EKMELEDDİN İHSANOĞLU DOSYASI (2)

OI_YeniYaziBannerSquareBlue

İster eski adıyla (İslam Konferansı Teşkilatı-İKT) ister yeni adıyla (İslam İşbirliği Teşkilatı-İİT) olsun devletlerin İslam bayrağı altında bir araya gelip bir dernek ya da teşkilat kurmaları bana ters gelir. Aralarına İsrail’i de alıp bölgesel bir kalkınma ya da ekonomik işbirliği teşkilatı kurmalarına kimse itiraz edemez. Bunun benzeri birçok kuruluş var dünyada: Çin, Rusya, Hindistan, vb. ülkelerin kurduğu teşkilat var, bir zamanların Ortak Pazarı olan Avrupa Birliği var, ABD’nin Meksika ve Latin Amerika ile kurduğu ilişkiler var. Bunların özel adları da var ama benim için önemli değil. İKT ya da İİT aklıma Hıristiyan Konferansı Teşkilatı’nı ya da Hıristiyan İşbirliği Teşkilatı’nı getiriyor.

Adamlar 25 ülke halinde bir araya gelip 1969 yılında  bir teşkilat kurmuşlar ve adını İKT koymuşlar. Kime ne? Kime ne de, amma ve lakin Türkiye’nin bu 25 kurucu üye arasında işi ne? This is the question! Shekespeare’in dediği gibi işte sorun burada.

1969 yılında Adalet Partisi İktidarda, Süleyman Demirel de başbakan idi.

***

İnternette İKT hakkında araştırma yaparken karşıma bir yazı çıktı:

TÜRKİYE İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜNE ÜYE MİDİR?”

Uzun bir makale, Yrd. Doç. Dr. Münevver Aktaş yazmış. Şöyle diyor:

[“İslam Konferansı Örgütü (İ.K.Ö.) hükümetler arası bir uluslar arası örgüttür. Örgütün Kurucu Andlaşması, Cidde’de yapılan Dışişleri Bakanları İslâm Konferansında 4.3.1972 tarihinde kabul edilmiştir. Andlaşmanın girişinde İslam Konferansı Kurucu Andlaşmasını kabul edenler arasında Türkiye’ye de yer verilmiş; ortak inançların İslam halkları arasında yaklaşma ve dayanışma için güçlü bir öge oluşturduğu, İslam’ın manevî, ahlakî, sosyal ve ekonomik değerlerinin korunmasına kararlılık vurgulanmış, Örgütün amaçları arasında üye devletler arasında İslam dayanışmasını geliştirmek sayılmıştır.

2008 tarihinde kabul edilen İ.K.Ö. Şartı, 1972 tarihli Kurucu Andlaşmanın yerini almıştır (2008 tarihli Şart m. 39/2). Türkiye 2008 tarihli İ.K.Ö. Şartını imzalamış, ancak henüz onaylamamıştır.

2008 tarihli Şartın girişinde, İslamî birlik ve kardeşlik değerlerinin rehberliği, üye devletler arasında birlik ve dayanışmanın geliştirilmesinin önemi, uluslararası hukuka, BM Andlaşmasında yer verilen ilkelere bağlılık, İslamî değerlerin korunması ve geliştirilmesi vurgusu yapılmıştır.

Türkiye’nin İ.K.Ö. üyesi olup olmadığı, üye olduğu kabul edildiğinde de hangi tarihten itibaren üye olarak kabul edildiği, üyeliğinin dayanağı, niteliği ve kapsamı, üzerinde tartışılan bir konudur. Bu konu hakkında bir karara varabilmek için, öncelikle uluslararası andlaşmaların Türkiye bakımından bağlayıcılık kazanması sürecinin incelenmesi gereklidir.” ]

İnternette, Millî Merkez İzmir Yönetim Kurulu Üyesi  Münevver Aktaş imzalı bir başka yazı gördüm. Bu yazıyı da paylaşalım:

[Türkiye İslam Konferansı Örgütü’ne Üye Midir?

“Cumhurbaşkanı adayları arasında adı geçen Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ismini ben daha önceden duymuştum.

Hatta yazdığım bir makale de onun daha önce başkanlığını yürüttüğü İslam Konferansı Örgütü’yle ilgili. İslam Konferansı Örgütü’nün yeni adı İslam İşbirliği Teşkilatı. Bu Örgütün ve Türk Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sayfalarına bakarsanız, Türkiye’nin kuruluşundan itibaren (yani 1969 yılından itibaren) bu Örgüte üye olduğu yazılıdır. Ben buna inanmadım oturdum bi güzel araştırdım. Türkiye’nin bu Örgüte üye olduğuna ilişkin resmi bir kayda rastlamadım.

Yani TBMM’den çıkarılmış bir uygun bulma yasası ve Bakanlar Kurulumuzun onay kararnamesiyle bu Örgütü kuran Kurucu Anlaşmaya Türkiye taraf olmamış. Türkiye Örgütün kuruluş Andlaşmasına taraf değil. Ancak bu Kurucu Andlaşmayı esaslı bir şekilde değiştiren Andlaşmaya geçtiğimiz yıllarda taraf oldu.

Beni ilgilendiren bir diğer husus, hiç bir yasal dayanağı olmadan üye olduğumuz söylenen İslam Konferansı Örgütü’nün (yeni adıyla İslam İşbirliği Teşkilatı) getirdiği sistemin Anayasamızda değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümlerle bağdaşmazlığı idi.

Bu nedenle bu konuyu etraflıca araştırma gereği duydum.

Makalemin adı: Türkiye İslam Konferansı Örgütü’ne Üye Midir?

Makalemin yayınlandığı dergi: Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 11, Sayı 1, 2009, (s. 1-87)

Makalenin tamamı :http://www.dunya48.com/dosya/Turkye-iko-uyesimidir.pdf

Makalemin son paragrafı şöyle:

“Atatürk Nutuk’ta “millî politika”yla ilgili olarak şöyle demektedir:

“Efendiler, dış siyasetin en çok ilgili bulunduğu ve dayandığı temel, devletin iç teşkilâtıdır. Dış siyasetin iç teşkilâtla uyarlı olması gerekir…Bizim, kendisinde açıklık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasî ilke, millî siyasettir…Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak…Genellikle milleti uzun emeller peşinde yorarak zarara sokmamak…Medenî dünyadan, medenî, insanî ve karşılıklı dostluk beklemektir”

Armaoğlu’na göre, Atatürk’ün “iç teşkilatımız” dediği şey, Türk Anayasası ile kurulmuş bulunan siyasal sistemimiz, yani Devlet teşkilâtımız ve -başta laiklik ilkesi olmak üzere- Devletimizin nitelikleridir.

Bizce de, Türkiye’nin dış politikası devletin anayasal sistemiyle uyumlu ve hukuka uygun olmalıdır”.

Bilgilerinize…

Millî Merkez İzmir Yönetim Kurulu Üyesi Münevver AKTAŞ

Dünya48 – 19 Haziran 2014]

***

Yukarıda yazdığım gibi  1969 yılında Adalet Partisi iktidardaydı ve Süleyman Demirel başbakan idi. Ama 12 mart ve 12 eylül darbelerinin Atatürkcü paşaları neden bu teşkilattan çıkmadı? Üstüne üstlük Kenan Evren, Avrupa’ya gönderilen din adamlarının Rabıta Teşkilatı tarafından ödenmesini imzaladı?

Türkiye’nin bu teşkilat ile ilişkisi “Kızoğlankız ama altı aylık gebe” durumu. Ya da kuma!

Son derece can sıkıcı bir durum: Sanki CHP tek başına ya da destekli olarak cumhurbaşkanını seçebilecek oy gücüne sahipmiş gibi, cumhuriyet devrimleri ve Atatürk imgesine sığınarak anti propaganda yapılıyor. CHP tek başına bir aday çıkarsaydı, aday bekli ikinci tura kalırdı ama ne MHP’den, HDP’den, ne öteki sağ ve sol partilerden oy alabilirdi.

Bir yazımda, CHP’nin aklı varsa, içine sinen bir MHP adayını desteklemesi gerektiğini yazmıştım. Böyle bir durumda CHP (%26.59) + MHP (%17.59)’luk 30 Mart 2014 seçimi sonucuyla toplam % 44.22 oranını tutturabileceğini ve AKP ile başa baş geleceğini düşünmüştüm. Çatı Adayı böyle bir oy oranına daha kolay ulaşabilir(di).

Geriye HDP ile öteki sağ ve sol partilerin oyu kalıyor ki bu kitle yarı yarıya oy verse. Bir de “Yetmez ama Evet”çilerin oyları ile AKP’ye oy vermiş olan eski Demokrat, Adalet, Anap, YTP oylarına hesaba katmak gerekirse, bunların cumhurbaşkanlığı seçimlerinde R.T.Erdoğan’a oy vermemeleri mümkün.

Ne var ki kimileri geçmişinde, cumhuriyet devrimleri sırasında Mısır’a gitmiş bir babayı ve İKT ya da İİT’ye genel sekreter olmasını göz önünde tutarak Ekmeleddin  İhsanoğlu’nun adaylığına karşı çıktılar.

Benim bu insanlara söylenecek herhangi bir eleştirel sözüm yok. Ama R.T.Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasının 1923 cumhuriyetinin sonu olacağını ciddi ciddi düşünmeleri gerekiyor. Ekmeleddin İhsanoğlu, 1923 cumhuriyeti için ne kadar tehlikeli bir şey?

Bugünkü yazımı, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Anıtkabir defterine yazdığı metni 1 Temmuz 2014 tarihli Hürriyet gazetesinden aktararak bitireceğim

[ CHP ve MHP’nin Cumhurbaşkanı ‘çatı adayı’ Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, adaylık başvurusunun ardından ilk olarak Ata’nın huzuruna çıktı.

Aslanlı Yol’dan yürüyerek Anıtkabir’e gelen İhsanoğlu, Atatürk’ün mozolesine, kırmızı ve beyaz karanfillerden oluşan çelenk bıraktı, 1 dakikalık saygı duruşunda bulundu. İhsanoğlu, daha sonra, Misak-ı Milli Kulesi’ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı:

“Cumhuriyetimizin kurucusu ve İstiklal Mücadelemizin kahramanı aziz Atatürk; gencinden yaşlısına, hepimize emanet ettiğin cumhuriyetimiz, bugünlerde cumhurbaşkanının halk tarafından seçimi ile yeni bir safhaya ulaşmış bulunmaktadır. Bu kutlu ve ulvi vazifeye talip olduğum şu anda cumhuriyetin değerlerinin takipçisi ve geliştiricisi olacağımı Türk milletine ilan ederim. Ülkemiz, işaret ettiğin ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ülküsüne her zamankinden daha fazla sarılma ihtiyacı hissetmektedir. Sosyal barışın ve huzurun temin edilip korunması, ülkemizin refah seviyesinin yükseltilmesinde kilit bir rol oynayacak, halkımızın mutluluğu, bölgemiz ve dünyamız için de bir örnek teşkil edecektir. Temelinde evrensel hukuk değerlerinin, sütunlarında bağımsız yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin, çatısında insan hak ve hürriyetlerinin yer aldığı Türkiye Cumhuriyeti, cepheleşen dünyada huzuru, itibarı ve istikrarı ile ilelebet payidar kalacaktır. Bizlere düşen, gelecek nesillerimizin mutluluğunu bugünden tesis edecek gerekli adımları atmak, çatışmadan ve çözümsüzlükten uzak duran ülkemizi aydınlık bir geleceğe taşımaktır. Bu kararlı yolculuğumuzda en büyük gücümüz milli egemenliğin tecelli ettiği TBMM, en sağlam dayanağımız ise muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak hedefimizdir. Ruhun şad olsun.” İhsanoğlu, Anıtkabir Özel Defteri’ni imzaladıktan sonra İsmet İnönü’nün kabrine de kırmızı ve beyaz karanfillerden oluşan çelenk bıraktı. İhsanoğlu’na Anıtkabir ziyaretinde CHP Genel Başkan Yardımcıları Erdoğan Toprak ve Aytun Çıray, CHP Ankara Milletvekili Levent Gök ve MHP Ankara İl Teşkilatı da eşlik etti. Anıtkabir ziyaretinin ardından ilk durağı Türk-İş olan İhsanoğlu, ziyaretlere makam aracında Basın Danışmanı Özlem Gürses ile birlikte geldi. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ile 25 dakikalık bir görüşme gerçekleştiren İhsanoğlu, şunları söyledi: “Kendilerine cumhurbaşkanlığı makamı ile ilgili düşüncelerimizi anlattık. Cumhurbaşkanlığı, Anayasa’nın uygulamalarını gözeten ve devlet kurumlarının ahenkli bir şekilde çalışmasını sağlayan bir makamdır. Birlik ve beraberliğin temsil edildiği, 76 milyon insanın kucaklandığı, ötekileşmediği, devre dışı bırakılmadığı ve ayrımcılık yapılmadığı bir yerdir. Bir tek siyasi görüşün temsilcisi değil, bütün siyasi görüşlerin temsilcilerine açık olan, onların arasında milli menfaatleri maksimize eden bir anlayışla, onların ahenk içerisinde çalışmasını sağlayan, parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığı prensibine sadakatle bağlı olan bir makamdır. Cumhurbaşkanlığı, halktan aldığı gücü bütün halkı temsil ederek kullanmalıdır.” ANITKABİR’de vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaşan İhsanoğlu, bir kişinin, “Yozgat’lıyım 52 yıl Almanya’da yaşadım. Ülkeme huzur getireceksiniz” demesi üzerine, “Yarın (bugün) memleketime geleceğim. Ben de Yozgatlıyım, bıraktığınız gibiyim, gene beraber olacağız” dedi. Bir kadının, “Kadın haklarını koruyacağına söz verir misin?” diyerek kendisine sarılması üzerine, İhsanoğlu, “Söz veriyorum” dedi. Bir vatandaş da İhsanoğlu’na çiçek verdi. İhsanoğlu, Anıtkabir Müzesi önünde vatandaşlarla sohbet ederken, kendisini ilgiyle izleyen çocuğu da öptü. (Hürriyet, 1 Temmuz 2014,  Rıza Özel/ Ankara)]

ÖZDEMİR İNCE