ELLİ YIL SONRA “KARGI”

YABANLAR
rüzgâra en yakın yerde onlar
atlar yaralı, erler... kalkanlar düştü, bozgun var
göçmenle doldu meydanlarımız, şarapla, buğdayla
kapadık kapıları, bekliyoruz, savaş kokuları süründük
soylarımız giysilerimiz yenilgimizle gönendik
bir salkı geldi uçbeylerinden: kartal sürüsü görmüş gözcüler
tütsüler yaktırdık tapınaklarda kurbanlar adadık
kapı eşiklerini arıttı kölelerimiz, karavaşlar
bekliyoruz, kapılar kapandı, savaş kokuları süründük

yeni bir hayvan yaşıyor havada

karanlık, karanlık, aydınlığı bir başka doğanın
kanımız tuzlu titreşimli bir uyku
her şey, her şey bitti artık; geldiler… yoklar
yağmasız yangınsız nasıl bir yeniklik bu
her günkü gökyüzü mü bu uzaklık bu azlık?..
kekeliyor gece, onmaz üzüncümüz.
geldiler geldiler, bitti her şey artık

yeni bir hayvan yaşıyor havada

göründü göğün arabası; altınlı, gümüşlü koşumları
kötü bir belirti bu ey ulu yaşlılar, yağlı rahipler
rüzgâra en yakın yerde onlar; yüreğimize
çocuklar, kadınlar kadınlar tutmuş balkonları
çünkü onlar geçiyorlar çünkü upuzun mızrakları
nasıl uyumalı, nasıl uyanmalı, ölmeli nasıl?..

yeni bir hayvan yaşıyor havada

Sandıklı, 10.9.1961

***
ANI

Göçmüş!..
çürüyüp pervazlan, kapı altları, belki de bir yenilgiye
başlamış, kuşanmış kara bir uykusuzlukla,
Islıklanmış,
kocamış bir çalgıcıdır artık, tütünsüz bir eskici, enfiyesiz
ve bir tarlakuşu dağın küpeçiçekleri arasında
Kim bilir,
aranıp sorulmamış, denkleştirilmemiş kalabalıkta, soğan
tecimenlerinin gelip bir gün kaldıkları ikindisiz kentlerdedir,
Bazen de
gece falan olmuştur, dündür ve gerçek bir sürek avı yoktur
kocamışlığında; kuşkulu bir yabanlık olsa olsa

Ve umu
bir uzak akraba kimliğinde kekre bir tat ağzında.

İzmir, 7.10.1962

***

TİRŞE

Rüzgâra denk düşmüş yüzü, sığmamış, bizim oralara gelmiş
dar­ağacı saatinde;

Peşinde sinsi tütün rengi, arar nikel gömüsünü, amyant diye
bir şey tutturmuş.

Evin kuzey yanıdır sırtı, itişir okul avlusunda, git git bitmez
usunda bitki isimleri.

Anlamazlığa gelir inik kepenkleri, Leipzig ipeği sorar ölü
yıkayı­cılara ve kaçar ardı sıra.

Trahomlu gözlerle bakar burun buruna gelince. Çıkarır şapkası­nı
bir dul, bir emekli gölgesi, (geçince manastırı solda).

Diz dize ilişir boş bir sıraya, katı bir iz bırakır, balmumu tadında
ölüymüş gibi Belediye Parkı’nda.

İzmir, 5.12.1962