EĞİTİM SUİKASTI

Gazeteci yaşadığı anın betimlemesini haber olarak yazar. Bir bakıma maç anlatıcısına benzer. Maç biter anlatıcı susar. Yazar ise geçmiş ile bugünü yorumlayıp değerlendirir ve gelecek için zar atar, tahminde bulunur, gelecekte olacakları, olabilecekleri haber verir.

Şimdi bir “yazar”ın beş yıl önce, milli eğitime dair yazdığı iki yazı okuyacaksınız. Sonra “yazar” bugüne bakıp geleceği haber verecek.Gazeteci ile yazar arasındaki ilk fark budur ve bu fark çok önemlidir.

***

EĞİTİMDE DEFORM(ASYON)

8 Ocak 2012 günü yayınlanan “Gerçek İktidar” başlıklı yazım şöyle bitiyordu:      “Türkiye’deki İlahiyat ve İslam İlimleri fakültelerinin sayısı yeni kurulan iki fakülteyle 38’e çıkmış. Bakanlar Kurulu vakıf üniversitelerinin ardından ilk kez bir devlet üniversitesinde İslami İlimler Fakültesi’nin açılmasına izin vermiş.  2007 yılında Türkiye’de toplam 20 ilahiyat fakültesi varmış, bu sayı yeni kurulan fakültelerle birlikte 38’e yükselmiş. 2007 yedi yılında 813 kontenjanı olan ilahiyat fakültelerinin kontenjan sayısı 2011 ÖSYS’de 8 bin 25’e çıkmış. Bu sayının 2012’de 9 bini geçeceği tahmin ediliyormuş. Amaç artık gizli değil: Dine dayalı gerçek iktidarı kurmak ve buna karşı çıkacak bütün engelleri ortadan kaldırmak! AKP’nin yeni eğitim deformasyon taslağı (1+4+4+4) bunun bir başka kanıtı olacaktır! Bu kadar din adamına, İlahiyat Fakültesine,  İslam İlimleri fakültesine gereksinim var mı? Bütün kadroları din eğitiminden geçmiş elemanlar tarafından doldurulmuş bir toplum, sadece kendisi için değil, dünya için de tehlikelidir. 2000’lerde İHL’nin gerçek yüzünü tanımladığım zaman benim bu saplantımla (!)  dalga geçiliyordu. Ben sizin geleceğinizi tasvir ediyorum, ister ciddiye alın, ister almayın! Sonunda AKP Grup Başkanvekilleri 8 yıllık kesintisiz eğitimin bilimsel bütünlüğünü bölecek yasa önerisini TBMM Başkanlığına verdi.”                            

AKP’nin her zamanki klasik “Abrakadabra” oyunu bir kez daha bu öneriyle sahneye konuyor. Her nedense 1+4+4+4 formülünün 1 yıllık okul öncesi bölümünün uygulanması şimdilik (aslına bakarsanız, bir daha gündeme gelmemek üzere) ertelenmiş. Geriye kalan üçlü bölüm,  “örgün eğitim (okulda yapılan öğretim) + seçmeli açıköğretim + örgün eğitim” olarak tasarlanmış. Bu formülün Türkçesi şu: Çocuk dört yıl zorunlu okul öğretiminden sonra ikinci dört yıl okul ile açıköğretim arasında seçim yapmakta serbest olacak; bunlar arasından isteyenler üçüncü dört yıl için okula dönecek, istemeyen dönmeyecek. Dünyada eşi-benzeri olmayan bir sistem. Temel eğitim-öğretim okulda yapılır. Okulda yapılan örgün öğretim normal’dir. Açıköğretim ise özel durumlar içindir, yani anormal’dir. AKP iktidarı, lise sonrası öğretim için uygulanan açıköğretimi ortaokula indiriyor. Bu özel amaçlı değişimin  pedagoji bilimi ile uzaktan-yakından hiçbir ilişkisi yoktur! Amaç?

Amaç: Erken meslek seçimi bahanesiyle 10 yaşındaki çocukları imam-hatiplere, kuran kurslarına, okulsuzluğa yönlendirmek. Bir çocuk, ailesi isterse, 10 yaşından sonra zorunlu eğitimin dışında kalabilecek. Oysa uygar dünyada zorunlu eğitimin sınırı 18 yaştır.

Bu yöntem kızları kocaya ve hocaya verecek, yoksul köylü ve işçi çocuklarını okulsuz, eğitimsiz bırakacak; eve, tarlaya, fabrikaya kapatacak! İkinci 4 yıla devam edecek olanlar, imam-hatipler, meslek okulları ve normal liseler arasında seçim yapacaklar. Ve Cumhuriyet’in eğitim-öğretim sisteminin köküne kibrit suyu dökülecek. Bunun böyle olacağını yıllardır yazıyorum: 

  • (4+4+4) sistemi modern pedagoji bilimine aykırıdır.
  • Bu sistem, Türkiye Cumhuriyeti Anayası’na aykırıdır.
  • Bu sistem, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi’ne aykırıdır.
  • Bu sistem, insan haklarına, eşitlik ilkesine aykırıdır.
  • Bu sistem, insanlığa aykırıdır.

Amaç çocuklara dinlerini öğretmek değil! Amaç devlet ve toplumun yapılarını tam anlamıyla İslamileştirmek. Amaç bu olmasaydı, türlü desise ile imam-hatipler normal liselere rakip duruma getirilmezdi. Çocuklara dinini öğretmenin türlü yolu var: Bir zorunluluk olmadan, isteyen her Sünni müslüman çocuğa okullarda, din ve mezhepleri, İlahiyat Fakültesi mezunu öğretmenler tarafından öğretilir. Bu durumda, devlet, Alevilere, Hıristiyanlara, Yahudilere ve diğerlerine de aynı olanağı sağlar. Aile çocuğuna dinini istediği gibi öğretir. Dünyanın her yanında uygulanan bu sistem çok mu zor? Ama amaç bu değil! Amaç toplumu emir kulu Müslüman robotlar haline getirmek; kadınları eve kapatmak! Kul sürüsünü güdecek seçkin (!) imam çobanlar yetiştirmek!

(Hürriyet,  26 Şubat 2012) 

***                                                                                                           

İMAM HATİP İYİ BİR ÖLÇÜDÜR

Okumakta olduğunuz yazı birkaç yıl önce yazıldı. Hatırlayamadığım bir nedenden ötürü yayınlanması ertelendi. Şimdi artık tam zamanı. Çünkü, çocuk kandırır gibi, İHO’ların (İmam-Hatip Okulu) genel liselerden temelde hiçbir farkı olmadığını söylüyorlar.

Sonra,“Ülkemizde iki farklı okul tipinin (genel lise ve  İHO) bulunmasının ne zararı var?” diye soruyorlar. Cevabını yazının sonunda vereceğim. Şimdi o yazıya gelelim:

[“Anayasa’nın değiştirilmez maddelerinin değiştirilmesi, Medeni Kanun’un yerine Şeriat dogmalarının getirilmesini isteyen, namaz vakitlerinde okullarda toplu namaz kılınmasını zorunlu hale getirmek hayalleri kuran bir zihniyet, hükümet ve devlet tarafından hormonlanmadıkça, tehlikeli olamayabilir ama tedirgin edicidir. Bu kafaya göre Anayasa ve yasaları uygulayan yargı “yargıçlar diktası” sayılmakta, İslâmcı cemaat ve militanların öfkesine hedef olmaktadır. Bu türden muhterem zevatla tartışmanın bir yararı yoktur.”]

 (Artık bunun gereği kalmadı. Yargı tamamen iktidarın emrine girdi ve hormonlama işleminin son evresi başladı.)

[“İslamcıların, şeriatçıların,  fethullahçıların, tarikatçıların, cemaatçilerin  tamamının Anayasa Mahkemesi’ne, Danıştay’a, Yargıtay’a düşman muamelesi yapıp “Bu bir yargı darbesidir” diye feryat etmelerini anlamak mümkündür. Çünkü adamların ulus egemenliğiyle, ulusal egemenlikle, kuvvetler ayrılığıyla, Yargı Erki’nin, yasama ve yürütmeyi denetleme  yetki ve sorumluluğundan haberleri yoktur. Haberleri olsa bile bir gün kaldırmayı hayal ettikleri için ne oldukları umurlarında bile değildir. Bu türden  milliyetsiz ve milletsiz, cumhuriyetsiz ve demokrasisiz fanatiklerle herhangi bir işimiz olamaz!”]

(Bu yazının yazılmasından bu yana köprünün altından çok su aktı. Devlet işgal edildi, Cumhuriyet iktidardan uzaklaştırıldı. Amaç artık, sadece iktidarda kalmak değil, cumhuriyet rejimini değiştirmek.)

[“1.Avrupa Birliği ülkelerinde İHO benzeri okullar yoktur. İsteyenler lise öğrenimi gördükten sonra ilahiyat (teoloji) fakültelerine giderler. Mezunların kimi yöntemine göre Kilise’ye girer, kimileri de sivil hizmetlerde din adamı olarak çalıştırılır. (Bu konuda benim  “Yedi Canlı Cumhuriyet” ve “Demokrasisiz Demokrasi” adlı kitaplarım okunabilir. Ayrıca Hürriyet’in 7, 8, 9, 11 Aralık 2007 sayılarında yayımlanan “Bir Kez Daha Tevhid-i Tedrisat” başlıklı yazı dizimi tavsiye ederim.)

2.Dünyanın bütün uygar ülkelerinde ortaöğretim iki kanaldan akar: Genel liseler ve meslek liseleri (kolejleri). İmam-hatipler, bunların dışında çok özel bir alandır. Vali, kaymakam, yarıgıç, savcı, öğretmen, polis yetiştirmek için değil, sadece din adamı yetiştirmek amacıyla özel olarak kurulmuştur.”] Artık gündeme gelebiliriz:

1.Kimileri Anayasa’nın gelecek kuşakları ipotek altına alamayacağı iddiasında.  Oysa bütün anayasalar ipotek koyar.  Anayasanın birinci maddesinde “Türkiye devleti bir Cumhuriyettir” diye yazar. Bu bir ipotektir. Kaldırılamaz. Cumhuriyet’in, bu maddede belirtilen nitelikleri de  ipotektir. Değiştirilemez. Anayasanın 174. maddesinin koruması altında olan Devrim Yasaları, cumhuriyetin ipotek koyan kurucu temel yasalarıdır. Bu devrim yasalarından biri “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”(TTK)’dur. İHO, AKP’nin savunduğu haliyle, bu yasaya aykırıdır. Adı geçen yasanın gerekçesinde “Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder” der. Bu da ülkeyi kaosa sokar.

2.Fransa’daki kilise okullarının İHO’lara benzer yanı yoktur. “Kilise okulu” adı mülkiyetle ilgilidir, özel okullardır. Bu okullarda da Hıristiyan teolojisi öğretilmez Bu  okullarda Müslüman çocukları da okurlar!

3.Devletin “dindar ve kindar” kuşaklar yetiştirmek türünden görevi yoktur. Fransa’da okullarda din öğretilmez. Din dersi (catéchisme) kilisede yapılır. Türkiye’de neden camide yapılmasın? TTK’ya uygun İHO’lar neden dünyanın en iyi okulları haline getirilmesin? Bir din adamının dindar ve dinci kuşaklar yetiştirmek istemesi doğaldır. Ancak, bunu bir laik cumhuriyetin başbakanının istemesi kural dışıdır.

  1. CHP’nin bir devrim yasası olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nunun adını ağzına almaması çok şaşırtıcı.

(Hürriyet,18Mart 2012)

***

Gelelim günümüze: Olan oldu ve olmakta.Birkaç istisna dışında 1950’den bu yana yavaş yavaş iktidarı elegeçiren  İslamcı karşı devrim müftülüklere yasayla evlendirme yetkisi verilmesiyle Cumhuriyet’i yıkma yolunda bir mevzi daha ele geçirdi.

AKP’nin Müftülüklere verdiği provakatif evlendirme yetkisi bir kez daha toplumu ayrıştırmayı amaçlamaktadır. Böylece dindar ve İslamcı kesim 2019 seçimlerinde bir kez daha kazıklanacak. 1950’den bu yana kazıklana kazıklana kalbura döndü dini dar ahali ama 60-70 yıldır başına gelenleri fark edip algılamadı. Kimse aydınları, mürekkep yalamışları suçlamasın. Ama biz  gene de “kendi düşen ağlamaz iki gözü birdemn çıkar” diyemeyiz.

Başbakan Binali Yıldırım, Bilgi Güvenliği Konferansı’nda 20 Ekim günü konuşurken siber güvenliğin önemine değinerek, “Gelecek bilişimde, gelecek teknolojide” demiş ve “En az 30 bin siber güvenlik uzmanına ihtiyacımız var” diye ifşaata bulunmuş ve “Amerika 2009’da Siber Savaş Komutanlığı kurdu. İngiltere siber eğitimler vermeye başladı. Daha sonra Çin, Rusya, Kuzey Kore, İsrail, İran gibi ülkeler de güçlerini oluşturdular. Siber saldırıların ülke ekonomilerinde ciddi yıkıcı etkileri var. 2012’de İngiltere’nin yaşadığı siber saldırının ülke ekonomisine verdiği zarar 22 milyar paund olarak hesaplanmış” diye eklemiş.

Öngörü sahibi (!) Başbakan Binali Yıldırım kaygılanmakta haksız: Açtıkları binlerce imam-hatiplerde Kuran hatmederek matematik, fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, sibernetik öğrenen belleği kuvvetli  binlerce taliban en kısa zamanda 30 binin üzerinde siber güvenlik uzmanı üretecektir. Elbette nefes kuvvetiyle. Elin gavuru Kuran’dan ilham alarak bunca keşif, bunca icat yapmış, artık sıra bizde…

Şakayı bırakalım: İslamı referans alan bir toplum hiçbir modelle (kapitalist, sosyalist, komünist, Çin tarzı) çağı yakalayamaz. 200 yıldır olduğu gibi emperyalizmin kölesi olur. Bu döngüyü, bu makus talihi 1923-1950 arasında Türkiye Cumhuriyeti yenmişti.

Türkiye şimdiye kadar 1923 cumhuriyetinin yarattğı zenginliklerle, kurduğu çağdaş kurumlarla, laik okullarda yetiştirdiği kadrolarla idare etti. Dindar kesimin çocukları,  evlerinde öğrendikleri hurafelerin etkisiyle bu okullarda başarılı olamadılar. Hep mağduriyetlere sığındılar, başarılı olabilmek için avantajlar ve avantalar talep ettiler. İktidara geldiler. Sınavlara  ve seçimlere hile karıştırdılar. Soruları çaldılar. Hukuk, tıp ve mühendislik okudular. Mezun oldular. Torpille atamaları yapıldı.Çoğu siyasete atıldı, müteahhitlik işlerine girdi. Ama aralarından bir matematikçi, fizikçi, kimyacı, jeoloğ. biyoloğ çıkmadı.

Şimdiye kadar Cumhuriyet’in artıklarıyla geçindiler,  artık kendi başlarına kalacaklar ve kadınlarla el sıkışmayarak, sidik içerek, tarikat şeyhlerinin misk’ü amber kokan dışkılarının tadına bakarak, din ve iman gücüyle dünya ile yarışacaklar.

Gelelim imam hatip hegemonyasına: Diyelim ki AKP imam ve hatiplerin marifetiyle dini dar seçmeni gene efunlayıp iktidarda kaldı, R.T.Erdoğan Başyüce oldu. Sonra? Sonrası yok! Dünya artık tek adam rejimi kaldıramaz. Tek adam rejimi ne kadar sürerse sürsün sonu hüsrandır. Tek adam rejiminin elit (seçkinler) kadrosu olmaz sadece gözdeleri olur. Erdoğan rejimi 2019’da sona ermez ise Türkiye yeniden doğmak için çok acı çekecek ama Erdoğan gittikten, gönderildikten  sonra kurulacak gerçek demokrasinin bir elit kadrosu hazırda bekliyor  olacak. Demokrasi ve meritokrasi rejimi kurulacak.

MERİTOKRASİ[i]

Meritokrasi, yönetim gücünün, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim şeklinde idare gücü, üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır, kayırma yoktur. Özellikle kamu yönetiminde daha bilgili ve yetenekli kişilerin seçilmesi ve yine hizmet içindeki ilerleme ve yükselmelerinin bilgi, başarı ve yetenek kıstaslarına göre yapılmasını amaçlar.

Liyakat sistemi (merit system), siyasî kayırmacılık sisteminin uygulamada olumsuz sonuçlar vermesi neticesinde ortaya çıkan bir sistemdir. Sistem, 1883 tarihli “Pendleton Act”’in ABD’de uygulanmasıyla başlanmıştır. Kayırma sisteminin ortaya çıkışından itibaren geçen zaman içinde devletin rolü büyük ölçüde değişmiştir. Devletin geleneksel düzenleyicilik işlevleri hem hacim yönünden katlanarak artmış, hem alan itibarıyla son derece genişlemiş; bunun sonunda devlet yeni ve büyük sorunlar üstlenmiştir. Devletin bu yeni görevlerini yerine getirebilmek için modern kamu personeli, zamanımızın sosyal, ekonomik, bilimsel ve teknik problemlerini çözme gücüne sahip olmalıdır. Bu ihtiyaçlarla ve sorunlarla karşı karşıya kalan devlet, bunları çözümleme sorumluluğunu üzerine almış ve “liyakat sistemini” geliştirmiştir. Konuyla ayrıntılı bilgi, yazarın Kamu ve Kamu Personeli kitabında bulunmaktadır.

Ayrıca sosyolog Melvin Tumin’in ifade ettiği üzere meritokrasi, toplum içerisinde bireylerin yetenekleri ölçüsünde rol almaları durumudur.

İngiltere merkezli Meritocracy Party, beş maddeden oluşan bir manifesto yayımlamıştır. Bu maddeler şu şekildedir:

1-Kayırmacılık yoktur: Ailenizin değil, sizin kim olduğunuz önemlidir.

2-Yandaşçılık yoktur: Başkalarının sizin için ne yapabildiği değil, sizin ne yapabildiğiniz önemlidir.

3-Ayrımcılık yoktur: Cinsiyet, ırk, din, yaş, geçmiş önemsizdir. Yetenek her şeydir.

4-Eşit imkânlar: Herkesle aynı noktadan başlar ve yeteneklerinizin sizi götürdüğü yere gidersiniz.

5-Tatminkar erdemler: En başarılı insanlar, en yüksek tatmine erişirler.

Liyakat sitemi yukarıdaki 5 özelliğe sahip olduğu için nepotizmayı, kayırmacılığı engeller ama  kapitalist toplumlarda  iyi eğitime ulaşmayı sağlayacak maddi imkanların yarattığı ayrıcalıkla iyi eğitilmişlerin daha yetenekli ve zeki olanın önüne geçmesine neden olması  eleştirilebilir. Eleştiri haklıdır ama sorun çaresiz değildir. 1923 cumhuriyeti kurduğu milli eğitim sisteminin yarattığı fırsat eşitliği (parasız yatılı) yöntemi ile bu engeli aşmıştı.Türkiye, bu sistemle yetişmiş 1910, 1920 ve 1930 doğumlular sayesinde ayakta kalmayı başarmıştır. Bu kuşakların açlığı yolu AKP’nin imamları kapatamaz.

ÖZDEMİR İNCE

23 Ekim 2017

[i] Vikipedia