’de ulusun tümünü temsil edemez ve bir ulusun tümünü temsil etme- yen herhangi bir “şey”in ulusal yani milli olması mümkün değildir. Yani en çok oy alan AKP sadece birinci partidir ve varsayılan milli iradenin tümüne sahip değildir.
Dobra konuşmak gerekirse “Milli irade” kavramını, ihtilal ve zorbalık rejimlerinin dayanağı olduğu için demokratik ülkelerde seçim sonuçları bağlamında kullanmak yanlış. Ama bizim politikacılar ve kimi basın mensubu bu yanlışlığın farkında bile değil. Bir seçim yapılmış ve bu seçimi AKP kazanmıştır. Seçim de poker, bakara gibi bir oyundur. Her oyunun kuralı vardır, oyun kuralına göre oynanır ve oyuncular kurala uygun olarak sonucu kabul ederler. AKP’nin kazandığı seçime bütün tarafl ar saygı göstermek zorundadır. Ama seçimin sonuçlarını, metafizik hatta dinsel bir tanımlama ile milli iradenin tecellisi olarak ilan etmenin hiçbir saygın yanı yoktur. Bu, safsata olur!
Bu Cumhuriyet’i kuranlar “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” derken, günümüzün sağcı iktidarlarının sözünü ettiği milli iradeyi işaret etmiyorlardı. Ulusal Kurtuluş Savaşı verip kazanmış, kendi kaderine sahip bir halktan söz ediyorlardı.
Kendi kaderine hâkim (egemen) halk, cehaletten kurtulmuş, aydınlanma düzeyine çıkmış halk demektir. Dinin ve tarikatların sultasından, her türlü vesayetten kurtulmuş ve her türlü vesayetin zincirlerinden kurtulma bilincine erişmiş halk demektir. Ekmek ve su hakkını yani emeğini bilinçli olarak savunan halk demektir. Bunu ancak laik Cumhuriyet’in er- demlerine inanmış bir halk yapabilir.
Elinizdeki kitap, Cehaletin Rönesansı’nın ikiz kardeşidir ve yel değirmenleriyle yorulmadan savaşmaktadır. Bir şiirimde dediğim gibi “Ölmeyecek kadar yaralı” bir kitap… Öylesine yaralı ki, hiçbir yara artık öldüremez onu!
Özdemir İnce, İstanbul, 4 Mart 2014