EKMELETTİN İHSANOĞLU BİR JEAN-BEDEL BOKASSA DEĞİLDİR

OI_YeniYaziBannerSquareRed

1.

Jean-Bedel Bokassa, siyaset dünyasında R.T.Erdoğan kadar ilginç bir tip. Tarihten rüzgar gibi geldi geçti. Ama bu gelip geçme 13-14 yılı iktidarda toplam 30 yıl sürdü. Bu açıdan bakınca hiç de rüzgar gibi geçmiş sayılmaz. Bir de yönettiği halka sormalı. R.T.Erdoğan da tarih sahnesinden silindiği zaman rüzgar gibi geçmiş olacak, ama bir de onun şerrinden yaka silken halka, insanlara sorun bakalım. Bokassa’nın, çoğunuzun bildiğini sanmadığım hayatını Vikipedi’den  okuyalım:

Jean-Bédel Bokassa (d. 22 Şubat 1921 – ö. 3 Kasım 1996) Salah Eddine Ahmed Bokassa, Afrikalı askeri önder, Orta Afrika Cumhuriyeti‘nin başkanı (19661977) ve Orta Afrika İmparatorluğu’nun kendi kendini atayan imparatoru (19771979). Bir köy başkanının oğlu ve milliyetçi önder Barthelemy Bogonda’nın yeğeniydi.1939’da Fransız ordusuna girmeden önce yerel misyoner okullarında eğitim gördü.Fransızların Çinhindi’nde giriştikleri çatışmalarda üstün başarı göstererek Légion d’honneur ve Croix de Guerre nişanlarıyla ödüllendirildi.1961’de yüzbaşı oldu. Başkan David Dacko‘nun isteği üzerine, bağımsızlığına yeni kavuşan Orta Afrika Cumhuriyeti‘nin ordusuna komuta etmek için Fransız kuvvetlerinden ayrıldı. Ama yüksek askeri konumunu 1966‘da Dacko’yu devirmek için kullandı ve kendini cumhurbaşkanı ilan etti.Görevi sırasında iç ve dış politikasının baskıcı ve bir günü öbürüne uymayan niteliğiyle tanındı.Yönetimi boyunca hükümet görevlileri sürekli değiştirildi ve başkanın yetkileri gittikçe artırıldı. 1977‘de Bokassa, hayran olduğu Napolyon‘u taklit ederek I. Bokassa adıyla taç giydi ve cumhuriyetin adını Orta Afrika İmparatorluğu olarak değiştirdi.Ama, kısa süren saltanatı Fransa‘nın da desteklediği askeri bir darbeyle sona erdi.Darbeden sonra cumhuriyet yeniden kuruldu ve Eylül 1979‘da Dacko yeniden başkanlığa getirildi.Bokassa ise Fildişi Kıyısı‘na sürgüne gitti. Bokassa, yönetimi boyunca Fransa‘yla çoğunlukla iyi ilişikiler kurduysa da, sürgündeyken düş kırıklığına uğradı.1980‘de bir Fransız gazetesine, Fransa cumhurbaşkanı Valéry Giscard d’Estaing‘e armağan ettiği elmaslar konusunda açıklamada bulunması, Fransa ile Fildişi Kıyısı arasındaki ilişkileri gerginleştirdi.Bu durumun Giscard’ın sonraki seçimlerde uğradığı yenilgiyi de etkilediği sanılmaktadır.

İmparator I. Bokassa
İmparator I. Bokassa

Sonradan Fransa’ya giden Bokassa, ülkesinde, gıyabında yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Eylül 1986‘da ülkesine döndüğünde tutuklandı ve işkence, adam öldürmek, yamyamlık, zimmetine para geçirmeyi de içeren çeşitli suçlardan yeniden yargılandı. Haziran 1987‘de, yeterli kanıt bulunamadığı için yamyamlık suçlamasından aklandı, ama işkenceyle adam öldürmek ve zimmetine para geçirmek suçlarından ikinci kez ölüm cezasına çarptırıldı. Avukatlarının Yüksek Mahkeme’ye başvurması üzerine cezası 1988‘de ömür boyu hücre hapsine çevrildi. Ağustos 1993‘te çıkarılan genel afla serbest bırakıldı, 1996‘da kalp krizi geçirerek öldü. Bokassa’nın 17 karısı ve 50 çocuğu vardı. (Vikipedi, özgür ansiklopedi).

2.

Bokassa 1966 yılında darbeyle iktidara geldiği sırada ben de Paris’te tahsil-terbiye görüyordum. Fransız basınında hakkında her gün yazılar çıkıyordu. Mesela, nasıl darbe lideri oldu? Darbe günü, velinimeti Dacko ile görüşmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı sarayında bulunuyormuş. Kapıda beklerken, kendisi gibi yüzbaşı rütbesinde olmayan bir subayın komuta ettiği eli silahlı askerler gelmiş. Bokassa, kendisi ordunun başında ya, “Ulan bu ne haldir?” diye sormuş. Darbeciler, “Askeri darbe oldu, biz de başkanı tevkif etmeye geldik” demişler. Bunun üzerine, Bokassa, “İyi, aferin!” dedikten sonra tabancayı çekmiş, arkasında askerlerle birlikte başkan Dacko’nun makamına girmiş. Dacko’yu tutuklamış. Tutukladıktan sonra onun koltuğuna oturmuş.

Türkiye’ye dönünce, kısa bir süre öğretmenlik yapabildim. Sonra, Emil Galip Sandalcı tarafından yönetilen  TRT Dış Haberler Müdürlüğü’ne çevirmen olarak girdim. Yakından izlediğim Fransız basınında Bokassa hakkında her gün matrak haberler yayınlanıyordu.

Jean_Bedel_Bokassa
Jean-Bedel Bokassa ve madalyaları

Kal neymiş, çocuklarını sınıfta bırakan öğretmenler canlarını kurtarmak için yurt dışına kaçmışlar. Kal neymiş, kendine yeni bir eş seçmek için bakireler arasında güzellik defilesi yaptırıyormuş. En güzel haberi Le Nouvel Observateur dergisinde okumuştum: Güya, Bokassa kendini imparator ilan ettikten sonra, Paris bitbazarından bir torba madalya satın aldırıp göğsüne takasıymış. Hakkında bu türden gıgır haberler yayınlanırdı. Fransa cumhurbaşkanı Valéry Giscard d’Estaing‘e armağan ettiği elmaslar konusunda açıklamada bulunması, nefretlik “Giscard”ın yeniden cumhurbaşkası seçilmesine engel olmuştu.

Şimdi diyeceksiniz ki senin Jean-Bédel Bokassa nire, R.T.Erdoğan nire, Ekmelettin İhsanoğlu nire?  Yazarlık hissiyatım ve de içgüdüm, bir makara ipliği ile bile olsa, aralarında bir ilişki var diyor. 17  Temmuz 2014 tarihli Aydınlık gazetesinin “Özgürlük Meydanı” (s.2) sayfasında, “Türkiye Devriminin Yolunu Açalım” başlıklı anlam özürlü acayip bir yazı okudum. Yazıyı İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi Cenk Özdağ kaleme almış.

Yazıyı büyük bir dikkatle okudum ama  İşçi Partisi’nin Türkiye devriminin yolunu nasıl açacağını bir türlü anlayamadım. .Bir de siz okuyun,  bakalım anlayabilecek misiniz?

3.

“TÜRKİYE DEVRİMİNİN YOLUNU AÇALIM”

[Boykot çağrıları 10 Ağus­tos seçimlerinde bir çözüm beklentisini tersten de olsa beslemektedir. Bilimsel ve ger­çekçi tutum birinci turda Tayyip’in seçileceğini görmekle başlamaktadır. Bu sonucun dı­şında bir sonuca bel bağlamak zaman kaybına, örgüt ve cep­hemiz saflarında kafa karışık­lıklarına, kitleden kopmaya, sübjektivizme (öznelciliğe) kapı aralamaktadır. “Tayyip’ten ne olursa olsun kurtulalım” şiarı esasen sis­temle sorunu olmayan sözde muhalefetin işine gelmektedir. Bu muhalefetin yakın bir dö­nemde başarı şansı yoktur. Özellikle de bir süredir sürdürdüğümüzsiyasetlere aykırı bir çizgiye savrulmamıza yol açabilecek “Tayyip’e karşı Ekmel!” siyaseti saflarımızda mo­ral bozukluğuna, örgütsel zaafiyete yol açacaktır. Seçimlerde “geçersiz oy” ola­rak sayılacak şekilde “boş oy atmak”, “kendi adayımıza oy vermek” gibi adımlar bizi ha­yalciliğe sürüklemektedir. Bun­lar reaksiyoner çağrılardır, so­nuç alması mümkün değildir.

Bokassa-002(1)
İmparator I.Bokassa ve kraliçelerinden biri

BİZİ ZORA SOKAN ETKENLER

Konu hassastır. Bizi zora sokan ve kaçınılmaz olarak yüzleşmemiz gereken argü­manlar bulunmaktadır.

1- Boykot dersek: Bize, bu kez, Tayyip’i destekliyorsunuz denecektir. Her şeye karşın Tayyip’in gücü de düşünüldü­ğünde bize karşı yapılacak sal­dırılarla boğuşmak kolay ol­mayacaktır. Öte yandan, boy­kot çağrısı belirli bir oranda destekçi de bulacaktır. 2- Ekmel dersek: Bu kez de  açıkça gerici bir adaya,

2. Tay­yip’e destek vermiş olacağız ve yerini doldurmakta oldu­ğumuz devrimci saflarda bir gerilemeye yol açacağız. Bu iki ihtimalde de saklı olan düşünce, 10 Ağustos’un bugünden belli olmadığıdır. Esasında, 10 Ağustos’un so­nuçları bellidir. Sonuçlar açık­landığında “Bu seçim meşru değildir” açıklamaları çok bir anlam ifade etmeyecektir.

PEKİ, NE YAPMALI?

Seçimlerin 10 Ağustos’ta yapılacağı düşüncesi bizi bu açmazlara (çatal çıkmazlara, üçüz çıkmazlara) sürüklüyor. Çözüm bellidir:

1-Seçimler aday açıklama­ları sırasında yapılmıştır.

2-Seçmenler Türkiye’nin seçmenleri değildir. Seçimlerin seçmenleri Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Fethullah Gü­len, Abdullah Öcalan, Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu ve Deniz Baykal’dır.

3-Seçim sonuçları bellidir, adaylar sahte adaydır: Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı ol­muştur. Elbette, bunu böyle ilan etmek doğru olmayacaktır. Bunun yerine seçmenlerin ad­larını sayarak “Cumhurbaş­kanlığı koltuğunu Tayyip’e ar­mağan ettiler” demek doğru olacaktır.

4.Gülen’in korkak muhalefeti ve işbirlikçiliği, Öcalan’ın taşeronluğu, Bahçeli’nin Tayip’e sürekli destek olması, Kılıçdaroğlu’nun Gülen-ABD ittifakına girme çabaları ve cumhuriyet yıkıcılığı, Baykal’ın fırsatçılığı ve Cumhuriyetsiz bir CHP’nin başkanlığı için Türkiye’yi gözden çıkarması işlenmelidir.

5- Esasen, seçimlere kadarki süreçte bütün gücümüzü AKP-PKK karşıtlığına harcamalıyız. Ekmel’le uğraşmak yararsız. Ekmel’in şimdiden ölü doğ­duğunu, varlığıyla yokluğunun bir olduğunu söyleyip geçme­liyiz. Cumhuriyeti, laikliği, ay­dınlanmayı ve bölge devletle­riyle bölgesel çözümü işlemeliyiz.    

6-10 Ağustos için herhangi bir biçimde “umutları canlı tutmaya” çalışmamalıyız. He­defimiz Tayyip’in reisliğindeki çeteden, mafya düzeninden kurtulmak olmalıdır.

7- Bize, seçimlerde ne ya­pılacağı sorulduğu an, seçim­lerin sonuçlandığını söyleyip ne yaparsa yapılsın adı geçen seçmenler tarafından Tayyip’in seçildiğini söyleyelim ama “boykot” ya da “Ekmel” de­meyelim. Çatal çıkmaza gir­meyelim.

aa wife catherine
İmparator I.Bokassa ve Kraliçe Catherine

Önümüzdeki süreçte ya CHP milli bir mevziye girecek ya da CHP’siz bir seçenek do­ğacaktır. Birinci durumda neoliberal-dinci güçler zayıflar ve biz güçleniriz. Önerim, hazırlıklarımızın ikinci duruma yönelmesidir.]

4.

İşçi Partisi demeyelim de okuduğunuz dehşetengiz yazıyı bu partinin Merkez Karar Kurulu Üyesi Cenk Özdağ’ın özel ve öznel düşünceleri olduğunu kabul edebilim. Buna göre yazar:

1.Boykot havaciva, ister yap ister yapma, R.T.Erdoğan daha birinci turda seçilecektir;

2.R.T.Erdoğan birinci turda seçilemez dersek örgüt ve cephede olumsuz etkileri olur, saflar bozulur; buna meydan vermemek için “Seçimi birinci turda R.T.Erdoğan kazanır” demeliyiz;

3.Tayyip’e karşı Ekmel siyaseti İP saflarında örgütsel zafiyete yol açar;

4.”Geçersiz oy”, “Boş oy”, “Kendi adayımıza oy”  romantizmdir, gerici çağrılardır, diyor.

Bu zırva yazıyı özetleyip eleştirmekten vazgeçtim. Sanki bir delinin sayıklamaları… Adam bir yerde “Tayyip’ten ne olursa olsun kurtulalım şiarı esasen sis­temle sorunu olmayan sözde muhalefetin işine gelmektedir. Bu muhalefetin yakın bir dö­nemde başarı şansı yoktur. Özellikle de bir süredir sürdürdüğümüzsiyasetlere aykırı bir çizgiye savrulmamıza yol açabilecek “Tayyip’e karşı Ekmel!” siyaseti saflarımızda mo­ral bozukluğuna, örgütsel zaafiyete yol açacaktır” diyor; başka bir yerde “10 Ağustos için herhangi bir biçimde “umutları canlı tutmaya” çalışmamalıyız. He­defimiz Tayyip’in reisliğindeki çeteden, mafya düzeninden kurtulmak olmalıdır” diyor. Tut kelin perçeminden! Yazının sonuna doğru da “Bize, seçimlerde ne ya­pılacağı sorulduğu an, seçim­lerin sonuçlandığını söyleyip ne yaparsa yapılsın adı geçen seçmenler tarafından Tayyip’in seçildiğini söyleyelim ama “boykot” ya da “Ekmel” de­meyelim. Çatal çıkmaza gir­meyelim” diyor ve ardından ekliyor: “Önümüzdeki süreçte ya CHP milli bir mevziye girecek ya da CHP’siz bir seçenek do­ğacaktır. Birinci durumda neoliberal-dinci güçler zayıflar ve biz güçleniriz. Önerim, hazırlıklarımızın ikinci duruma yönelmesidir.”

İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi Cenk Özdağ’a göre cumhurbaşkanlığı seçimini Ekmelettin İhsanoğlu kazanamazsa, kafasını sert taşa çarpıp aklı başına gelen CHP, İP liderliğindeki milli mevziye katılacakmış ya da dağılacakmış. Sonuçta bir mucize olup İP güçlenecekmiş. Böyledir bunlar, hepsi Marx’tır, Lenin’dir, Mao’dur, aşağısı idare etmez. Adları devrimciye çıkmıştır ama bu türden gevezelikler yaparken kendiliğinden geleceğini sandıkları devrimi Godot’yu bekler gibi beklerler. İyi de İşçi Partisi’nin ne yapacağı belli değil. Belki ben anlamadım. Sanki İhsanoğlu cumhurbaşkanı seçilirse, muhteremlerin yaptığı devrimin üzerine Bokassa gibi oturacak! Akıl dağıtılırken bu  adamlar nerelerdeydi Ya Rabbi!?

Onlar devrimlerini İhsanoğlu’na karşı korumaya çalışsınlar,  ben, partileri, tarih ve nesnel gerçekler karşısında nasıl madara olmaz onu anlatmaya çalışayım:

İP, R.T.Erdoğan’dan ve mafya düzeninden kurtulmak mı istiyor, önünde tek bir seçenek var: Ekmelettin İhsanoğlu’nu desteklemek ve onun üzerinde belli bir ölçüde hak sahibi olmak. Devrimci ya devrim yapar (Darbe ile, İhtilal ile, halk ayaklanması ile), ki böyle bir şey artık ne Türkiye’de ne de dünyada mümkündür. Ya da demokrasinin olanaklarından yararlanır. “Binde oranında” oy alıyorsa, R.T.Erdoğan cuntasından kurtulmak istiyorsa, Ekmelettin İhsanoğlu’nun seçimi kazanması için devrimci dua eder ve  katkıda bulunur. Ekmelettin İhsanoğlu’nun bir “gerici” olduğunu iddia etmek de sabuklama sınıfına girer. Demokrasi ve cumhuriyet karşıtlarına ve teokrasi taraftarlarına gerici denir. Cumhuriyet ve demokrasiyi benimsemiş dindarlara ve muhafazakarlara gerici denmez. İşçi Partisi, sosyalizm yolunda ilerlemek istiyorsa, bu ancak demokratık barış ortamında olur. Gerçekten bir gerici olan R.T.Erdoğan teokratik totaliter rejimini kurduğu zaman İşçi Partisi kapısına kilit asmak zorunda kalır. İşçi Partisi için,  önümüzdeki  cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, bir tek devrimci yol var: Ekmelettin İhsanoğlu’nu desteklemek. Böyle bir şey yapacak olursa, Ekmelettin İhsanoğlu, Jean-Bédel Bokassa’ya dönüşmez. Çünkü o, bir anti Jean-Bédel Bokassa’dır. Ekmelettin İhsanoğlu cephesinin bozguna uğramasından parsa toplamaya umut bağladıysa, ötekinin iyice Bokassalaşmasına katkıda bulunur.

1627_01_bokassa
İmparatorluk tahtında oturan I.Bokassa

5.

“BİZ İÇERDE EKMEL BEY ÇANKAYA’YA ÇIKSIN DİYE YATMADIK”

Aydınlık Kitap dergisinin 18 Temmuz 2014 tarihli sayısında Soner Yalçın’la 150 bin satan kitabı “Kayıp Sicil” üzerine yapılmış bir söyleşi var. Soner Yalçın’ın bir Cumhuriyetçi olduğu kesin. Bu, söyleşide bir kez daha ortaya çıkıyor. (Bir “Cumhuriyetçi” için Kemalist, Atatürkçü, Aydınlanmacı, Laik, Devrimci, Halkçı… gibi sıfatlar kullanmak gerekmez. “Cumhuriyetçi” bunların hepsini kapsar).

Cumhuriyetçi Soner Yalçın, söyleşinin bir yerinde benim tüylerimi ürperten bir şeyler söylüyor: “CHP’nin çizgisi devrimci Hz.Muhammed’in devrimci çizgisidir;burada kafa karışıklığına gerek yok; CHP, tıpkı Hz.Muhammed gibi köhnemiş cahiliye dönemini yıkmış bir partidir.

Çizgi aynı çizgidir. Sol, İslamın devamıdır. Bu temel politik anlayışlar bilinmeden üst yapıdaki basit yüzeysel icraatlar ile halkın güveni kazanılmaz. Halk aydınlatılarak kazanılır, gericileşen siyasete ortaklık ederek değil. Aslında yapamamalarının nedeni, mücadelenin güç ve zaman alıcı olmasıdır.”

Aldık mı başımıza belayı, bir çuval incir berbat olmadı mı? Bu konuda çok okudum, çok kafa yordum ve bir eşek yükü yazı yazdım: “Kuran’ın solcu ayetleri” (Hürriyet, 29.06.2011), “Dindar solcu değil, solcu dindar” (Hürriyet, 14.09.2011). Güney Amerika’daki Kurtuluş Teolojisi konusunda da epeyce makalem vardır.

Bütün dinler yoksullardan yanadır. Hz.İsa, tüccarları (henüz kilise ayrımı yokken) sinagogdan kovmuştur ama Hz.Muhammed bizzat tüccardır. Hahamlar, papaz ve rahipler, hocalar arada olmasa işler kolay. Ama arada onlar var ve onlar dinlerin hizmetkarı değil sahibidir. Bu nedenle, günümüzde ne Hz.Muhammed devrimci çizgidedir, ne de sol İslam’ın devamıdır. Sol, insanlığın genlerinde olan bir haslettir. Sol; sinagoga, kiliseye ve camiye; hahama, rahibe  ve hocaya iltica etmez. Onlar kendi ayaklarıyla sola gelmelidirler ki tarih hiçbir zaman gelmediklerini, gelemediklerini gösteriyor. Güney Amerika’daki birkaç rahip hariç.

Dindar Müslüman Hz.Muhammed’e değil hocaya ve şeyhine inanır. İslamcı ise, ne islama ne de Muhammed’e inanır. Kinine ve kaleşine inanır.

Haklı değil ama haklı olduğunu kabul edelim: Peki, o zaman, Soner Yalçın, İhsanoğlu’nun adaylığına neden karşı çıkıyor? Dini iyi kullan(a)madığı için mi?

CHP’nin Hz.Muhammed’e değil Mahmut Esat Bozkurt’a ihtiyacı var!…

Soner Yalçın’ın bir başka falsosu: “12 yıl­dır Erdoğan’a karşı hapisleri göze alarak mü­cadeleyi biz Ekmel Bey Çankaya Köşkü’ne çık­sın diye yapmadık” diyor.

Okuyalım: “CHP kendi gücünün farkında değil; 13 mil­yonluk bilinçli-mücadeleci bir kitle Erdoğan’ı bu ülkeden kaçırtırdı. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli tarihi hata yaptılar ve maalesef Erdoğan’ın elini kolunu sallaya salla­ya Çankaya Köşkü’ne çıkmasına neden olacak zemini yarattılar. Biz bunları yazınca, “Tayyip’in ekmeğine yağ sürüyorsunuz” diyorlar. Sorgu­lamayan cahil, sorgulatmayan zalimdir. 12 yıl­dır Erdoğan’a karşı hapisleri göze alarak mü­cadeleyi biz Ekmel Bey Çankaya Köşkü’ne çık­sın diye yapmadık. Biliyoruz ki, bu insanoğlunun uzun yürüyüşüdür ama kimileri doğrularla de­ğil, algılarla hareket etmekte ısrar ediyor. Bir de dalkavuklar var ki onlara girip kimilerinin canı­nı yakmak istemiyorum. […] Üzüldüğüm, CHP ve MHP’nin, dünyada itibarı kalmayan Erdoğan’ı elbirliğiyle Çankaya Köşkü’ne çıkarmasıdır. Mücadeleyi kolay sanı­yorlar; masabaşı stratejisiyle -bir sihirbaz ma­rifetiyle – Erdoğan’ı yok edecekleri yanılgısı için­deler. Sorunları kavramsallaştırmamanın so­nuçları bunlar; kişiselleştiriyor ve kişi yok edilince sorun ortadan kalktı sanıyoruz bilmiyoruz ki Özal hala hayatta ve adı Erdoğan! Ve Erdoğan’ın ikiz kardeşi de Ekmeleddin! Ama… Ben umutluyum arkadaş; mücade­leye başlangıç için 150 bin kişi hiç de az değil­dir!”

Soner Yalçın şaşırtıcı ama içi boş aforizmalar da söylüyor: “Özal hala hayatta ve adı Erdoğan! Ve Erdoğan’ın ikiz kardeşi de Ekmeleddin!” diyor. Özallar ezeli ve ebedidir, her coğrafyada yetişirler. Sadece kapitalist topraklarda değil, sosyalist ve komünist topraklarda da. Özal hayatta olsa bile adı Erdoğan değil ve Ekmelettin İhsanoğlu da R.T.Erdoğan değil. Karıştırılmasın!

“12 yıl­dır Erdoğan’a karşı hapisleri göze alarak mü­cadeleyi biz Ekmel Bey Çankaya Köşkü’ne çık­sın diye yapmadık” cümlesi çok esnafça bir düşünceyi ifade ediyor. Hapis yatıp, CHP’ye Hz.Muhammed’i örnek göstermek, peki, bir devrimciye yakışır mı? Belki de, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını desteklemek, gerçekten bir devrimci bilince yaraşan harekettir. Soner Yalçın yanılgı için­de. Sorunları kavramsallaştıramamasının so­nuçlarıdır bu sapınç; işi kişiselleştiriyor ve kişi yok edilince sorun ortadan kalkacak sanıyor.

Özal’ı bir yana bırakalım. R.T.Erdoğan, softa bir Tuzsuz Deli Bekir’dir. Necip Fazıl’ın Başyüce’si olmak isteyen bir heveslidir. Okuma ve yazması yoktur. Bu nedenle cumhuriyetle ve demokrasiyle arasında bir şifre uyumsuzluğu vardır. Ekmelettin İhsanoğlu: Cumhuriyet ve demokrasiyle bir kan uyuşmazlığı olmayan  muhafazakar (evrensel) bir entelektüeldir.

Dış siyasete dikkat!

R.T.Erdoğan savaşı tahrik ediyor ve Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atıyor. Napoleon gibi, Hitler gibi… Onun yüzünden Türkiye’nin çevresinde tek bir dost ülke kalmadı. Cumhuriyet, kendisinden önce pasifmiş… Türkiye ne günah işledi Ya Rabbi!

Jean-Bedel Bokassa Visits French President Giscard d'Estaing
Jean-Bedel Bokassa ve eşi Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing ve eşi ile Elycee Sarayı’nda

Ekmelettin İhsanoğlu, barışçı ve cumhuriyetin dış politika geleneğine bağlı. Bu bile yeter! Arap ve Müslüman ülkelere güven verebilir.

R.T.Erdoğan, tarih ve terminoloji konusunda öylesine zayıf ve fakir ki İsrail’i  Gazze’de soykırım yapmakla suçluyor. İsrail arada büyük güç farkı olsa da Gazze ile savaş halinde. Hamas da Gazze’den İsrail’e füze fırlatıyor. Savaş halinde soykırım kavramı kullanılacaksa, Ermeniler 1915’le ilgili soykırım iddialarında haklı olmazlar mı?… Uluslar arası arenada konuşmak miting meydanlarında atıp-tutmaya benzemez. Ekmelettin İhsanoğlu böyle bir hata yapmaz. La Hey mahkemesine gitmeyi tavsiye ediyor.

Son söz olarak derim ki: Soner Yalçın, son kitabını satın alan 150 bin kişiyi kastederek “Ama… Ben umutluyum arkadaş; mücade­leye başlangıç için 150 bin kişi hiç de az değil­dir!” diyor.

Marx, Hz.İsa’dan sonra en çok okunan yazar. Bizim acilciler de Marx’ı okuyup birer Markıs oldular, sokaklara, dağlara taşlara yürüdüler. Sonları malum: 12 mart ve 12 eylül!

Soner Yalçın’ı okuyarak hiç kimse devrimci bilinç kazanmaz. Marx’ı, Engels’i, Lenin’i okuyarak da kimse devrimci olmadı, sadece olduğunu sandı. Megalomanyaklaştığı için de Türkiye İşçi Partisi gibi bir kaleyi yıktı. Sığınacağı bir yer kalmadığı için (Oysa CHP vardı), yılkıya çıktı. Yılkıya çıkmış solcular son derece tehlikelidirler: Bunlar ana rahmine haklı düştükleri için hiç yanılmazlar (!), yetmez ama evetçi olurlar; “Ekmelettin İhsanoğlu’nu desteklemek, Erdoğan’ı desteklemektir!” derler. Oysa, İhsanoğlu’nu desteklemek gerçek bir devrimdir!

Pek güzel! Soner Yalçın, şu 150 bin müridine bir talimat verse de bin kadarı Mahmut Esat Bozkurt’un TOPLU ESERLER’inin birinci cildini satın alıp satırların altını çize  çize bir okuyuverse…

ÖZDEMİR İNCE

20 Temmuz 2014