EMİN ÇÖLAŞAN’A KINAMA MEKTUBU (2)

Emin Çölaşan’ın “Sakıncalı Gazeteci” adlı kitabının 59 ve 60.ıncı sayfalarını birlikte okuyalım:
***
[“Aydın Doğan’ın tanığı Özdemir İnce’nin ifadesi : Detaylı olarak benim herhangi bir bilgi sahibi olmam mümkün değildir çünkü biz yazarların hepimizin ayrı ayrı ilişki tarzı vardır. Patronla kim ne konuşuyor, bilemeyiz.
Bu bakımdan benim özel olarak söyleyeceğim herhangi bir şey yoktur. Bana Emin Bey herhangi bir şikayette bulunmadı. Çünkü kendisi Ankara’da ben İstanbul’dayım. Gazete sahibi ile de 10 yıllık süre içerisinde bir kere görüştüm. O da merhabadan ibarettir. O da bana Emin Bey’den bir şikayette bulunmadı. Benim söyleyeceklerim bundan ibarettir.”
Davacı Aydın Doğan vekilinin talebi üzerine soruldu :
“Benim herhangi bir yazıma patronlar tarafından müdahale olmamıştır. Zaten Aydın Bey gazetede benim muhatabım değildir. Benim muhatabım Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’tür. Yazılardan dolayı sadece ona sorumluyuz. Yazılarım hakkında Ertuğrul Bey karar verebilir. Aydın Doğan bana herhangi bir şekilde müdahale etmemiştir. Ertuğrul Özkök birkaç yazımda bazı hukuki mahzuru olan kelimeleri çıkartmamı rica etti. Ben de kabul ettim. Çünkü bir yazarın gazetedeki sorumluluğunun ne olduğunu biliyorum. Bu nedenle, çıkarılması istenen kelimeleri bana müdahale olarak kabul etmedim. Bazı yazarlar kabul edebilir. Bu nedenle de bir genelleme yapamam. Hürriyet gazetesi Ertuğrul Bey’in söylediği gibi bir süpermarkettir. Bu tanıma ben de katılıyorum. Her türlü görüş sahibi yazarlar vardır. Bizim gazetede iktidarı eleştiren yazarlar çoğunluktadır. Ben kendim solda yer alıyorum. Bu konuda benim yazılarıma herhangi bir müdahale olmamıştır. Ertuğrul Bey’in müdahaleleri doğaldır. Yazıişleri demek bir nevi denetimdir. Kendisi de bu denetimin başındadır.”] ***
Emin Çölaşan, daha sonra kalemi eline alıp şunları yazıyorsun : “Dikkat ediniz, davacı Aydın Doğan’ın avukatları olayı nasıl saptırıyor. Bu dava başka köşe yazarlarının değil, benim için açıldı. Oysa tanıklarına ‘Bizim yazılarımıza müdahale edilmemiştir’ dedirtiyorlar. Elbette olmamıştır. Ama konu onların değil, benim yazılarım. O sansürler onlara değil, bana yapıldı…Ve mahkemede hepsini bilgisayar çıktılarıyla kanıtladık. Olayları onlar değil, ben yaşadım”.
İyi de, yukarıdaki tanıklık ifademde senin aleyhine tek kelime var mı ? Yok !
Bir yere verdiğin söyleşide de utanmadan şöyle söylüyorsun: “Bu karar yargının Aydın Doğan’a verdiği bir ders oldu. Hem Aydın Bey’in, hem de mahkemede onun için tanıklık yapanların (Ertuğrul Özkök, Enis Berberoğlu, Tufan Türenç ve Özdemir İnce) şimdi ne diyeceklerini merak ediyorum” (S.12) diyorsun.
Ne diyeceğim, tebrik ve teessüf ederim ! Senin için yalancı tanıklık mı etmeliydim ?!
Her türlü tehdite senden fazla hedef olmama, iktidar ve ideolojisini senden çok daha fazla eleştirmeme karşın, seni kırmamaya gayret ettim. Ancak bitirirken şunu söyleyeceğim : Egon için yalan söylemeye tenezzül ediyor ve bana iftira ediyorsun. Acımaktan başka ne gelir elimden, sana ? Not: Cumhuriyet Kitap’taki söyleşine aynı yerde cevap vereceğim.